30 Mart 2012

Onca Saat Yol Gel, Maça Gireme

Yazı biraz gecikti ama anlatacaklarım geçtiğimiz hafta oynadığımız Ankaragücü maçından... Kendi başımdan geçenleri anlatacağım ama asıl anlatmak istediklerim onca yol gelip de tribüne giremeyenler renktaşlarım...

Mart ayının benim için deplasman lanetli olduğunu Karabükspor maçının ardından yazmıştım. Ankaragücü maçı için gidememek gibi bir korkum hiç yoktu. Çünkü üniversite için 5 yıldır ikamet ettiğim Ankara artık benim için deplasman sayılmazdı. Hatta Antalya'da Mardan'a gitmeyi düşünürsek 19 Mayıs için evimin dibi desem yeridir ama bu maç için beni bekleyen başka sürprizler varmış...

Karabükspor maçı öncesinde hazırlayıp asamadığım pankartlar ve Ankaragücü maçı için hazırladığım pankartı çantama koyup maçın başlama saatinden 45 dakika önce evden çıktım. Maçtan 25 dakika önce de stada geldim. Biletimi alıp tribüne giriş yaptım. Üstüm arandı. Sıra içinde sadece pankartların olduğu çantaya geldi.
“Çantada ne var?”
“Pankart”
“Ona biz bakmıyoruz. VIP tribününe gidip oradan onay alman gerekiyor.”
“E içeri girmişim şimdi tekrar mı çıkayım? Telsizle bildirin.”
“Böyle bir yetkimiz yok.”
Sanki stada değil devlet dairesine gelmişim. "Onay için şuraya" diye yönlendiriliyorum. Neyse dedim. Daha vaktim var; çıkar, onaylatır, gelirim. Bu konuşmaların yaşandığı yerin 1 metre ötesindeki görevlinin yanına geldim ve çıkacağımı söyledim. Sanki az önceki yaşananlar 1 metre ötesinde olmamış gibi ilk başta "Çıkamazsın." dedi. Sonra durumu anlat, az önce bunu söyleyen görevliye durumu izah ettir derken sonunda merkeze anonslar geçildi, durum oraya da aktarıldı ve turnike tersine çevrildi de dışarı çıkabildim.

Koştur koştur VIP tribününe gideceğim ama neredeyse tüm yol barikatla kapatılmış. Her barikatta da 2'şer polis bekliyor. VIP tribününe gelene kadar 3 polise daha derdimi anlatmak zorudna kaldım. En son sanırım bir stat görevlisi ve bir polisin durduğu yere gelebildim.
“Pankart için onaya geldim.”
“Görevli şimdi girdi içeri.”
“E çağırın hemen göstereyim, maç başlayacak.”
“Şimdi gelemez.”
“Yahu şurası ne olacak gelse?”
“Sana sormaz herhalde bunu?”
“Bana sormaz da bu adamın işi bu değil mi? İşini yapsın yeter.”
“Uzatma hadi.”
“Bir işi de zorlaştırmadan halletseniz zaten...”
“Hadi, hadi.”

Bir kez daha neyse dedim. Pankartları bir dahaki maça kısmet diyerek yalan edeyim de bari en azından maça gireyim diye düşünerek koştur koştur bu kez bilet gişesine gidiyorum. Ben koşarken maç başladı. Bilet gişesine geldim ki kimse yok, kapalı. Erkenden tası tarağı toplamış, kapatmış gişeyi ve elinde kalan biletleri teslim etmeye gitmiş. Daha maçın başı. E ne yapacağız? “Diğer gişeye gidin” dedi polis. Havaş tarafından Gençlik Parkı tarafına başladı mı bir koşu daha... Koşarken Antalya'dan gelmiş bir Antalyasporlu'ya denk geldim. Birlikte koşuyoruz ve vardık gişeye:
“Var mı deplasman bileti?”
“Yok bizde.”
“E durum böyleyken böyle ne yapacağız biz?”
“Yapacak bir şey yok.”
“Nasıl yok yahu adam ta Antalya'dan gelmiş, giremeyecek mi? Biletleri teslime gitmiş diyorlar da arayacağımız bir numara falan.”
“Bizde yok öyle bir numara.”

Döndük geldik deplasman tribünü girişine. Kapıda birikmiş mi bilet bulamayan 15 kadar Antalyasporlu daha... Ne yapacağız diye hepimiz güvenliğe derdimizi anlatıyoruz. Israr şu bu derken “Ankaragücü tarafından şu şu numaralı kapılardan bilet alın. Ben anons geçeyim. Oradan giriş yapın, biz ara kapıyı açıp alalım.” Yine başladı bir koşu. 15 kişi haldır huldur koşuyoruz. Bu sefer maratonun arka tarafındaki gişelere. Neredeyse biz olmuşuz maraton artık. Gittik gişeye. Sadece 1 tane bilet kalmış. Yine arayabileceğimiz numara falan filan desek de bu gişede de yokmuş böyle bir numara. E yersen...

Artık ne yapacağımızı da bilmez şekilde tekrar dönüyoruz ki bilet almak için polis kontrolünden çıktığımız için stat çevresine gireceğiz diye bir üst aramasından daha geçiyoruz. “Çantada ne var?” sorusu bir kez daha geliyor ve bu sefer pankartlar inceleniyor, ediliyor ama bana faydası var mı? Yok. Herkes kafasına göre bir şeyler uyduruyor işte. İçeri geçtiğimde ise grup çoktan dağılmış durumda, ters taraftan bir Antalyasporlu geliyor. Ne yapacağız, edeceğiz derken bari girelim de Ankaragücü tarafından maçı izleyelim diyoruz. Alıyoruz biletimizi, Maraton tribününe girmeye yelteniyoruz. Turnikelerden geçişte sıkıntı yok. Üst aramasında yine çanta sorusu geliyor.
“Ne var çantada?”
“Pankart ama başımıza şunlar şunlar geldi. Biz de bari en azından maçı izleyelim diye buraya girdik.”
“Antalyalıysanız alamam, çıkın dışarı.”
“Yahu pankartı açacak halim mi var gelmişim zaten rakip takımın tribününe?”
“Olsun, giremezsiniz.”
“Çantayı şuraya(girişteki büfeyi gösteriyorum) bırakayım, çıkışta alırım.”
“Olmaz.”
“Çantada pankart var diyorum. Neyi olmaz? Kumaş bu. Patlayacak mı, edecek mi?” “Almam.”
“Tamam madem bu arkadaşı niye almıyorsun?”
“Antalyaspor forması var.”
(Antalyasporlu arkadaşa en azından o maçı izleyebilsin diye formayı çıkarmasını, maç sonunda onu bulup formayı geri vereceğimi söylüyorum.)
“Yine olmaz, Antalyalısınız.”
“E adam formayı çıkarıyor. Kim anlayacak? Kaldı ki Ankaragücü ile bir sorun da olmaz. Yıllardır dostuz.”
“Olmaz, dışarı.”
Bu sırada 7-8 Ankaragücü taraftarı da polisin yanına geldi ve girmemiz için yardımcı olmaya çalıştılar ama o da fayda etmedi. Bir süre daha ikna etmeye çalıştıktan sonra pes edip çıktık.

Dışarıda Ankaragüçlü bir baba ve 5-6 yaşlarında oğlu bekliyordu. Bizim söylene söylene çıktığımızı görünce olayı sordu. Öyle konuşmaya başladık ki onlar da benzer durumdalarmış. Biletleri var ama içeri almıyorlarmış. “Bir görevli gelecek dediler ama 10 dakikadır gelen giden yok.” dedi ve biraz daha konuştuktan sonra o da vazgeçip gitmeye karar verdi ve biletini bize verdi. Bilet kadın ve çocuk tribünün biletiydi ama deplasman tribünündeki görevlinin ara kapıyı açıp sizi alayım diye söylediği kapı numarasından giriliyordu. Yani oradan geçiş yapılabilirdi. Elimizde tek bilet olunca Antalya'dan kalkıp gelen arkadaş girsin dedim yine, bileti ona verdim. Geldik kapıya ama ne desek yine boş.

Tüm bunlar olurken ikinci yarı zaten başlamıştı. Çaresizce deplasman tribünün oraya oturup maçın bitmesini beklemeye başladık ama yine yalnız değildik. Antalya'dan gelmesine rağmen maça giremeyip de dışarıda bekleyen 7-8 kişi daha vardı. Hem 07 Gençlik ile gelen, hem de Grup 1966 ile gelen... Gidip konuştum nedir onların durumu diye kimi bilet bulamamış, kimine alkollüsün demişler ve almamışlar.

Alkol konusuna gelince stada ilk geldiğimde Havaş tarafında 10-15 Antalyasporlu oturuyordu. Deplasman tribününe ilk girdiğimde 07 Gençlik'ten Metin Çelik sanırım bu grubun alınması için uğraşıyor, "Alkol testi yap. Alkollü çıkan olursa alma ama kafanıza göre iş yapıyorsunuz." diyordu. Sonrasında kendi derdime düşünce bu grup içeri girebildi mi, girdiyse ne kadarı girdi bilmiyorum ama bu grubu da hesaba katarsak maça girmek isteyip de giremeyen en az 45-50 Antalyasporlu vardı o gün.

Yaşanan sıkıntıyı kendim adıma o gün de dert etmedim, bugün de dert ettiğim kişi kendim değilim. Dışarıda kalan Antalyasporlulardan öğrendiğime göre 11 saatte gelmişler Ankara'ya. Yazık günah değil mi gelinen onca saat yola? Yazık günah değil mi bu insanlara?




 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Küfür ve hakaret içeren yorumlarınızın yayınlanmayacağını hatırlatır, yorumlarınızı paylaşarak blogumuzu zenginleştirdiğiniz için teşekkür ederiz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...