Anti-istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anti-istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mart 2017

Kişi Kendinden Bilirse İşi... Her Daim Mağdur: Beşiktaş

Antalyaspor-Beşiktaş maçının hakemi Mete Kalkavan... Kamuoyu tarafından Beşiktaşlı olarak bilinen Mete Kalkavan... Hal böyle olunca hakem konusu başkanımız Ali Şafak Öztürk'e soruluyor ve -Anadolu Ajansı kaynaklı haberden alıntıladığım- şu diyalog yaşanıyor:

Bir gazetecinin "Maçın hakemi Mete Kalkavan'ın kamuoyunda Beşiktaşlı kimliğiyle bilindiğine yönelik iddialar var. Ne düşünüyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine Öztürk "Mete Bey kamuoyunda Beşiktaşlı damgası yemiş bir hakem ama aynı zamanda geleceği olan bir hakem. İşleri hakemlik. Kendi kariyerlerini de düşünüyorlardır aynı zamanda. İyi performans sergileyeceğini göreceğiz inşallah. Maçtan sonra biz de değerlendireceğiz. Ön yargılı düşüncemiz yok ama kamuoyunda Beşiktaşlı damgası yemesi bizim için çok da rahatlatıcı bir konu olmuyor." diye konuştu.

Ali Şafak Öztürk'ün bu açıklaması üzerine ise Forza Beşiktaş hesabı üzerinden çarşı şu görseli paylaşıyor:


Başkanımızın açıklaması ile çarşı'nın paylaştığı görseli birlikte ele alalım. Paylaşılan görselde Ali Şafak Öztürk üst aklı örnek almakla ve ona şirin görünmeye çalışmakla itham ediliyor. Peki, Ali Şafak Öztürk'ün açıklamalarında üst aklı örnek alarak dile getirilen veya üst akla şirin görünecek herhangi bir ifade var mı?

Haberde de görüldüğü üzere konuyu açan kişi Ali Şafak Öztürk bile değil, kendisine sorulan bir soruyu cevaplıyor sadece. Diğer bir deyişle bu soru sorulmasa belki de bu konuda konuşmayacaktı bile. Kaldı ki Antalyaspor olanca gücüyle Avrupa hedefine doğru ilerlerken böylesi kritik bir maça yapılan hakem ataması hakkında Antalyaspor başkanı olarak çıkıp kendisi doğrudan doğruya konuşmuş olsa bunun neresi yadırganabilir ki?

Ali Şafak Öztürk, verdiği cevapla hem kamuoyundaki Mete Kalkavan algısını göz önüne alarak endişelerini dile getirmiş hem de maçın adil bir şekilde geçmesi yönündeki temennisini dile getirmiştir. Bu cevapta üslup veya içerik olarak yanlış nerede?

Cevabı öncelikle üslup olarak değerlendirecek olursak cevapta herhangi bir sert ifade, kötü söz, hedef gösterme vs. yer almıyor. Var diyen varsa söylesin, konuşup tartışalım. Cevabı içerik olarak değerlendirelim. Maçın adil geçmesi yönündeki bir temmenniye -e o kadarına da pes artık diyerek- laf edilmeyeceğini varsayıyorum. O zaman geriye bir tek seçenek kalıyor. O da maçın hakemi Mete Kalkavan'a yönelik endişelerin dile getirmesi...

Eğer öyleyse Mete Kalkavan hakkındaki kamuoyundaki genel algıdan bahsetme zahmetine bile girmiyor; Forza Beşiktaş hesabında maçın hakeminin Mete Kalkavan olduğunun duyurulduğu gönderinin altına Beşiktaşlıların yazdıkları yorumlarla yanıt veriyorum. Tabii anlayana...


Şimdi de görselle ilgili bir diğer detaya gelelim. Görselin başlığı "Kişi Kendinden Bilir İşi" ve görselin içeriğinde de Ali Şafak Öztürk, kendisine yöneltilen bir soru üzerine hakem hakındaki endişesini dile getirdiği için üst aklı örnek almak ve ona şirin görünmeye çalışmakla suçlanıyor ve bir takım hakaretlere maruz kalıyor.

Evet, gerçekten de kişi kendinden bilir işi... Ali Şafak Öztürk'e bu suçlamayı yönelten Forza Beşiktaş adlı sayfanın bu sezon hakemlere yönelik yaptığı paylaşımları derlemeye çalıştım. Görseli üzerine tıklayarak büyük ekran yapabilir, yazılanları okuyabilirsiniz. Bu zahmete girmeyecekler için söyleyeyim. Maç öncelerinde ve maç sonlarında yapılan bu paylaşımlarla hedef gösterilen hakemler -alfabetik sırayla- Ali Palabıyık, Bülent Yıldırım, Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus, Halis Özkahya, Hüseyin Göçek, Özgür Yankaya...


Süper Lig'de görev alan 22 hakemin 7'si alenen hedef gösteriliyor. Beşiktaş bu haldeyse Anadolu kulüpleri ne yapsın diye soracağım ama kime soracağım ki? Çünkü hakemlere ek olarak söz konusu paylaşımlardan nasibini alanlar arasında MHK ve TFF de var, İstanbul medyası da... Bakın adı üstünde İstanbul medyası...


İşte bu tablo da bize gösteriyor ki gerçekten de kişi kendinden bilir işi... Hakem hakkındaki endişesini dile getirdiği için çirkince saldırılan Ali Şafak Öztürk'e yöneltilen ithamların gerçek muhattabı Forza Beşiktaş hesabındaki görseli hazırlayanlardır; üst akıl gibi soyut bir tanımlanın arkasına sığınarak her maç öncesinde ve sonrasında algı operasyonu yapmaya çalışanlardır.

Görselle ilgili değinmek istediğim son detay ise Ali Şafak Öztürk'e bir diğer İstanbul takımı üzerinden yüklenilmesi... İstanbul takımları için Anadolu takımları ile ilgili bu şekilde ahkam kesmek kolay; çünkü onlar Türkiye'deki futbol realitesinin farkında değiller. Bunu onlara anlatabilmek için önce Anti-İstanbul kavramını anlatabilmek gerek. O yüzden bu konuya bir başka yazıda detaylı bir şekilde yer vermek kaydıyla şimdilik değinmiyorum.

Sadece şunu söylüyorum. İstanbul sömürüsü üzerine kurulu Türkiye'deki futbol düzeninde çok küçük bir azınlık dışında ne yazık ki kimse memleket sevdalısı olarak doğup büyümüyor. Herkese çocukluğunda bir İstanbul takımı empoze ediliyor ve ancak şanslı olanlar bu yalandan kurtulup futbolun gerçekliğini keşfedip doğduğu doyduğu şehrin takımına gönül verebiliyor.

Durum böyleyken ben Ali Şafak Öztürk'ü geçmişi ile yargılamam. Benim için önemli olan bugünkü duruşudur ve şu ana kadarki duruşuyla Sadece Antalyaspor diyen bir Antalyalı olarak benim desteğimi hak ettiğini düşünüyorum. Kaldı ki Ali Şafak Öztürk'e bu konu üzerinden yüklenmek bir İstanbul takımına düşer mi sizce?

İlla geçmişten bir fotoğraf kulanılacaksa o fotoğraf bana göre aşağıdaki fotoğraftır. Siz durmadan TFF bizi mağdur ediyor diye "isyan" edip algı operasyonu yapıyorsunuz ya, işte aşağıdaki fotoğraftaki kişi Türkiye'de futbolun başı, TFF'nin başkanıdır. Boynundaki atkı X takımının atkısı, kendisi de X takımının 2004-2012 yıllarındaki başkanıdır. Ee o zaman haydi durmayınız, X'i bulunuz ama bir tavsiye... Çok uzaklarda aramayınız.


Bu, yaptığınız algı operasyonlarınızdaki çelişkiye, mantıksızlığa ve riyakarlığa sadece bir örnekti. Uzun lafın kısası bu "Kişi Kendinden Bilir İşi" başlıklı algı operasyonuz da emin olun bizler için Anti-İstanbul kavgamızın haklılığını bir kez daha ortaya koyduğunuz bir rezillikten ibaret... İstanbul sömürüsü ile yozlaşmış bu düzende bir de duygu sömürünüzle küçük hesaplar peşinde koşuyorsunuz.

Bu yoz düzen içerisinde bu algı operasyonunuz bugünkü Antalyaspor maçında prim yapar mı? Yapar, zaten yaptığı için bu düzen bugün hala devam ediyor ya. Ancak inanıyoruz ki bir gün bu İstanbul sömürüsü bitecek, tüm Anadolu el ele verip bitireceğiz.


17 Şubat 2014

Galatasaray'dan Alçakca Açıklama

İstanbul takımlarının şike muhabbetleri iyice miğde bulandırmaya başladı. Bu 3 İstanbul takımınlarından bir tanesi olan Galatasaray ile bugün maç yapacağız bilindiği üzere. Ancak Galatasaray yönetimi maçın sonucunu bir gün önceden tayin etmek için çabalara çoktan başlamış bile.

Yaklaşık 10 dakika kadar önce, özet olarak da Antalyaspor maçının hakemi akıllı olsun demişler. Fenerbahçe hakemleri tehdit eder de büyük Galatasaray edemez mi yani?

İyice cılkı çıktı işin. Galatasaray'ı yenmemiz durumunda Fenerbahçe'nin hakemleri sayesinde yeneceğiz demek ki, velev ki Galatasaray yendi o zaman ne olacak büyük Galatasaray?




12 Nisan 2013

Bu Tebrik Bizim Değil

 
Son günlerde İstanbul takımları başarılı sonuçlar alarak taraftarlarını sevindiriyor. Bu sonuçlardan sonra Antalyasporlu futbolcular da bir iki kez sosyal medyada tebrik ettiğini açıklayan beyanlarda bulundular. Antalyaspor taraftarı da bundan ne kadar rahatsız olduğunu her zaman gösterdi.

Bizim için aslolan Antalyaspor'dur. Antalyaspor dışında gerçekleşen her şey teferruattır. Hele hele İstanbul takımlarının Avrupa'daki başarısı bizim zararımızadır. Adamlar ligte şike dahil olmak üzere onlarca çirkinliğe imza atarak senin üstünde yer alsın. Bu çirkinlikler sayesinde Avrupa'ya gitsin. Avrupa'da kazandıkları paralarla seni daha çok ezsinler. Sen de gel bu adamları tebrik et.

Kişisel olarak herkes herkesi tebrik edebilir. Herkesin istediği takımı tutabileceği gibi... Ancak çoğu kişinin "resmi" hesap sandığı hesaplardan edilen tebriği biz kabul etmiyoruz. Bu tebrik biz Antalyaspor taraftarının tebriği değildir. Yazıklar olsun Antalyaspor adını kullanarak Türk futbolunu kirletenleri tebrik edenlere...




  

08 Şubat 2013

Keep Calm and Support Your Local Team

İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı 1939 yılında İngiliz hükümeti halkın moralini yüksek tutabilmek ve halkı cesaretlendirebilmek için 3 poster hazırlatıyor. "Keep Calm and Carry On" da bu posterlerden bir tanesi... Posterdeki sloganı Türkçe'ye "Sakin ol ve devam et." olarak çevirebiliriz. Ancak bu posteri diğer iki posterden ayıran bir özelliği var. İngiliz hükümeti diğer iki posteri ülkenin her yerine asarken bu posteri acil durumlar için saklıyor ve bu poster İkinci Dünya Savaşı sırasında hiç asılamıyor.


Savaşın bitiminden sonraki 55 yıl boyunca poster pek de hatırlanmıyor. 2000 yılına gelindiğinde ise bir kitabevi sahibi açık artırmada aldığı kitapların arasında bu posteri buluyor ve çok beğenerek kitabevinin duvarına asıyor. Posterin meşhur olma hikayesi de böylece başlamış oluyor. Posterdeki slogan da kısa süre içerisinde bir mottoya dönüşüyor.

İnternette "Keep Calm and..." türevi pek çok poster bulabilirsiniz. Ben de bu mottolaşmış sloganı bir Ultras mottosu ile birleştirip Antalyaspor için bir poster hazırladım. Baktınız ki bir 'Antalyalı' karşınıza geçmiş size bir İstanbul takımını savunuyor, İstanbul'a götürseniz stadın yolunu bulamaz ama size taraftarlık öğretmeye kalkışıyor, anlattığınız her şeye rağmen aynı şeyleri söylemeye devam ediyor ve siz de artık sözün bittiği yere geldiğinizi düşünüyorsunuz; gönderin posteri, kafanız rahat etsin.





 

08 Ocak 2013

"İstanbul başarısız olduğu için" Saçmalığı

Ligde devre arasına girilmiş olması sebebiyle pek çok kişi ilk yarıya ilişkin değerlendirmeler yapıyor. Kimileri için bu değerlendirme "İkinci yarıda İstanbul takımları neler yapmalı ki şampiyon olabilsin?" hesabından öteye geçmezken kimileri de bu değerlendirmede İstanbul takımlarını uzun uzun konuşup Anadolu takımları için de kıymetli 2-3 dakikalarını ayırma lütfunda bulunuyorlar. "Bu sezon çok iyi top oynuyorlar.", "Takımdaki birlik-beraberlik..." ve benzeri klasikleşen birkaç lafı ezbere söyledikten sonra Anadolu takımlarının sıralamadaki yeri hakkındaki gerçek görüşlerini şu cümleyle ortaya koyuveriyorlar: "Tabii bunda Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın puan kayıpları da önemli."

Yani demek istiyorlar ki Anadolu takımlarının sıralamada yukarıda olmasının nedeni Anadolu takımlarının başarısı değil, İstanbul takımlarının başarısızlığı... İşte o dakika kan beynime sıçrıyor. Bu kadar aptalca bir yorum olabilir mi, bu kadar şuursuzluk olabilir mi? Anadolu takımları da İstanbul takımları da aynı ligde oynadığına göre birinin başarılı olması için diğerinin puan kaybetmesinden daha doğal ne olabilir? Anadolu takımları başarılı olmak için yurt dışından takımları mı yenecek, nedir bu yorumdaki mantığınız?

Anadolu taraftarları olarak biz maç sırasında İstanbul takımlarına galibiyet taktikleri veren yorumculardan, maç sonu atılan gazete manşetlerinden ve daha pek çok örnekten iyi tanıyoruz bu İstanbul odaklı zihnniyeti. O yüzden aslında sinirlenmeyeyim diyorum ama onca emeğin böyle görmezden gelinip hiçe sayılmasına da dayanamıyorum. Kolay mı böyle kokuşmuş bir ligde her şeye rağmen bir şeyler başarabilmek? Hiç değil. Dolayısıyla bu emeği kimse küçümseyemez.

Bu düzende bizim Antalyaspor'dan ve Anadolu'dan başka güvenecek hiçbir şeyimiz yok. Sadece Antalyaspor için değil tüm Anadolu kulüpleri için dileğim zaferlerine zaferler ekleyip bu İstanbul düzenini yerle bir etmeleri... Başrolü İstanbula verip Anadolu'yu figüran olarak gören medyanın cümlelerinde belki hiçbir zaman özne olamayacağız ama o cümlelerin yüklemini biz belirlediğimiz sürece bu hedefimize her gün bir adım daha yaklaşmış olacağız. Ölümüne Antalya, ölümüne Anadolu..!




  

13 Kasım 2012

İstanbul'a "Fanatik"

Fanatik gazetesinin geçtiğimiz pazar günü oynanan Fenerbahçe-Orduspor maçından sonra kullandığı haber başlığı sosyal medyada büyük yankı buldu. Gelen tepkiler üzerine Fanatik Orduspor camiasından özür dileyerek başlığı atan personelleriyli yollarını ayırdığını duyurdu. Peki bunlar bu ayıbı telafi eder mi? Etmez. Çünkü bu olay ne sadece bugünün ne de sadece bir personelin ayıbı... Bu ve benzeri ayıplara Anadolu takımları yıllardır maruz kalıyor.


Bir yandan "Türkiye futbolda neden başarı elde edemiyor?" diye sorup bir yandan 18 takımdan 3'ünü kayırmak için çırpınan bu ikiyüzlü basına karşı tüm Anadolu'nun ortak bir duruş sergilemesi gerekir. Anadolu kulüplerinin bu ligde figüran değil, bu ligin birer aktörü olduğunu göstermek için Anadolu taraftarlarının omuz omuza hareket edebilmesi gerekir.

Bu bağlamda bir örnek de henüz geçtiğimiz hafta yine Fanatik'in Antalyaspor ile ilgili yaptığı bir haber üzerinden verelim. Ligin 10. haftasında iç sahada oynadığımız ve son dakikalarda gelen gollerle 1-0'dan 2-1'e çevirdiğimiz maçtan sonra Fanatik aşağıda görseli yer alan haberi yapıyor. Başlık: "Lidere ilgi yok"... Haberin içeriğindeyse tribünlerin büyük bölümünün boş kaldığı yazıyor.


Anadolu takımları ile ilgili tek tük haberin yapıldığı bir düzende böyle bir haber yapıldığına göre demek ki tribünler gerçekten boş olmalı, değil mi? Hele hele bu "tribünlerin büyük bölümünün boş" olduğunu iddia eden bir haber ise... Ancak bakıyorum tribünde boşluk olarak söyleyebileceğimiz sadece açık tribünün kenar kısımları var. 

E o zaman böyle bir haber yapmanın gereği nedir? "Lidere ilgi yok" deyip Antalyaspor tribünlerinin boş olduğunu yazdıktan sonra haberin altına neden o 'boş Antalyaspor tribünleri' değil de deplasman tribününün fotoğrafı konulur? O fotoğrafta da neden deplasman tribünün en boş kısmı kesilerek kullanılır? Yaratılmak istenen algı ve bundaki amaç nedir?





17 Ekim 2012

Antalya Elden Gitti

Antalya BB'nin yer aldığı Beko Basketbol Ligi Antalya'da Galatasaray maçı ile başladı sevdamızın şehri için. İlk maçın özellikle İstanbul takımına karşı olmasının da etkisi ile takımı yalnız bırakmayalım diyerek ısrarla Antalyaspor'u reddeden Antalya BB'nin yine yanında olmayı seçtik. Ne de olsa başta dediğimiz gibi bizimkisi memleket sevgisi idi.


Ancak ne yazık ki her geçen sene artan "şehre ihanet" bu maçta tavan yaptı. Uzun zamandır basket maçlarına giderim, bu kadar fenasını ben hiç görmedim. Salonda Antalya BB'yi destekleyen 10 veya 15 kişi idik. Zaten bunun 9'u arkadaş grubumuzdu. Onun dışında bir bloğa sıkış tepiş doluşan Antalya'daki Galatasaray sempatizanları ve onların gazına gelen Antalya Kapalı Spor Salonu Tribünleri...

Protokol tribününe bakıyoruz, şu hani "şeref" adı verilen tribün. Galatasaray formalılardan geçilmiyor. Şerefsizlik orada da diz boyu... 1 ay önce futbol maçında gördüklerimizin aynısı bu sefer kapalı tribünde.

Nefret ediyorum artık şu şehre göç edip bir de bu şehir de yönetici kisvesi adı altında çalışanlardan... Nefret ediyorum her ortamda bizi dışlayan, İstanbul yalakalarına elinden gelen yardımı yapan güvenlik görevlilerinden.

O yalakalar Antalya şehrine, bizim değerlerimize küfür ederken, koyduk mu derken hiç bir sıkıntı olmuyor; ancak biz onlara bir laf ettiğimizde "Bırakın değmez." oluyor. Bir de bunu yapan yaşı geçmiş insanlar... Sizi bilmiyorum ama benim doğduğum, büyüdüğüm ve hayatımı sürdürmeyi düşündüğüm şehire küfür edildiği zaman ben bunu kendime yediremiyorum.

Küçücük çocukların üstlerinde Galatasaray forması ile maçlara gelmesini, doğdukları şehre sırt dönmelerine izin veren ailelerin varlığını yediremiyorum kendime. Ne büyük şansmış ki bizim babamız elimizden tutup boynumuza bu şehrin atkısını takmış. Ne şanslıyız ki şehrine ihanet etmeyen delikanlıları yetiştirmişler.

Şehrine ihanet edenler, çocuklarının cebine 3-5 lira para koyup İstanbul forması aldıranlar, türlü soğutmalara rağmen şehrine sahip çıkan Antalyaspor taraftarına hala devam eden olumsuz tavırları yapanlar, hepinizin Allah belasını versin. Ayrıca bunların hepsini görüp gazetelerinde tek bir satır bile yazmayan, o gün salonda bulunan Antalyalı geçinen gazeteciler siz de bu ayıbın içerisindesiniz.

Yaşasın şehrine ihanet etmeyenler!





08 Ekim 2012

Alex'iniz Batsın

Taşınma işinden dolayı uzun zamandır televizyon seyredemiyordum. Malum internetten de Antalyaspor dışında pek bir şey takip ettiğimiz söylenemez. Taşınma işleri bitip televizyonun kurulma işleri tam olarak Alex'in kovulma dönemine denk gelince Türkiye'nin en büyük probleminin Alex olduğunu anlamış bulunduk.

Zaten görüntüler olmadan futbol(!) tartışılan programların hali malum. Bulunmaz fırsat bu onlar için. Hadi Fenerbahçe taraftarını da anlarım. Onlar için çok çok önemli bir futbolcu da ya bizim Anadolu takımı tutan arkadaşlarımıza ne oluyor? İstanbul basınının dayatmaya çalıştığı iki takımlı Türkiye Ligi'ne karşı çıkıp kendi şehrinin takımını tutan bunca adam neden Alex'e yapılan vefasızlığı tartışıyor?

Bizim takımılarımızda ne vefasızlıklar oluyor, bizim takımlarımızda ne sıkıntılar oluyor da çıkıp bir kişi konuşmazken bizler tribünlerde hep dillendirdiğimiz anti-istanbul mottosuna karşı çıkarak "ama büyük vefasızlık yapıldı" adı altında neden İstanbul takımının sorunlarını tartışıyoruz, neden onlara prim veriyoruz?

Bugün Alex'in basın toplantısını bin tane kanal canlı yayınlıyor. Sen kendi takımının maçının 30 saniye bile sürmeyen görüntüsünü izlemek için gecenin bir yarısına kadar beklerken şu anda her kanalın canlı yayına geçmesine neden ses çıkarmıyorsun? Neden sen de İstanbul medyasının oyununa gelip dayattıkları şeyleri tartışıyorsun. Aslında bu işin toplum sorununa da değinerek uzar da gider; ancak sonuçta bu spor ile ilgili bir blog oraları başka mecralarda tartışırız.


Hele sabah işler çığırından çıktı. Samet istifa etmiş. Kimdir bu Samet? Fenerbahçe'de çalışan bir tercüman. Hani maç sonuçlarında futbolcular çıkıp kendi dillerinde "Önümüzdeki maçlara bakacağız" diyor da onları çeviren bir adam var ya. Hah işte o. Arkadaş nesini tartışıyorsunuz bu adamın istifasının? Kocaelispor, Sakaryaspor, Ankaragücü ne hallerde? Adamlar yok olmanın eşiğinde ama bunlar hakkında tek satır konuşmuyorsunuz da bir tercümanın istifasını tartışıyorsunuz.

Herkesin derdi kendine... benim takımımın nice sorunları var. Yönetim, teknik heyet ve taraftarın arası açık, isyan eden futbolcular, taraftara sırt dönen bir takım, Medical Park... İstanbul basını bunlar hakkında tek satır haber yapmayacak, sonra ben onların futbolcusunun tercümanını tartışıcam. Oh ne güzel dünya!

Türk futbolu ilerliyor değil mi?




 

30 Ekim 2011

Sen Yoksan Bir Eksiğiz


Sen yoksan bir eksiğiz...

Hani diyor ya büyüük camiaların büyüük taraftar grupları: Sen yoksan bir eksiğiz...

Nah eksiksin. Eksik olan biziz. Azınlıkta olan biziz. Aşkını olanca yaşayan; semti, şehri uğruna belki mahalledeki bakkalından, küçükken sürekli topunu kesen "Bunun böyle olacağı belliydi." diyen hep hasta olan teyzeye kadar herkesin serseri gözü ile baktığı, uğruna ülkenin en ucuna aç bi aç deplasman yapan tribün çocuklarıdır eksik olan.

Camına pankart gerilmiş bir otobüsün içinde en kral alkolle değil de yüzlerine örtülü kırmızı-beyaz kaşkollerle ısınmaya çalışan, harbi racon bilen çocuklardır sürekli eksik olan. Platin saçlı bir hatunu koluna takıp para uğruna her şeyini satan takımların maçlarını izlemektense deplasmanda yine kırmızı-beyaz atkısına sarılıp yaşadığı aşk acısını "Boşver be usta! Şişenin dibinde Antalyaspor varsa, her hatun bir kevaşedir." diyen harbi arma aşığı çocuklardır sürekli eksik olan.

Yüzlerce liralık parfüm markalarını belki bilmez bu eksik olanlar ama en kral meşale nerededir, kim satar hepsini bilir. Meşale kokusu sindiğinde üstüne manitaya en kral şekli koymasını da bilir. Kısık sesi ile seni seviyorum derken belki de haftasonu gidilecek Bursa deplasmanı vardır akılda. Ulan hatuna da söz verdik gitmeyeceğim deplasmanlara artık diye ama ben yoksam bir eksik olacaklar orada diye düşünenlerdir eksik olanlar.

Çocukken şimdilerde bir sitenin yüzme havuzunun bulunduğu, o zamanların bizim için mabedi olan toprak sahada top oynarken mabede gelen mahallenin güzel kızına iyi gözükmek için birden George Best olanlardır eksik olanlar. Bu delikanlılar otobüsüne taş geldiğinde şehrini savunan Odysseus olan, otobüsten ilk inenlerdir atılan taşlara doğru inatla koşan.


Büyüük takımın büyüük taraftarı...

Sen deplasmana gittiğinde İstanbul, İstanbul diye bağırırsın ya hani. Oradaki çocuklara bilet satmaya çalışırsın yolunu bulmak için ama eksik kalmazsın sen yoksan bir eksiğiz demekten... Neden eksik olan biziz biliyor musun? Çünkü biz cebimizde 2 bilet olsa bile 1'e 2 yapmaya çalışırız, çünkü biz biliriz ki o diğer biletle iki kardeşim daha içeri giricektir. içeri girsek de düşünürüz biz acaba dışarda kalan kardeşim kaldı mı diye. Çünkü o yoksa bir eksiğizdir tribünde.

Ey Antalyalı, sen yoksan bir eksiğiz bunu sakın unutma.
 

06 Nisan 2011

İstekli Futbol ve Galatasaray Galibiyeti

Duydunuz mu Galatasaray mağlup olmuş? Elbette duydunuz çünkü kendisini ulusal basın olarak addeden İstanbul basını 3-0'ı böyle konuşuyor, böyle yazıyor. Varsa yoksa Galatasaray. Zaten bir Arda mevzusu var ki bitmedi gitti. Aylardır adam sakat ama yine de yattılar kalktılar Arda konuştular. Çok fazla sevişti, bak hala sevişiyor, yarın da sevişir bu kesin.

Bu maçın ardından da Antalyaspor 3-0 kazanmış ama yine de çerez niyetine konuşuluyor Konuşan da hep aynı girizgahı yapıyor: “Burada Antalyaspor'a da bir parantez açmak gerek.” Allah razı olsun. Tamam bu sene Galatasaray ligteki en kötü sezonunu geçiriyor. Bu yüzden Antalyaspor'un galibiyeti belki şaşırtıcı bir sonuç değil ama bu Galatasaray'ı 3 farklı yenen bir takım var mı bu sezon? Necati bu 2 golü kırmızı-beyaz forma ile değil de sarı-kırmızı forma ile atmış olsaydı bu kadar mı konuşulacaktı? Neyse sorular böyle böyle uzar gider. Alışığız da zaten bu durumlara. Onun için varsın onlar sussunlar biz konuşalım dün sahada ter döken, bize futbol keyfi yaşatanları...

Maçın ilk 15 dakikasında Antalyasporumuzun ortaya koyduğu istekli oyun yerini dengeli bir oyuna bıraktık diyorduk  ki Tita'nın kullandığı köşe vuruşunda Erkan Sekman'ın enfes golü ile soyunma odasına 1-0 üstün gittik.


Her zaman en fazla eleştirdiğim konu Antalyasporumuzun öne geçtikten sonra gereksiz bir şekilde geriye yaslanması ve rakibin üzerinde baskı kurmasına izin vermesiydi. 2. yarıda yine böyle olmasından korkarken gördük ki bu kez ilk yarıdan da daha istekli bir Antalyaspor vardı. Sürekli baskı yaparak rakibin tehlike yaratmasına izin vermeyen ve bulduğu her topta 2. golü arayan bir Antalyaspor... Bu istekli oyunla çok da beklemedik 2. golü... 2. gol gelmiş ama sahadaki istek hala bitmemişti ve bu isteğin sonucunda kullandığı penaltı ile kendisinin 2. golünü atan Necati Ateş, Antalyasporumuzu 3-0 öne geçiriyor, maç da bu skorla bitiyordu.

Ligin 2. yarısında bu maça kadar oynadığımız 9 maçta Sivasspor'a 1, Manisaspor'a 1 ve Kasımpaşa'ya 3 olmak üzere attığımız toplam 5 golü düşünürsek bu maçta atılan 3 gol sevindirici ama daha da sevindirici olan ise yukarıda bahsettiğim istek... Bir taraftarın derdi ne galibiyet, ne şampiyonluktur. Sahada kendisi gibi bir şeyler yapmayı isteyen, bu arma için istekle ter döken birilerinin olduğu görmek taraftar için yeterlidir. İşte bu yüzden ben en çok gördüğüm bu istekten dolayı memnun oldum.

Bu galibiyetle ligin alt sıralarıyla ilgili endişeler son bulmuştur. Bundan sonra ligi çıkabildiğimiz kadar iyi bir noktada bitirmeye bakacağız ki gelecek sezon ekonomik olarak daha güçlü bir Antalyaspor olarak çıtayı daha üst noktalara koymayı hedefleyebilelim.

Bu arada maç sonunda bir kez daha stat meselesinin sıkıntılarını gördük. Takımı 3-0 önde olan ama galibiyetin keyfinin tribünde doyasıya çıkaramadan yola düşmek zorunda olan, buna rağmen evine saatler sonra varacak olan taraftarlar... Bunu bu şehre yaşatmaya kimin hakkı var? Hele ki Antalya stat isteğini haykırıyor iken...

28 Şubat 2011

NTVSpor ve Beşiktaş Aşkı

Sonuna kadar anti-istanbul diyenlerdenim. Ancak bu yazıda amacım 'anti-istanbul' nedir, ne değildir diye anlatmak falan değil. Bu yazıyla kendim cevaplayamadığım bir sorunun cevabını arıyorum.

2 gündür pankart hazırlamakla uğraşıyor, ne yazalım ne edelim diye konuşup duruyoruz. Ancak dün gece gördüm ki NTV Spor da boş durmuyormuş bu arada...



Başlık "Beşiktaş taraftarı için..."

Alt başlık ise "Avrupa'ya veda eden ve ligde de şampiyonluğa havlu atan Beşiktaş taraftarını Kiev maçını az da olsa telafi etmek adına taraftarı için Antalyaspor ile karşı karşıya gelecek."

Habercilik mi bu şimdi?

Eğer habercilik ise haberin metnini okuyorum da kimsenin bir açıklaması yok "Taraftarımız için kazanmak istiyoruz." diye... Peki, nereden çıktı bu taraftar için kazanma mevzusu?

Zaten bu haber başkasının görüşlerini aktarıyor olsaydı haber başlığının tırnak içinde yazılması gerekirdi. Öyle bir şey de yok. Demek ki bu haber NTV Spor'un kendi görüşü, kendi arzusu...

Sanırım bakmışlar pankart yapıp tribüne çıksalar ayıp olacak, onlar da haber yapalım bari demişler.

Cevaplayamadığım soru da işte budur: "Hayrola NTVSpor, nedir bu Beşiktaş aşkı?"


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...