31 Aralık 2012

Mutlu Yıllar!

Kendi adıma şöyle geriye dönüp baktığımda 2012 sanki biraz Antalyaspor gibi geçen bir yıl oldu. Bazen küme düşme korkusuyla acı acı, bazen liderlik heyecanıyla tatlı tatlı çarptı kalbimiz... Ancak öyle de olsa böyle de olsa bir gerçek var ki her zaman Antalya için, Antalyaspor için çarptı kalplerimiz... 2012 böyle son bulurken 2013 için Antalyaspor camiasına çok daha kırmızı, çok daha beyaz bir yıl dileriz. Umarım "Güldür yüzümüzü Antalyasporum" dileklerimizin karşılık bularak yüzümüzün hep güldüğü güzel bir yıl olur 2013... Ayrıca şehrine ihanet etmeyenlerin, tribüne emek harcayanların da yeni yılını kutlarız.

Son yıllarda sıkça gündeme gelmesine rağmen Himmet Göksu tarafından 5-6 yıl önce ortaya çıkarıldığı geçtiğimiz günlerde öğrendiğimiz "Noel Baba Demreli'dir, Antalya çocuğudur. Kırmızı beyaz giyer, Antalyasporludur." sözü bu sene ulusal medyada da yankı buldu. Biz de bu güzel söze elimizden geldiği kadarıyla birkaç görselle destek vermiş, renk katmış olalım istedik. Bu yazıyı da bu görselleri beğeninize sunarak sonlandıralım.








 

29 Aralık 2012

Antalyaspor Taraftarının Yol Haritası

Cihan Dilek bizim ve bizim gibi tribün kültürüne vakıf olduğunu düşünenler tarafından yapılması gerektiğine inandığı konuları teker teker açıklamış. Antalyaspor taraftarı olarak önümüzdeki zaman diliminde yapmamız gereken her şeyi yazmış. Bize de bu yazıyı paylaşmak görmeyen kitlelere ulaştırmak düşer.



Senelerdir hayalini kurduğumuz şampiyonluğa bu yıl bir adım daha yaklaştık. Anadolu'nun birçok kulubü iflasın eşiğindeyken biz rüya gibi bir sezon geçiriyoruz. Öncelikle bu yazımda herhangi bir kişi veya grubu hedef alarak yazmadığımı bilin isterim. Adım adım şampiyonluğa ilerlediğimiz bu sezonda taraftar olarak sorumluluğumuzun daha da arttığını bilmeliyiz. Tribünlerimizin az da olsa kıpırdanma yaşadığı bu dönemde eğrisiyle doğrusuyla bir ilk yarı geçirdik. Nasıl iyi işler yaptığımızda göğsümüz kabardıysa aynı şekilde gidişatımız için bir özeleştri yapmamız da gerekiyor. Eksiklerimizi tartışıp hem ikinci yarı için hem de uzun vadede önlemimizi almamız gerekiyor. İşte bu konuyla ilgili kafamda ufak ufak maddeler oluşturdum. Katıldığınız veya katılmadığınız konular illaki olacaktır ama şu anki toparlanma sürecinde bu maddeler emin olun faydalı olacaktır.

BİRLİK-BERABERLİK
Birçoğumuza deseler ki "2013 yılında Antalyaspor şampiyon olacak fakat tek şartımız var: Yaşanan ayrılıklar, kavgalar bitecek; tüm gruplar birlik olacak" eminim birçoğumuz seve seve kabul ederdik. Şimdi ise bu rüyaya bu kadar yaklaşmışken eski kırgınlıklar bir nebze de olsa bir kenara bırakılmışken kesinlikle kale arkasında yan yana can cana durulmalı, tek ses olunmalıdır. Nasıl ki deplasmanda tek yürek olabiliyorsak kale arkasını da her maç deplasman gibi düşünerek hareket etmeliyiz. Geçmiş zamanda yaşanılan kırgınlıkları, ayrılıkları, kavgaları sadece bir sezon da olsa unutarak Antalyaspor aşkı için omuz omuza vermeliyiz. Burada da grup liderlerine büyük görev düşüyor, münferitlerin de bu birleşmeye sonuna kadar destek olması gerekiyor. Bunun yanında yönetimsel konularda yaşanan sıkıntılarda (bilet fiyatları, kombine, transfer vs..) ortak tepki göstermeliyiz. Tepki gösterirken de yıkıcı değil yapıcı olmalıyız.

DESTEK
Her şeyden önce zirveye ortak olduğumuz bu sezonda düşmanımız dahi olsa rakip tribünü bir kenara bırakıp 90 dakika takıma destek olmalıyız. Bir dönem Atatürk Stadı'ndaki gibi rakip takıma baskıyı hissettirip takıma olumlu yönde destek olmalı, başarılı veya başarısız olunan maçlardan sonra takımı bağrımıza basmalıyız. Bu sezon birkaç maçı televizyondan izledim; zaman zaman güzel ses gelmesi rağmen çoğu zaman durgun bir profil oluştu. Her ne kadar kale arkasında güzel bir potansiyel olsa da maraton tribünü dolmadığı için insanların aklına 7 bin kişilik dolmayan bir stad geliyor. Böylesi olumsuz bir durumda bizler kale arkasındaki potansiyeli iyi kullanarak bu açığı kapatmalıyız. Rakip takım taraftarına üstünlüğü küfürle, şiddetle değil; birlik olup sahaya baskı kurarak hissettirmeliyiz. Eğer illa ki bir makara ya da küfür yapılacaksa bunu da maçın bitmesini bekleyerek 90 dakika sonunda yapmalıyız.

DURUŞ
Anadolu'da tribün kültürü oturmuş Bursa, Ankaragücü, Karşıyaka, Göztepe, Kocaeli, Sakarya, Adana Demir gibi tribünlerin tribünde bir duruşu vardır. Hepsinin belli başlı düşmanı vardır. Herkesle dost ya da düşman olmazlar. Bize uzak olan nötr denen bir kavram vardır bu tribünlerde; dostluk ve düşmanlık kavramlarını uçlarda yaşamazlar. Birçok maçta rakip takım taraftarıyla uğraşmayıp tribün yaparlar, kendi bestelerini söylerler, tribünde bir duruşları vardır. Kendi atkıları dışında başka atkı açmazlar, tek renk olurlar. Kolay kolay otobüs taşlama işlerine bulaşmazlar. Aksine kendi şehirlerinde sıkıntı yaşayanlara yardımcı olurlar. Bizde bir an önce böyle bir duruş oluşturmalı ve gereksiz mevzulardan kaçınmalıyız. Uzun lafın kısası nerede ne yapacağını bilen bir tribün olmalıyız. Bu konuda arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi bilinçlerdirmeliyiz. Nasıl Bursaspor şampiyon olduğu yıl tüm Anadolu'yu arkasına aldıysa biz de bu konuda politik olmalı, herkesin takdirini kazanarak şampiyonluğa uzanmalıyız. Şampiyonluğa yaklaştığımızda "Helal olsun Antalyaspor'a ve taraftarına" dedirtmeliyiz. Son olarak sanal alemde çeşitli platformlarda (Facebook, Twitter, TribünDergi vs...) gereksiz tartışmalardan kaçınmalı, lüzumsuz antipati yaratmamalıyız. Senelerdir temelleri atılan tabuları iki mesajla yıkmamalı, bazı konularda susmayı ve sabretmeyi öğrenmeliyiz. Antalyaspor adı geçen her konuda şuursuzca tartışmak yerine kendimizi daha olumlu ifade etmeli, eleştiriye açık olmalıyız. Yine bazı konularda kendi kendimize gelin güvey olmak yerine övgüyü veya eleştiriyi karşı tarafa bırakmalıyız.

GÖRSELLİK
Tek renk olma, atkı takma, el emeği pankart konusunda maalesef çok zayıfız. Kocaeli ile olan kardeşlik konusunda herkes hemfikir oldu fakat hala tribünlerde onlarca Kocaeli atkısı görüyoruz. Bununla kalsa iyi Ankaragücü, Adana Demir gibi bizle alakası olmayan kulüplerin atkıları da mevcut. Dışardan bakınca tam bir renk cümbüşü... Antalyadan daha soğuk olan kentler tek renk olmayı başarırken Antalya'da soğuk havalarda simsiyah bir tribün hakim. Hepimizin evinde kırmızı renkte bir mont, polar, sweat, ceket vardır. Sadece gruplar için değil, stada gelen tüm taraftarlarımızı bu konuda teşvik etmeli; tek rengi benimsetmeliyiz. Atkı konusunda büyükten küçüğe herkesi alıştırmalıyız. Gerekirse tribünde atkı şovlarını artırmalı, hatta atkı yaptırıp dağıtarak herkese bu kültürü kazandırmalıyız. Pankart bir tribünün ifadesi açısından en büyük materyaldir. Bu konuda dijital pankartlardan koparak içimizden gelen sözleri el emeği bir pankartla sergilemeliyiz. Bu konuda kale arkasını iyi değerlendirmeli boydan boya el emeği pankartla süslemeliyiz. Grupların önceden olduğu gibi ismini taşıyan büyük bir pankartı bulunmalı içerde dışarda taşımalıyız. Yine gidilen deplasmanlarda birkaç dijital pankart yerine tribünün her yerine el emeği pankartlarımızı asmalıyız. Pankart yapmak aynı zamanda eğlenceli bir uğraştır. Bu konuda gerekirse zaman zaman bir araya gelmeli, değişik fikirler üretip hep birlikte bunu eyleme dökmeliyiz.

DEPLASMAN
Sanırım şu ana kadar saydığım konular arasında en olumlu olduğumuz nokta deplasmandır. Antalyaspor tribünü geçmişten bugüne iyi bir tabloya sahiptir deplasman konusunda. Az ya da çok Türkiye'nin her yerine gidilmiştir. Fakat bu sezon bu konuda üstümüze düşenden daha fazlasını yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Örneğin; geçtiğimiz yıl Kadıköy, bu yıl Kasımpaşa ve Akhisar gibi deplasmanlara iyi organize olundu ama bunun yanında Trabzon, Elazığ, Sivas gibi uzak deplasmanlara az da olsa gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela biz bu sezon uçakla Trabzon deplasmanı düşünüyoruz, farklı gruplar Elazığ'ı düşünebilir, yine başka bir grup Sivas'ı düşünebilir. Bu tarz deplasmanlarda 50 kişi de olsak eminim ki büyük ses getirecektir. Hem takıma bağlılık hem de tribün konusunda takdir edilecektir. Bunun dışında İstanbul, Eskişehir, Mersin gibi deplasmanlara daha iyi organize olmalıyız. Yine deplasmana sadece takıma destek için gitmeliyiz, vurduya kırdıya değil. Bu konuda deplasmana giden küçük büyük herkesi bilinçlendirmeli, takıma ve tribüne zarar verecek kavga gürültüden uzak durmalıyız. Bize karşı yapılan herhangi bir eylemde tek vücut olup cevabını da vermeliyiz.

BESTE
Sanırım en zayıf olduğumuz konuların başında da beste kültürü gelir. Senelerdir alışıla gelmiş bestelerin dışına maalesef çıkamadık. Yeni beste üretme, tribüne aşılama konusunda sınıfta kaldık. İşin kolayına kaçarak başkalarının yaptığı besteleri döndürüp döndürüp söyledik. Hatta düşman olduğumuz Sakaryaspor'un bestesi Seviyorum Seni'yi bile söyleyecek duruma geldik. Bu konuda 07Gençlik takdir ettiğim birkaç beste kazandırdı tribüne, bu sezon bu konuda az da olsa kıpırdanma yaşadık. Bu söylenen bestelerin yanına yeni besteler ekleyerek beste çeşidini artırmalıyız. Başka tribünlerin, özellikle İstanbul tribünlerinin, bestelerini söylemekten kesinlikle kaçınmalıyız. Sıradan bir besteyi 5 dakika söylemek yerine kendi bestemizi 15-20 dakika boyunca kesmeden yürekten söylemeliyiz. Gerekirse maç önceleri veya internet üzerinde yeni besteleri kavrayarak tribünde döndüre döndüre herkese bu besteleri öğretmeliyiz. Türkiye'de diğer tribünlerde de söylenebilecek güzel bir beste yaptığımız zaman eminim ki beste konusunda sınıf atlayacak, takdir kazanacağız.

Tüm bu anlattığım konular olmayacak türden konular değil. Bunları hayata geçirmek ve uygulamak son derece kolay. Yeter ki bizler bu bilincin farkına varalım. Tribün kültürü denilen olguyu bu şehre kazandıralım. Yavaş yavaş, vazgeçmeden, ince ince nakış gibi bunları tribündeki gençlere aşılayalım. Birlik-beraberlik, destek, duruş, görsellik, deplasman ve beste... Bu konularda gereken seviyeyi yakaladığımızda emin olun Türkiye'nin sayılı ve saygın tribünleri arasında bulacağız kendimizi. Ve olur da şampiyon olursak dişimizle tırnağımızla geldiğimiz için çorbada bizim de tuzumuz olduğu için gurur duyacağız kendimizle. Bugüne kadar çok yazılıp çizildi bu konular ama umarım bu defa gereken hassasiyet gösterilir. Sonucunda bir nebze de olsa faydası olacaksa ne mutlu bana. Vakit ayırıp okuyan arkadaşlara teşekkürler. Saygılarımla...

Cihan Dilek
 27.12.2012 






28 Aralık 2012

Beste | Uzansın Elimiz Kupaya


Bizi bulsun her cefa,
Razıyız sen saldır Antalya...
Bekledik yıllar boyunca,
Uzansın elimiz kupaya...

SevenAs grubunun önceki yıllarda yaptığı bir beste. Kupada daha inanarak ilerlediğimiz bu sezon artık bu bestenin tribünde söylenmesinin vakti gelmiştir. Tribünlerde haykırmak dileği ile...



25 Aralık 2012

STSL 17. Hafta | Liderlik 2. Yarıya Kaldı

Ligin 17. haftası gelmiş; Antalyaspor maç eksiği olmasına rağmen Fenerbahçe ve Beşiktaş ile aynı puanda, Galatasaray'ın peşinde... Trabzonspor'un Galatasaray'ı yenmesi durumunda Akhisar ve bu maçtan çıkarılacak 6 puan ile ilk yarıyı lider kapatma durumumuz var. Futbolcular zaten bu psikoloji ile maça hazırlanırken Eskişehirspor başkanı Halil Ünal'ın Antalyaspor'u "Hep yeniyoruz, bu sefer de yeneceğiz." açıklaması futbolcuları daha da motive etmiştir.

Eskişehirspor Erkan Zengin ile Kamara'dan yoksun geldi Antalya'ya. Eskişehir'in etkili silahlarının olmayışı bir şanstı tabii ki bizim için. Antalyaspor ise ideal kadro ile sahada idi. Buna rağmen maça hem tribünde izleyebildiğime, hem de izlediğim özetlere göre Eskişehirspor daha istekli başlamıştı. İçimden "Ulan yine mi?" diye geçirmedim dersen yalan olur. Derken Tita'nın asisti ile gelen Diarra'nın golü tüm kötü düşüncelerimi sildi süpürdü. Çünkü öyle bir gol oldu ki hani tribünde "Goool!" diye daha da bir coşkulu bağırtan goller vardır ya aynen öyle idi. Tita'nın pası, Diarra'nın vuruşu muazzamdı. Bu gol ile tribün de, takım da gaza gelebilirdi derken eğer değişikliğin nedeni sakatlık değilse Mehmet Özdilek adına bir ilk gerçekleşti ve 42. dakikada İbrahim'in yerine Zeki oyuna girdi.


İkinci yarı bu sefer daha derli bir Antalyaspor vardı sahada. Yine de tam tatmin etmese de bizleri... İstatistik olarak Eskişehir daha üstün gözükse de daha çok pozisyon bulan ekip bizdik. Gerçekten bu sene açıkları çok iyi değerlendiriyoruz. Çoğu pozisyonda karşı karşıya kalma durumumuz bile oldu. Hatta kaçırdıklarımız da... Maçın son dakikalarına girerken stres daha da artıyordu. Karşılıklı ataklardan sonra "3 dakikalık uzatma mı olurmuş?" diye tartışırken gelen gol rahatlattı hepimizi. Üstüne gelen Eskişehirspor golü hiçbir şey ifade etmiyordu tabii ki. Maçtan sonra dönerken bile hala maçın 2-0 bittiğini zanneden çok kişi vardı.

Bu maçta bizi mutlu eden Tita'nın dönüşü idi. Yine kendine yakışan topu oynamadı ancak eskiye dönüş sinyalleri verdi. Uzun zaman sonraki en istekli oyunu idi. Diarra'ya attırdığı gol zaten bunun en önemli kanıtı. Isaac için de çok sabrediliyor ancak bu kadarı yersiz bence. Isaac'e gösterilen sabır genç futbolcularımıza da gösterilmeli. Bir de Hakan Arıkan var. İstatistik olarak baktığımızda çok gol yiyor gibi gözüküyor Hakan ancak yediği gollerin çoğunda karşı karşıya kalma durumu var. Eskişehir maçında da yine çok iyi bir performans çıkardı, yediği golde de yine bir hatası yoktu.

Tribünlere gelince... Eskişehirspor maçlarının atmosferi son 5 yıldır yani Eskişehirspor ile aynı ligde oynadığımızdan beri bir değişik... Özellikle şu anki adı ile PTT 1. Lig'de oynadığımız zamanki karlı deplasmana dair çok kişinin anısı vardır Eskişehir ile ilgili. İki takımın ligdeki durumu ve önceki yaşanmışlıklar varken taraftarın bir başka gözle baktığı maça biz de kayıtsız kalamadık. Isparta'nın Yalvaç ilçesinde okuyan Kalan kardeşimizin yoğun uğraşları sonucu 35 kişilik bir ekiple zirve yarışı içerisinde olan takımımızı desteklemeye gittik Antalya'ya.


Maça giderken herkesin içinde maç yağmurdan iptal olur mu acaba endişesi de yok değildi. Ancak ta Manisa'ya gittik, Antalya mı koyacaktı? Antalya bizi güzel bir hava ile karşıladı diyebilirim, yağmur vardı tabii ki ama bu kadardan bir şey olmazdı. Normal maç günü ritüellerini gerçekleştiremesem de bu sefer, her maça beraber gittiğim insanlarla buluşabildim maçtan önce. Yine tam kadro Adopen Tribünü'nde yerimizi aldık.

Adopen çakılı dolu idi, maraton tribününde %50'lik bir doluluk ve her zamanki gibi ondan daha da boş bir kapalı tribün vardı. Adopen'de iki grup yan yana durmasa da settekiler bir gözü sürekli diğer sette oluyordu. Bu daha düzenli bir tribün yapmamız için yeterli değil ne yazık ki çünkü bağırırken illa ki bir grup hızlı bağırıyor, bir grup yavaş... E hali ile beste bölünüyor daha kötü bir ses ortaya çıkıyor.

Bunun önüne geçmek için de grupların iç içe olmaları şart. Yıllardır söyleniyor gerekirse pankartlar yan yana asılsın diye. Hadi önceki senelerde gruplar arasında sorunlar vardı, bu sene sorun da yok o zaman neden bu inat? Antalya dışında kimse "Vay 1966 şu kadar kişi girmiş, 07 Gençlik bu kadar kişi tayfa yapmış." demiyor. Antalyaspor taraftarı deniyor. Zaten gruplar bir arada olursa inanın o tribünde her maç kavga çıkartan üzerlerinde Antalyaspor ile ilgili hiçbir ürün taşımayan adamlara da ihtiyacımız kalmayacak. O tribünde sadece Antalyaspor için gelenler olmalı. Galibiyeti ile sevinen değil, mağlubiyetine kahrolan insanlar olmalı.

Maçın başında yine saçma başladık tribüne. Özellikle Eskişehirlilerin girmesi ile yine bolca küfür edildi. Yönetimin bunu düşünmesi lazım, en azından 500 kişilik Işıklar'daki eski portatif gibi bir deplasman tribünü yapılmalı ve mevcut kale arkası tamamen Antalyasporlularla dolu olmalı.

Burada bir paragraf da maratondaki sevdalılara açmak istiyorum. Tüm statta görev dağılımı yapıldığını varsayarsam kendimce görevini en iyi yapan tribünün deplasman tarafındaki yeri idi. Dev bayrakları ile uzaktan da çok iyi görünen bu grup, maç boyunca deplasman tribünü ile uğraşarak onların dikkatini dağıtmayı başardı. Biz her gittiğimiz deplasmanda özellikle Eskişehir'de bundan çok çekiyorduk. Hep bir kitle oluyordu bizimle uğraşan ve biz buna yenik düşüp takımı destekleyemiyorduk. İşte bunu bu sefer biz başardık. Bu uğraşma işini de Adopen yapmamalı zaten, hep onlar yapmalı.

Gelelim beni maçta üzen meseleye. Eskişehirli çocuğun başının yarılmasına üzüldüm tabii ki, keşke olmasa ancak bu deplasmana giden birisinin göze aldığı bir şeydir zaten. Biz de gittiğimiz deplasmanlarda özellikle Eskişehir'de çok çakmak, taş, yumurta atıldı. Kimimizin kafasına geldi, kimimizin gözüne oluyor böyle şeyler. Ancak Eskişehir tribünü polis ile çatışırken "Emniyet, emniyet" diye bağırmak hiç ama hiç yakışmadı. En son Beşiktaş maçında yaşananları ne çabuk unuttuk? Sırılsıklam olan yaşlı insanları, cop yiyen küçük kardeşlerimizi, biber gazından nefes alamayan kadın taraftarlarımızı... O olanlar hiç yaşanmamış gibi, günlerce şikayet ettikten, günlerce küfür ettikten sonra şimdi çıkıp da "Emniyet, emniyet" diye bağırmak rezilliktir. Duruşu olmayan bir tribünün yapacağı iştir.

Kimse çıkıp da "Eskişehir'de aynı şeyler bize yapılsa daha farklısı mı olacaktı?" demesin, biz adamlığımızı yapalım gerisine bakmayalım. Burada oynanacak olan Trabzonspor kupa maçında çıkacak olan bir olayda yine biz çatışacağız aynı polis ile. O polis Eskişehirliler'den daha çok bizden nefret ediyor, kimse bunun farkında değil mi? Akhisar'da ıslandığımızda tribününe çağıran Akhisarlılara adam diyoruz ama Eskişehirliler polis ile çatışıyorken bugüne kadar sürekli sıkıntı yaşadığımız Antalya polisine destek için bağırıyoruz. Yazık...

Öyle veya böyle benim 10-15 dakikası dışında keyif aldığım bir tribün oldu. Eskişehir maçında olmasını beklediğimden daha az küfür vardı, daha az deplasman tribünü ile uğraşıldı. Yine içimizde kavgalar çıktı, yine besteler bölündü. Biz yine Antalyaspor'u karşılıksız seven abi, kardeşlerimizle yine bir arada idik. Takım lider olmasa, belki de 17. olsa yine orada olacak kişileri bildiğimizden bizden yana sıkıntı yok. Geberiyoruz sevgisinden bu takımın önemli olan o.

Bir de birşey sormak istiyorum, Halil Ünal nasılsın?





 

23 Aralık 2012

ODTÜ-Antalyaspor Sutopu 1. Lig Maçından

Bu sezon Sutopu 1. Ligi'nde mücadele etmeye başlayan Antalyaspor Sutopu takımı dün Ankara'da ODTÜ ile karşılaştı. Daha önce Antalyaspor Sutopu takımı ile röportaj yapmış, onları size bir parça da olsa tanıtmaya çalışmıştık ama düne kadar bizim de maçlarına gitme fırsatımız olmamıştı. Dünkü bu fırsatı Antalyaspor'u Ankara'daki maçlarda yalnız bırakmayan Eda Genç ve Antalya'dan lise arkadaşım Ahmet Ayırıcı ile birlikte değerlendirip Antalya'nın şampiyon takımını ilk kez izledik.

Dün sadece Antalyaspor Sutopu takımını değil, bir sutopu maçını da canlı olarak ilk kez izleyen biri olarak karşılaşma hakkında çok bir yorum yapma olanağım yok, sadece seyirci hakkında ve skor üzerinden birkaç satır yazabilirim.


Seyirci ile başlayayım. 6 yıldır ODTÜ'de olan biri olarak birçok spor etkinliğini izledim ama genelde bu etkinliklere pek ilgi olmuyordu. Bu maçta ise tribünlerin yarıya yakını doluydu ve yeri geldiğinde iyi de destek verdiler. Beklediğimden güzel bir atmosfer vardı. Antalyaspor Antalya'da havuz olmadığı için ligin ilk yarısındaki maçlarını deplasmanda, ikinci yarısını ise içeride oynayacak. Antalyaspor Sutopu takımı için Antalya'daki maçlarda bizler de en az bugün şahit olduğum kadar desteği her maçta vermeliyiz ki bu desteği fazlasıyla hak eden bu takıma hakkını verebilelim.

Skora gelirsek ilk dakikalarda 2-0 öne geçerek iyi bir başlangıç yapmıştık ama daha sonrasında önce oyuna ardında skora denge geldi ve ilk periyot bu şekilde tamamlandı. İkinci periyot sonunda da skordaki denge bozulmadı ve ilk yarı ODTÜ'nün 7-6'lık üstünlüğü ile sona erdi. Üçüncü ve dördüncü periyotlar ilk iki periyoda oranla daha golsüz geçti ve biz de beklediğimiz golleri bulamayınca maçtan 9-7 mağlup ayrıldık.


Skoru maça ilişkin birkaç satır daha aktarabilmek için yazdım ama skora zaten takılmamak gerekir. Çünkü esas olan bu takımın Antalya şehri için verdiği mücadele... Havuzu bile olmayan bir takım; kısıtlı olanaklarla antrenman yapabilen bir takım; antrenman malzemelerini, formalarını kendi imkanları ile karşılayan bir takım ve bu takım Antalyaspor adını Türkiye'nin en iyi 10 takımı arasına yazdırmış durumda...

Daha da önemlisi kuruluş nedenleri olan havuz sorununa dikkat çekerek Antalya'ya bu havuzu kazandırmak yolunda adım adım ilerliyorlar. Belediyeler kendi projelerini hazırladılar ve bu projelerin en yakın zamanda sorunsuz bir şekilde sonuçlanacağını umuyoruz. Onların bu çabaları sayesinde bu projelerin hayata geçmesiyle Antalya ileride bu branşta adından çok daha sıkça söz ettirecek.

Antalya için verdikleri tüm emek ve yaptıkları tüm fedakarlıklar için Antalyaspor Sutopu takımına bir Antalya aşığı ve Antalyaspor sevdalısı olarak teşekkür ediyorum. Ayrıca kısıtlı zamana rağmen fotoğraf ricamı kırmadıkları için de kendilerine ayrıca teşekkür ederim.



       Not       
Antalyaspor Sutopu takımı ile daha önce yaptığımız röportajı okumak isteyenler için:


 

21 Aralık 2012

ZTK B Grubu | Mersin İY Maçı Sonrası

5 maç 24 gol... Mükemmel bir istatistik. Kupada sürekli yedek kadro ile çıkmamıza rağmen gelene geçene 5'ten az atmıyoruz. Bir tek Beşiktaş'a 2 attık, o kadar da olsun.

Bu maça çıkarken de çok korkmuyordum zaten. Mersin'i buradaki lig maçında zor yenmiş olsak da kupaya çok asılacağını düşünmüyordum Mersin'in. Taraftarın bize karşı tutumu ve yeni teknik direktörü Giray Bulak'ın olması ile bir hareketlenme olur mu dedim Mersin'de ama varlık gösteremediler karşımızda.


Son çıkan ilk 11'e göre yine 6 oyuncu sahada yoktu. Buna rağmen hızlı başladık maça ve art arda gelen 2 gol ile "Acaba Akdeniz Derbisi'nde plaka yazabilir miyiz?" düşüncesi yavaş yavaş oluşmaya başladı. Ancak ilk devre rölantide geçen bir oyunla sona erdi. İkinci yarıya başlarken Eskişehir maçını düşünerek çok fazla efor sarf edeceğimizi düşünmüyordum. Aslında çok fazla da efor sarfetmedik. Savunmada oynayan Zizic'in kontra atakta gol attığı bir maçta ne kadar efor sarfedebiliriz ki zaten?

Diarra'nın 2 golü, Ergün Teber, Aissati ve Zizic'in 1'er golü ile 5-0'lık galibiyeti elde etmiş olduk. Alınan farklı galibiyet de gruplara çok iyi bir başlangıç yapmış olmamızı sağladı. Şöyle de bir şey var ki bizim ve Trabzonspor ile Eskişehirspor'un rakibi Mersin İY değil bu grupta. Biz de rakibimiz olmayan takımdan kesinlikle almamız gereken 3 puanı almış, kupada gruplara kazasız başlamış olduk.

Bu sene uzansın artık ellerimiz kupaya...




 

16 Aralık 2012

STSL 16. Hafta | 3 Puandan Vazgeçmek

"Deplasmanda 1 puan iyidir." Hemen hemen her deplasman maçı sonrasında duyabileceğiniz bir cümle... Peki gerçekten de deplasmanda 1 puan iyi midir? Deplasmanda alınan her 1 puanı başarı olarak görmek gerekir mi? Evet, bazı maçlarda iyidir ama 'bazı maçlarda'...

Orduspor maçı bunlardan biri mi? Maç öncesi için konuşursak aslında evet. Maç öncesi istatistiklere göre 7 iç saha maçında 4 galibiyet, 1 beraberlik, 2 mağlubiyet alan bir Orduspor var. Bu 7 maçta 13 gol atmış, 8 gol yemiş. Puansız gönderdiği takımların arasında Eskişehirspor ve Galatasaray var. Bu bilgiler doğrultusunda ben de maçtan önce "Ordu deplasmanda 1 puan iyidir" diyordum. Ancak gelin görün ki maç sonuçlarını istatistikler belirlemiyor. Maçtan önceki beklentileriniz ne olursa olsun sahadaki oyun beklentilerinize en son şeklini veriyor ve benim bugün izlediğim maçta beklentim maç öncesinin aksine 1 puan değil, 3 puandı.


İlk yarı içerisinde hatalarımız oldu ama bu yarının genelinde sahadaki oyunu istediğimiz şekilde kontrol etmeyi başardık. Alan daraltan Orduspor karşısında çok da üretken olamadığımız bir devrede penaltı bize skor üstünlüğünü de getirebilirdi ama Aissati bu fırsatı çok kötü kullandı. Zaten bu penaltıyı Tita'nın kullanmasından yana olardandım. Daha sonra golünü attı gerçi ama onu morallendirmek açısından bu fırsat Tita'ya verilmeliydi.

İlk yarı sona ererken en dikkat çekici nokta Orduspor defansının Antalyaspor hücum oyuncularından oldukça çekinmesiydi. En ufak riskte bile topu taca atarak bu çekincelerini gösterdiler. Dolayısıyla ikinci yarı için Ordusporlu oyuncuların bu çekincesinin üzerine oynamalı, bu durumu kendi lehimize kullanmalıydık.

İkinci yarıda da işler bizim için iyi gidiyordu. 51. dakikada Isaac'in asistinde Tita golü atıyor ve 1-0 öne geçiyorduk. Açıkçası bu dakikadan sonra Orduspor'a çok şans tanımıyordum. Beraberlik için gelecek rakibin arka alanda bırakacağı boşluklarla Diarra'nın dakikaları olacağını düşünürken hiç gereği olmamasına rağmen bir gole razı olup defansa çekildik.

Ordu 64. dakikada golü bulup beraberliği yakalayınca ilk yarıda elimizde olan kontrolü kaybettik. Kalan yarım saat boyunca Murat Duruer'in kendi çabasıyla yarattığı iki pozisyon dışında Orduspor kalesini neredeyse hiç gidemedik. Böylece Diarra'nın dakikaları olmasını beklediğim dakikalar Hakan Arıkan'ın dakikaları oldu.

Hakan Arıkan bugün maçın tartışmasız yıldızıydı. Ben zaten Hakan Arıkan'ın performansını beğeniyorum. 5-3 biten Beşiktaş maçında bile golleri Hakan Arıkan'ın değil savunmanın hatalarından yediğimizi söyleyip onun performasını savunmuştum. Bu maçta da benzer bir durum yaşan.


1-1'in ardından ortaya çıkan görüntü 2. golü atmak isteyen Orduspor ve 3 puandan vazgeçmiş, maç bir an önce bitsin isteyen Antalyaspor'a döndü. Atağa çıkmaya çalışan Orduspor orta sahada top kaptırıyor; rakibi dengesiz halde yakalamışken 4-5 oyuncumuzla birlikte hücum yapmak yerine yan top yaparak zaman öldürdük. 90+'lar oynanıyor, 1-1 sonrası dönemde rakip yarı sahaya nadiren yerleştiğimiz anlardan biri ama ilk pasta top rakibe...

Oysa golü yedikten sonra oyuncu değişikliği ile hücum hattına diri bir isim alabilir, moral üstünlüğünü ele geçiren Orduspor'a karşı dengeyi yeniden kurabilirdik. İlk yarıda defanstaki öyle çekinceli olan Orduspor'a karşı bu psikolojik hamleleri yapmadık. Kupa yorgunluğu deniyor ama biz oynamaktan vazgeçtikçe Ordu kalemize geldi ve Ordu geldikçe cesaretlendi. Neyse ki 2. golü yemeden maç sona erdi.

Öne geçtiğimiz, penaltı kaçırdığımız bir maçtan sonra "neyse"li bu cümleyi kurmak üzüntü verici işte... 1-1 sonrasındaki futbol geçen seneki Antalyaspor'un oynayacağı futbol, bu seneki takımın değil. Geçen seneki takım gol atamadığı için defansa ağırlık veriyordu ama bu seneki takım Avrupa'nın en iyi gol ortalamasına sahip takımlarından... Dolayısıyla biz savunmak için hücum etmeliyken hücum edebileceğimiz pozisyonlarda top çevirmek son derece anlamsız.

Kimi yorumlar "Kazanmaya o kadar alıştık ki deplasmandaki 1 puanı bile beğenmiyoruz" şeklinde... Önemli olan taraftar olarak bizim değil, takımın kazanmaya alışması ve aklının bir kenarında her zaman kazanmak düşüncesinin olması... Sözün özü deplasmanda 1 puan iyidir belki ama oynayabilecekken oynamaktan kaçındığın bir maçta değil...





14 Aralık 2012

ZTK | Gruplar ve Fikstür

Kura çekimi bugün yapıldı ve kişisel görüşüm olarak oldukça güzel bir kura çektik. Rakiplerimiz Trabzonspor, Eskişehirspor, Mersin İY...

Bizim grupta rakip olarak gördüğüm tek takım Eskişehirspor... Yıllardır Eskişehirspor hem bize ters gelir hem de şu an grupta bizimle beraber en iyi futbolu Eskişehir oynuyor. Eskişehir maçlarında alacağımız puanlar liderliği belirler, tahminimce de Eskişehir ile ilk ikiyi paylaşarak gruptan çıkarız.

Gelecek hafta, yani Orduspor maçından sonra, Mersin İY deplasmanı ile başlıyoruz gruplara. Mersin'den kati suretle 6 puan almamız gerekiyor. Yani hem içerde hem dışarda kazanmalıyız. Trabzonspor'dan alacağımız 4 puan ile yarı finalde kiminle karşılaşacağımızın hesabını yapmaya başlarız.

13 Aralık 2012

ZTK 5. Tur | Beşiktaş Maçı Sonrası

Sonunda oldu. Sonunda Beşiktaş'ı mağlup etmeyi başardık. Tribünlerde 15 senenin hıncı, diğer takımlarda "Şifo Beşiktaş'a yatıyor" inancı... Hepsi bitti bu maç ile.

Ligde oynanan karşılaşmada Fernandes'in Beşiktaş'a katkısı malum. Dolayısıyla bu maçta Fernandes'in oynamayacak olması bizim için en büyük avantajlardan birisiydi. Hafta sonu Manisa'da maçın ertelenmesiyle yorulmamış olmamız bu maç öncesinde dikkat çeken bir diğer avantajımızdı.

Maça değişik ve olması gereken bir 11 ile çıktık. Ömer ilk 11'e girmiş, Tita kesik yemişti hocadan. Emrah uzun zaman sonra ilk 11'de maça başlıyordu. Maçın başında çok saldırgan bir görüntü çizmesek de Beşiktaşlı Atv yorumcusunun dediği gibi kapanan bir Antalyaspor yoktu. Aksine pozisyon bulan ekipti Antalyaspor. Beşiktaş'ın iki üç pozisyonunda Sammy'nin boşa çıkması ile heyecanlansa da Atv ekibi sonuç çıkacak pozisyonlar değildi onlar da.


Attığımız ilk golde Murat'ın mükemmel şutu vardı. Önüne düşen topa bekletmeden vuran Murat Duruer topu öyle bir noktaya gönderdi ki başka yere gitse top ağlarla buluşmazdı. Ömer'in golünde ise maçta savrukluğu ile dikkatimi çeken Emrah'ın güzel ortası dikkat çekiciydi.

29. dakikada Ergün Teber sol kanadı boş bırakınca Beşiktaş bulabileceği nadir atakların birinde golü buldu. Ergün hem ofsaytı bozduğu gibi hem de gol için Holosko'ya boş alan yarattı bu pozisyonda. Golden sonra yine defansın solunda ara ara boş yakalansak da çok tehlikeli olmadı Beşiktaş atakları.

İkinci yarı Antalyaspor beklenen ancak benim istediğim futbolu oynamadı işin açığı. Beşiktaş'ın hataları, Antalyaspor'un becerileri ile hazırlanmış 3-4 pozisyonu çok rahat harcadık. Hele ikinci yarının başında Aissati'nin kaçırdığı gol hiç yakışmadı ona. Bu maçta o da basit hatalar yapmaktan kendini alamadı.

Beşiktaş geride olmanın da verdiği stres ile çok agresif bir maç çıkardı. Ben zaten 10 kişi tamamlamadıklarına şaşırdım. Özellikle İbrahim Toraman'ın kesin atılması lazımdı. Hakemin Beşiktaş lehine çaldığı fauller, olmayan pozisyonlarda verdiği ofsaytlar Antalyaspor'un şevkini kırmaya yetmedi. Antalyaspor son dakikaya kadar direnerek gruplara adını yazdırmayı bildi. 

Bir paragraf da Adopen'e... Bu maçta çok iyi performans sergiledi tribün. Özellikle grupların yan yana durmasının etkisini görmüş olduk. Ne bağrıldığı belli idi, hepsi çok net duyuldu televizyondan. Ah bir de beste seçimine dikkat etsek, özellikle kendi bestelerimize ağırlık versek çok güzel olacak. Tabii 'Deplasman yolunda' bestesinin başını da değiştirmemize gerekiyor Antalya'da söylerken. Ayrıca deplasman tribünü ile uğraşılmaması da ayrı güzellik kattı tribün adına. İnşallah hep böyle bir arada olmaya devam eder gruplar. O zaman münferit olan taraftarlar da katılıyor grupların içine ve sağlam tribün çıkıyor ortaya.

İki İstanbul ekibinin elendiği kupada kendi şansını artırarak finale doğru yürümeye devam ediyoruz. Bize bu mutluluğu yaşattıkları için futbolcu kardeşlerimize, Mehmet Özdilek'e teşekkürü bir borç biliriz. Yüzümüzü güldürdünüz Kızıl Akrepler.





 

12 Aralık 2012

Maçsız Deplasman

Herkesin katıldığı, maç oynanmamasına rağmen "İyi ki de gitmişiz" dediğimiz bir deplasman oldu Manisa... Tita'nın şutu nasıl direkten döndü yerine konuşulacak, yıllar sonra hatırlanacak o kadar anı kaldı ki hafızalarda birazını yazıya dökerek o anları yaşamayanlara aktarmak görevimiz olsun.


 Öncelikle belirtmeliyim ki elimde çok az fotoğraf var. Bu maç için planım kısa film tarzı bir şey yapmaktı; ancak kameramın su altında çalışma özelliği olmadığı için maç biletlerini aldığımız andan itibaren hiç  çıkartamadım kamerayı. Yağmur malum. Maç sırası görüntüler de eksik olduğundan ortaya güzel bir iş çıkmayacaktı ondan rafa kaldırdım. Benden fotoğraf bekleyen arkadaşlardan da bu yüzden buradan özür diliyorum.

Maça Grup1966 ile gideceğimiz yolculuktan bir gün önce belli olmuştu. Ancak Şarampol'e giderken dahi aklımızda "Acaba gidebilecek miyiz?" düşüncesi hakimdi. 2 otobüs hazır bekliyordu Ali Baba'nın önünde, daha sonra 6 volt geldi, üstüne bir otobüs daha... 3 otobüs 6 volt çıktık yola. Denizli'yi geçtikten sonra İzmir'e gidilmeyeceği söylendi. Salihli'ye girdik ve değişik deplasman günü başladı bizim için.

Salihli'de öncelikle halk bize çok iyi davrandı. Yaklaşık 200-250 kişilik Antalyasporlu grup ilçenin her yerine dağılmıştı. Öğle saatlerinde "Gool istiyorum" diye bağıran meşhur Manisa Tarzanı abimiz geldi, bizi BAL'da oynanacak olan Salihli maçına çağırdı. Önce kortej halinde gittik stada doğru ama nedense polis bizi stada sokmayacağını söyledi, biz de geri döndük ilçe merkezine. Daha sonra biz 3-5 arkadaş yemek yerken maça gitmiş bizimkiler. Sanırım ilk devre dağınık oturulmuş. İkinci yarı ise kapalı tribüne geçti Antalyaspor tayfası. Maçı Salihli 3-0 kazandı. Çok değişik görüntüler vardı. Hakemin yanlı tutumu bizi bile o kadar sinirlendirdi ki ikinci golden sonra Özgün dönüp "Lan bildiğin gözlerim yaşardı." diyordu, tabii ben de o sırada kollarım sıkılı gool diye bağırıyordum.

Maç sonrasında etrafımızdaki Salihlililer'in iyi dilekleri ile otobüslere bindik. Stadın etrafında bir tur atıp ilçe merkezine dönecektik ancak gördüğümüz manzara bizleri çok şaşırttı. Belki de maça gelenlerin yarıdan fazlası bizim gitmemizi bekliyordu. Çoluk çocuk, erkek kadın el sallıyorlar; iyi dileklerde bulunuyorlardı. Atkı hediye edenler de cabasıydı. Otobüslerin Salihli'den çıkmasına yakın yolda yememiz için köfte ekmekler de geldi, tam oldu. Bu sırada Manisa'daki yağmur ile ilgili bilgiler gelmeye de başlamıştı yavaştan, herkes tedirgindi otobüste.

Manisa girişinde arama noktasında çok yağmur yoktu aslında. Aramaya son giren otobüs olsak da rahat rahat beklemiştik otobüsün önünde. Ancak stada gelip otobüsten indiğimizde ilk meşaleyi yaktığımız an tanıştık yağmur ile. Hengame altında bilet alma telaşı, pankartların kontrolü derken zor attık deplasman tribününe kendimizi. Tellere asamadığımız el emeği pankartları yukarıya astıktan sonra Akhisarlılar ile olan muhabbetler başladı. Önce "Hoşgeldiniz" diye bağırdılar. Daha sonra karşılıklı "Anadolu" diye bağırmaya başladık. Yağmur bu sırada şiddetini artırmaya devam ediyordu. Uzun süre sonra tribüne futbolcuları çağırmaya başladık. Bu sırada hafiften Akhisar tribünü de bizi çağırmaya başladı. Benim duyduğum sloganlar "Yönetim uyuma, Antalya buraya!", "Kapılar açılsın, kardeşlik başlasın!", "Antalya gelmezse, biz gideriz" idi. Sloganlar atılmaya devam ederken en son "biz gideriz"den sonra bizim tribüne doğru yüklenmeye başladı Akhisarlılar. Gerçekten mükemmel görüntülerdi. Biz o tribüne girmesek bile gerekli mesaj alınmıştı Akhisarlılar'dan.


Akhisarlıların yaptığı benim senelerdir başıma gelen belki de en güzel olaylardan bir tanesi... Bir Kocaelispor olsa, Kocaelisporlular olsa bizi evlerine bile davet etseler bu kadar şaşırmazdık. Veya Ankaragüçlüler, Adana Demirliler yapsa... Ancak önceden hiçbir muhabbetimizin olmadığı Akhisarlılar yapınca daha da bir etkili oluyor işte. Teşekkürler Akigolar, Antalya'nın sıcak zamanına gelen rövanş maçında bu sefer denizde ıslanmak için en içten duygularla bekleniyorsunuz.

Maçın başlamasına 5 dakika kala kapılar açıldı. Biz yine pankartlarımızı toparlamakla meşgulken tüm tribün atkıları değişmiş bile. Maçın başlaması ile iki pozisyon oldu. Biri Akhisar, diğeri de Antalyaspor lehine. Bu pozisyonlar bile bu maçın oynanmayacağını gösteriyordu ve 16. dakikada maç iptal edildi. Zaten maçın başlaması hataydı.

Maçtan sonra otobüslere giderken ıslanmamız bile yetti aslında. Dönüş yolunda bir benzinlikte durduk bizimle beraber 7-8 volt daha vardı ki içerideki Antalyasporluların hallerini görmeniz lazımdı. Herkes sırılsıklam. Bir de dönüş yolunda onca yağmura rağmen son hız giden bir Antalyaspor otobüsü vardı ki o şoförün kulağının çekilmesi lazım. Can taşıdğını unutmamalı.

Maç olmasa da gittiğimize bir dakika pişman olmadığımız bir deplasmandı. Salihli, Akhisar gibi ilçelerden bir sürü arkadaş edindik bu deplasmanda, bu yeter bize.






 

07 Aralık 2012

İstikamet Manisa

Bugünlerde herkes Akhisar maçını düşünüyor. İnsanlar artık birbirlerine "Manisa'ya gidecek misin?" diye değil de "Kimle, nasıl gideceksin?" diye soruyor? 

Valla bu heyecanı ben en son Eskişehir deplasmanına giderken görmüştüm şehirde. O zaman çok soğuk bir havaya rağmen Cumhuriyet Meydanı'nda otobüs yetmiyordu. Cumartesi günü bakalım nasıl olacak otobüslerin kalkacağı yerler.

Şu an 10-12 kişilik arkadaş grubumuz olarak grupların kaldırdığı otobüsler ile Manisa'ya gitmeyi düşünüyoruz. Gruplara yük olmayıp kendi arabamızı ayarlayalım istedik ama olmadı. Gruplar bu deplasman için olan yoğun ilgiden dolayı varını yoğunu ortaya koyarak otobüs ayarlamaya çalışıyorlar. Şu an için yeterli sayıda otobüs ayarlanmadı. Taraftar gruplarımız grup ayrımı yapmaksızın Antalyasporlu olan herkesi Manisa'ya götürmeye çalışırken şehrin ileri gelenleri "Antalyalıları" Manisa'ya taşımak için neden elini taşın altına sokmuyor? Galatasaray'ın Sivasspor karşısında puan kaybı yaşaması durumunda daha da artabilir bu gidecek insan sayısı. Bunların hepsi düşünülmeli, Antalya'da erkek kalmamalı.

Biz Antalya'dan gece yola çıkıyoruz. Özgün de Ankara'dan kendi cebinden harcama yaparak cumartesi gecesi yola çıkıyor. Pazar günü kısmetse maça gelmek isteyen herkesin tribünde olduğu Akhisar maçında görüşürüz. Antalyaspor taraftarı deplasman tribününü doldurmaya değil; takımı lider yapmaya, "Acaba bir arkadaşımız dışarda kaldı mı?" diye düşünmeye gidiyor.




 

04 Aralık 2012

İhaleye Doğru Stat Projesine İlişkin Birkaç Satır

6 Aralık günü saat 15.00'da stat ihalesi yapılacak. Stat ihalesi bu meselenin çözümü yolunda önemli bir adım ama benim içim rahat değil. Bunun iki nedeni var: Stat projesinin kendisi ve stat projesine yönelik endişeler... Bu giriş satırları bazılarının hemen 'istemezükçü' içerikli yorumlar yapmasına neden olabilir ama içimin rahat etmemesinin nedenlerini yazmadan önce açıkça belirteyim ki ben 'Antalya için, Antalyaspor için en iyisini isterükçü' bir düşünceyi savunmaktayım.

İlk nedenim stat projesinin kendisi demiştim. Stat projesinden neden memnun değilim? Çünkü Antalya'ya gibi bir şehre göre basit bir proje... Bu proje kamuoyuna yansıyan diğer projelerin yanında çok sönük kalıyor. GSB Bakanı Suat Kılıç'ın yeni statlar ile ilgili açıklamasının ardından internete düşen stat projelerinden hazırladığım aşağıdaki görsele bir gözatmanızı istiyorum. Sizce de Antalya'nın projesi en basit ilk 3 içine girmez mi?


Zaten söz konusu projenin ortaya çıkışı 5-6 yıl öncesi... Bu kadar süre geçmiş ama neden hala bu projede ısrar ediliyor? İnatla bu projeye odaklanıp siyaseten bazı şeyler ispatlanmaya mı çalışılıyor bilmiyorum. Bu konuda yorumu bence herkes kendisi yapabilir ama geçen bu yıllar içerisinde bu proje geliştirilip projeye olumlu birçok katkı yapılabilirdi.

Basitliğinin yanı sıra projenin bir karakteri yok. Proje ilk ortaya çıktığında Menderes Türel bu projeyi şöyle açıklıyordu: "Dünyada 360 derece, tam yuvarlak stadyum çok az var. İşte biz Antalya’da bu stadyumu yapacağız." Yani? Tam yuvarlak olsa, dikdörtgen olsa ne fark eder ki? Varsa bir hikmeti bilmek isterim. Ancak benim asıl merak ettiğim Bursaspor'a timsah, Konyaspor'a Selçuklu motifleri, Malatya'ya kayısı, Mersin'e Caretta Caretta temalı statlar yapılırken Antalyaspor gibi bir şehre neden simge bir stat yapılmıyor?

Hadi diyelim ki 360 derece tam yuvarlak stadın yer aldığı bu projenin yapımından geri dönüş yok. O zaman da önerim çevre düzenlemesi ile stada bir parça karakter kazandırılması ve -bu konuda öneriler çoğaltılabilir ama- benim önerim güneş simgesinin işlenmesi...

Yapılan açıklamaya göre stadyumun çatısı tamamen güneş enerji panelleriyle kaplı olacak ve üretilen enerji stadyumun tüm enerji ihtiyacını karşılamanın yanında şehir şebekesine de verilecekmiş. Hem bu özelliğine vurgu hem de güneş kenti Antalya'yı temsil eden bir görünüm kazandırılması adına sadece çevre düzenlemesiyle stada tepeden bakıldığında güneşi andıran bir görünüm kazandırılsın. Stat en azından böyle simgeleşmiş olsun.


Projeye bir de taraftar gözüyle bir yorumum var. Aşağıdaki görselde de görüldüğü üzere kapalı ve açık tribün kale arkalarına göre daha yüksek bir tribün olarak planlanmış, kapasitesi böylece daha da yükseltilmiş. Oysa ben isterim ki -sezon öncesindeki kombine bilet fiyatı tartışması buna güzel bir örnektir- ekonomik olarak daha uygun bir seçenek oluşturan kale arkası tribünlerinin de kapasitesi mümkün olduğunca en üst seviyede olsun. Çünkü kale arkası tribünleri bir takım için iç saha maçlarındaki en itici güçlerin başında geliyor.


İkinci nedenim ise projeye yönelik endişeler... Tamam, stat projesine başlanacak ve belki de bu sefer stada kavuşacağız ama stadı oraya gökten inmiş gibi oturtmakla bu iş bitmiyor. Stadın bölgede yaratacağı değişikliklere yönelik projeleri de konuşmak gerekir ama görüyorum ki yetkililerin kamuoyuna yansıyan bu yönde bir yaklaşımı yok. Oysa sadece stat projesi değil -ki o bile nadiren tartışılıyor-, bu yönde hazırlanan projeler de konuşulmalı ve tartışılmalı. Kamuoyundaki endişeler böylece giderilmelidir.

Örnek vermek gerekirse kamuoyunda sıkça dillendirilen konulardan biri trafik sorunu... Ben de bu endişeyi paylaşanlardanım. Kimse bana "Trafik sıkıntı olmaz" demesin. Çünkü o kadar ana bir hata değil stat, 2 tane apartman diksen bile trafiğe bir etkisi olur. Dolayısıyla bu konu için ne gibi projeler hazırlandığını öğrenmek isterim.

Stat projesine yönelik diğer endişelere 100. Yıl'da Sorun ve Çözüm Ne? başlıklı yazıda bir parça değinmeye çalışmıştım. Bu yüzden bu konuyu burada yinelemeyeceğim ama şunu tekrarlamakta fayda görüyorum. Bu proje bir bütün olarak ele alınmalı; bu projenin mümkün olan en mükemmel hali alması için kafa yorulmalı ve emek harcanmalıdır. Çünkü hem Antalya hem de Antalyaspor iyiyi değil, en iyiyi hak etmektedir.




 

03 Aralık 2012

STSL 14. Hafta | Tam Zamanı Şimdi

Maça öyle hızlı bir başlangıç yaptık ki daha 2. dakikaya gelmeden 2 net pozisyonumuz vardı. Bu başlangıç "Rahat bir maç mı izleyeceğiz acaba?" dedirtirken bu beklentilerimizde yanıldık ve son dakikaya kadar rahat bir nefes alamadık bu maçta.

Aslına bakarsanız ilk yarıda istediğimiz pozisyonları bulduk, özellikle defansın arkasına atılan toplarla etkili olduk ama bu pozisyonları iyi değerlendiremedik. Ancak ilk yarı sonunda beni endişendiren konu harcadığımız pozisyonlar değil, Mersin'in topla oynamasına fazlaca izin vermemizdi. Tamam, Mersin oyunu çok fazla defansif kabul eden bir ekip değil ama ev sahibi avantajımızı daha çok kullanıp topun daha çok ayağımızda kalmasını sağlamalıydık. Çünkü bu maçın temposunda iki ekip için de yenen bir golü çıkarmak pek mümkün gözükmüyordu.

İlk yarı içerisinde dikkatimi çeken bir diğer nokta da Tita'nın oyunun içinde daha çok oluşuydu. Oyunun içerisinde daha çok vardı ama ne yazık ki istediği futbolunu yine yansıtamadı sahaya. Belki maçın başındaki pozisyonda golü bulsa bu gol onun kabuğunu kırmasını sağlayabilirdi ama olmadı.

İkinci yarıda galibiyet için daha fazla bastıran bir Antalyaspor görmeyi umuyorduk. Ancak bu yarının özellikle ilk dakikalarında Mersin İdman Yurdu oyunu biraz daha dengelemeyi başarmıştı. Dolayısıyla oyunun kontrolünü elimizde tutmaya devam etmemize rağmen ilk yarıya kıyasla daha durgunduk. Daha çok duran toplar etkili olmaya çalıştığımız bu dakikalarda imdadımıza oyuna yine sonradan giren Ömer Şişmanoğlu yetişti, aradığımız golü 84'te bulduk ve Akdeniz Derbisi'ni 3 puanla tamamladık.


Son düdükle birlikte derin bir oh çekiyorduk. Çünkü Galatasaray'ın puan kaybettiği bu haftada bu 3 puanla birlikte -bir haftalık aranın ardından- yeniden liderliğe ortak olduk. Galatasaray'ın yanı sıra bu hafta Fenerbahçe, Eskişehirspor, Kasımpaşa ve Bursaspor'un puan kaybettikleri bir haftada bu 3 puanın önemi daha da artıyordu.

Ayrıca Fenerbahçe, Trabzonspor, Kasımpaşa, Beşiktaş ve Bursaspor maçlarından oluşan ligin en kırılgan 5 maçlık dönemini 8 puan ile tamamlamıştık. Çoğu Antalyasporlu bu 8 puandan memnun olsa da ben bardağın boş tarafını da es geçmemekten yanayım. Çünkü liderlik hesabı yapan bir takım için 7 puan önemli bir kayıptır. Bu kırılgan dönemi biraz bükülsek de kırılmadan atlattıktan sonra yeniden bir seriye başlayabileceğimiz bir döneme galibiyet ile giriş yapmak, takımın yeniden bir galibiyet serisi yakalamaya yönelik özgüven ve inancını  artırması açısından önemliydi.

Sözün özü bir haftayı daha çok şükür mutlu tamamlıyoruz. Bu 3 puanı bir an önce geride bırakıp her maçtan olduğu gibi bu maçtan da çıkarmamız gereken dersleri çıkararak önümüze bakmalıyız. Çünkü yukarıda bahsettiğim seriyi yakalar ve devre arasına kayıpsız girebilirsek Beşiktaş-Eskişehirspor, Galatasaray-Fenerbahçe, Eskişehirspor-Bursaspor gibi rakiplerimizin birbirleriyle oynayacağı maçlar sayesinde büyük bir avantajla devre arasına girebiliriz. Bu yüzden böyle bir serinin tam zamanı şimdi...

Sen güldür yüzümüzü Antalyasporum..!





29 Kasım 2012

Kıpkırmızı Tribün Hasreti

Zorlu 5 haftayı atlattık, kupa maçını atlattık ve beklediğimiz 4 hafta geldi çattı. Bu 4 haftada özellikle içerideki maçlarda tribün olarak yıldızımızın barışmadığı ekiplerle karşılaşacağız. Geçen hafta Beşiktaş'ı misafir ettiğimiz gibi. Beşiktaş maçında tribün olarak çok fazla hata yaptık. Tribünde değilken televizyona göre eleştirdiğim zaman "Önce maça gel de konuş" denildiği için Beşiktaş maçında tribünde olduğumdan eleştirme hakkım vardır sanırım.

Yazının başlığının asıl içeriği olan farklı atkı takma mevzusuna yazının sonunda ayrıntılı değineceğim ama Beşiktaş maçından başlamışken söze belirteyim. Tribün Dergi'de deplasman yapan bir Beşiktaşlı yazmış "Gökkuşağı gibi tribünüz var" diye. Sonuna kadar haklı adam. Buna bir son verip tribünlerde de Antalyaspor vurgusunu daha çok yapmamız lazım.

Zaten beste konusunda bitiğiz. Maç boyunca söylediğimiz bestelerin hiç devamı gelmiyor ne yazık ki. Bir beste en fazla 3 kez tekrarlanıp bırakılıyor. Bunda güçlü bir sesin çıkmamasının bağırma hevesini kırmasından da etkili olduğunu düşünüyorum. Yoksa Kasımpaşa maçında tek ses olunduğunda aynı bestenin 20 dakika boyunca söylenebildiğini de gördük.

Grupların başka yanlışı da beste seçimi... Daha maçın başında örneğin 10. dakikasında "Seviyorum seni" bağrılmasının hiçbir anlamı yok veya takım 2-1 mağlup iken bağrılan Sakarya bestesi "Maç günlerim elimde Efes Pilsen'im" gibi... Maç boyunca 10 defa Akdeniz Akşamları bağırmanın, hele hele bu Akdeniz'in rakip takım korner falan kullanırken seçilmesinin hiçbir anlamı yok.

Bizim tribünlerin en büyük sorunu da yıllardır ikinci yarı başlarkenki toparlanma süreci... Bu Işıklar'da iken Yeni Kale arkasında da böyle idi, Adopen'de de... Bu kötü alışkanlık ne yazık ki devam ediyor. Takımın yeni bir heyecan ile başladığı 2. yarıda ne yazık ki futbolcuların o heyecanına ortak olup onlara itici güç olamıyoruz.

Bir de gol sonrası "berbat" reaksiyonlarımız var. Tribünde yıllardır beraber olduğum çoğu kişi "Sex on the beach" diye bağırılmasından memnun değil. Tamam hadi yavaş yavaş kötü bir alışkanlığa dönüştüğünü kabul edelim ama 1-1'lik beraberlik yakalandığı zaman "sex on the beach" diye bağırmanın nasıl bir anlamı var? Birisi bana bunu açıklayabilir mi? Veya yine Beşiktaş maçına göre durum 1-1 iken rakip tribünle 15 dakika uğraşmanın ne anlamı var? E sonra golü yedik, ne oldu? Adamlar bağırdığımız her şeyi öne geçmenin gazı ile daha bir haklı olarak iade etmediler mi bize?

Ben 24 yaşındayım. Hala kendimi bu tribünde genç olarak düşünüyorum. Belki de maça gittiğim grup içerisinde en küçüğün 23 yaşında olmasından dolayıdır. Ancak şu an bakıyorum ki bizim abilerimizden öğrendiğimiz ve hala öğrenmekte olduğumuz tribün kültürü ile şu an Antalya tribünlerinde olan tribün kültürü arasında çok büyük fark var. Biz bundan 10 sene önce Adopen'e girdiğimizde ne olursa olsun takıma bağırmak öğretildi. Maç garanti altına alınmadan önce hiç dalga geçmedik biz rakip tribünle. "Önce maçı alalım, sonra kendimizi eğlendiririz." diye öğretildi bize. Playback yapıyoruz diye tokmak fırlatıldı, yeri geldi arkamızı döndük de bağırdık. Ancak şimdi bakıyorum da Antalyaspor tribünlerinde tribün kültürünün ilk kuralı farklı takım atkısı takmak...

Evet geldik malum konuya. Kimse beni Kocaelispor düşmanı falan sanmasın. Blogu takip edenler ya da gelenler bilir daha bu sezon başında Isparta'daki Kocaelispor-Emrespor maçında ordaydık. Maç öncesinde yaptığımız el emeği pankartımızla hem de... Yani Kocaelispor ve Antalyaspor kardeşliği için maça gitmek dışında emeklerimiz de oldu. Ancak seneler önce Kocaelispor bana göre son derece haklı bir karar aldı. Tribünlerde sadece yeşil-siyah atkı olacak, futbolcular sahaya çıktığı zaman tribünlerde Kocaeli'yi görecek diye. Evet, bunu dernek başkanları açıkladı. Aynı zamanda belirtmeden de geçmediler Antalya sevgilerini.

Bizim tribüne bir bakıyorum da benim diyen atkı koleksiyoncusunu kıskandıracak cinsten bir tribünümüz var. Başta Kocaeli, ADS, Ankaragücü ve diğerleri... Bir iki sefer Bozbaykuşlar atkısı bile gördü bu gözler. Hele Beşiktaş maçında ADS atkılarına çok şaşırdım. Adana Demir tribünü değil mi Beşiktaş Tribünü ile dost geçinen? Önceki sene Adana'da Konyaspor ile iyi muhabbetleri varken Demirsporlular açıklama yapmıştı "Antalya'da Kocaeli ile maçımız olsa siz kimi desteklersiniz?" diye. Bizden de kimse çıkıp laf etmemişti Adana'da Konya tribününe giren Adana Demirsporlulara. E şimdi Beşiktaş tribünü ile dost olan bir tribünün atkıları neden bizim tribünde idi? Bir de bu atkıyı takan özellikle liseli hatta ortaokullu arkadaşlardaki havayı bir görmeyin. Sanki bu tribüne yeni giren üstünde Antalyaspor forması olan 30 yaşında bir abimiz de sanki onlar yıllardır bu tribünü koşturuyor. Farklı atkı takan her kimse birden havaya giriyor. Sanki kendince "Ben bu tribünü biliyorum." havasına giriyor.

Liseli arkadaşlarımız okul tayfaları için pankart yaptırıyor. Hepsi dijital pankart... Bu mudur kale arkasında bulunan taraftarların tribün anlayışı? Ne oldu el emeği göz nuru pankartlara? Neden tribünde sadece Cihan Abi ve arkadaşlarının yaptığı Seni Çok Seviyoruz pankartı var bir tek el emeği? Bu arada Cihan Abi de sanırım tribünden pek anlamıyor boynunda kırmızı-beyaz atkı olduğuna göre... Tribünü bilse eğer şeklini koymak için Kocaeli, ADS atkısı takardı boynuna, değil mi?

Bizim tribün tipik Akdeniz insanı özelliğini taşıyor. Anında parlayan bir tribünüz. Dostluğun da düşmanlığın da cılkını çıkartana kadar yaşıyoruz. 2-3 sene sonra Ankaragücü tribünü ile sorun yaşarsak anlık bir parlamayla küfürler havada uçuşabilir. Bunu 2008 senesinde Işıklar'da oynanan Antalyaspor-Ankaragücü maçında da yaşadık. Bizim kendi işimize bakmamız gerekiyor. Maç öncesi Adanalıları karşılarız, beraber yer içeriz, gerekirse kendi evlerimizde bile misafir ederiz; ancak ne gerek var tribünde atkısının olmasına. Keza Ankaragücü de öyle... Siz bir gün olsun Ankara'da ya da Adana'da Antalyaspor atkısı gördünüz mü?

Benim Ankaragüçlü de, Adana Demirsporlu da, Kocaelisporlu da çok fazla arkadaşım var. Eminim tribünden de çok kişinin vardır. O adamlar bizimle maça geldiğinde tabii ki atkısını takmak isteyecek, ona lafım yok ama ben takmam atkısını. Çünkü ben Antalyalıyım, benim rengim kırmızı-beyaz... Yine aynı şekilde ben misafir olduğumda onların yanında ben de Antalyaspor atkısı takmak isteyeceğim tabii ki. Bundan da doğal bir şey olamaz ama o tribündeki dostlar "Kusura bakma tribün kararı" derse de hediye ettikleri kendi atkılarını da takarım onların maçında.

Hadi Antalya'yı da geçtik diyelim. Deplasmanda daha da kötü gözüküyor. Sen oraya Antalyaspor için gitmişsin ama tribün sanki toplama adamlarla dolu gibi. Futbolcu tribüne bakıyor, orada "Antalya" diye bağıran bir grup var ama rengarenk. Kıpkırmızı bir tribün olsa inanıyorum ki insanlardaki aidiyet daha da artacak, daha da güçlü bir tribün olacak.

Antalyaspor'u sadece Antalya'nın bir değeri, Antalyalı'nın son kalesi olarak gören bir kardeşiniz olarak çağrımdır. Herkes önce Mersin maçı olmak üzere stadyuma sadece Antalyaspor diyerek sadece Antalyaspor atkısı takarak gelsin. Önemli Akdeniz derbilerinden addedilen bu maçta kıpkırmızı bir tribün olsun. Mersin İY tribünleri ile uğraşmadan onların sataşmalarına aldırmadan sadece takımımızı destekleyerek Akdeniz Akşamları'nın en güzel Antalya'da yaşandığını gösterelim tüm Türkiye'ye. Biz de bunu yapacak güç var. Haydi Antalya, kıpkırmızı bir tribünle zirve yürüyüşü için üniversiteye.

 



 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...