14 Ağustos 2017

STSL 1. Hafta - Beşiktaş (D) | Kötü Baslangıç

Bu yazının başlığına akla ilk gelen seçeneği yazıp geçtim. Çünkü bugünkü Beşiktaş deplasmanında Antalyasporlu futbolcular da benim yaptığımın aynısını yaptı. Sahada aklına ilk ne geldiyse onu yapıp geçti. Hiçbir futbolcu kendisini takım arkadaşları ile bir bütün olarak düşünme zahmetine girmedi. Ligin ilk maçında beni en rahatsız eden görüntü bu oldu. Bu görüntü nedeniyle sahada bir takım olmayı başaramadık ve ataklarımız bir ateşe dönüşmeden küçük kıvılcımlar olarak belirdi ve sönüverdi.

Bu maçta beni en fazla rahatsız eden ikinci görüntü ise maçın seyircisiz olmasının avantaj olduğuna yönelik maç öncesi açıklamalarına rağmen bu avantajı lehimize kullanmaya yönelik sahada herhangi bir hamle görememek oldu. Yukarıdaki paragrafta Antalyaspor'u eleştirdim ama bu maçta Beşiktaş da oldukça vasattı. Bu vasat Beşiktaş'ı seyircisiz bir maçta yakalamışken sahada birazcık diş gösterebilen bir Antalyaspor olsa şu an rahat bir galibiyet almıştık.

Benim bu görüşlerimin aksine Rıza Hoca maç sonu açıklamalarında takımdan genel olarak memnun olduğunu ve kendisinin penaltı pozisyonuna takıldığını söyledi. Rıza Hoca'nın penaltı konusundaki görüşlerine katılıyorum ama takımla ilgili memnuniyetine pek anlam veremedim. Sahada takım olamayışımız bugün Eto'o'nun da etkisiz kalışı ile birleşince sahada istediğimiz futbolu kesintisiz olarak 5 dk sergileyemedik bile. Hal böyle iken teknik kadronun gerçekçi davranıp penaltı kadar bu tabloya da takılması gerektiğini düşünüyorum.


Gelelim penaltı pozisyonuna... Gerçi bu konu hakkında çok konuşmaya bile yok. Maç sonu açıklamalarında Cenk Tosun bile "Küçük dokunuşlar dengemi bozdu." falan filan diyerek pozisyonun penaltı olduğuna kendinin de inanmadığını göstermiş oldu. Futbolda küçük dokunuşlar zaten var ama olayın küçük dokunuş boyutuna gelmeden önce Cenk Tosun'un pozisyonda dengesini bozan asıl şey yere vurduğu sol ayağı... Objektif olarak pozisyonu izleyen herkes görecektir ki Cenk Tosun'un düşmeye başladığı an sol ayağını yere vurduğu an ve pozisyonun penaltı ile en ufak bir ilgisi yok. Cüneyt Çakır'ın açısı falan filan diye de tartışmaya gerek yok. Rıza Hoca'nın dediği gibi bu pozisyon Beşiktaş aleyhine olsa penaltıyı asla çalamazdı.

Biraz da maçın yorumcularına değinmek istiyorum. Maç boyunca taraflı bir anlatımla Antalyaspor'u faul yaparak oyunu soğutmaya çalışan taraf olarak lanse ettiler. Bu konuda özellikle Ömer Çatkıç'ın maç sonunda yaptığı "Bir tarafta oynamak isteyen bir takım, bir tarafta oynamak istemeyen bir takım..." açıklaması bana oldukça taraflı gelmişti. Ancak maç sonunda maçın istatistikleri yayınlandığında görüldü ki tablo hiç de öyle değildi. Çünkü maç istatistiklerine göre Antalyaspor'un yaptığı faul sayısı 18 iken Beşiktaş'ın yaptığı faul sayısı ise 24...


Sezonun ilk maçında bir kez daha gördük ki bir Anadolu takımı kazanmak ve başarılı olmak istiyorsa hakemi de, medyayı da, kısacası düzeni de yenmek zorunda... Biz zaten bunu en başında beri biliyoruz ama bu konular hakkında daha yüksek sesle tepki koyabilmemiz için öncelikle ortaya koyduğumuz futboldan kendimiz tatmin olabilmeliyiz. Aksi takdirde bu konular hakkında ne tepki koysak da havada kalır.


 

13 Ağustos 2017

Yeni Sezona Merhaba

Şike süreci, Passolig uygulaması, milli takımda yaşanan skandallar derken Türkiye'de futboldan alınan keyif son yıllarda iyiden iyiye azaldı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen futbol hayatımıza öyle bir yer etmiş ki ondan tamamen vazgeçmek de pek olası görünmüyor. Ve işte futbola hasret geçen günlerin ardından bizim için yeni sezon bugün başlıyor.


Ligi 5. tamamladığımız 2016-2017 sezonunun ardından 2017-2018 sezonuna daha heyecanlı bir başlangıç yapıyoruz. Çünkü artık hayaller de hedefler de daha büyük... Bunları gerçekleştirebilecek güce de sahibiz. Geçen sezonki kadroya yapılan takviyelerle bu sezon çok daha heyecan verici bir takım sahada olacak. Hele bir de kalan süre içerisinde iyi bir 10 numara transferi yapılabilirse ligde çok farklı yerlere ulaşabiliriz.

Evet, 10 numara transferi önemli ama hayallerimizi ve hedeflerimizi gerçekleştirebilmek adına her şeyden önemlisi: İnanç! Geçen sezon Avrupa hedefimize ulaşamadıysak bu konudaki eksiğimizden ulaşamadık. Örneğin, iç sahadaki Trabzonspor maçı... Bizim için çok kritik bir maçtı, maçı 3-0 kaybettik. Maç kaybedilir, sorun değil ama sorun böylesi kritik bir maçta sahada inancın kırıntısını görememekti.

Geçen sezon takımdaki bu tarz tökezlemelere rağmen Avrupa hedefi için mücadelemizi son haftalara kadar sürdürdük. Burada en önemli unsurun taraftarın her zaman dipdiri kalan inancı olduğunu düşünüyorum. Bu sezon takım da, teknik kadro da, yönetim de taraftarın bu inancına ortak olabilirse geçen sezon kapısından döndüğümüz Avrupa'ya bu sene rahatlıkla gideriz.

Tüm bu hayallere ve hedeflere bu sezon ulaşabilmek temennisiyle yeni sezon Antalyasporumuza hayırlı uğurlu olsun!




30 Nisan 2017

Daha Yüksek Sesle: "İnandık Yürekten..."


İnandık yürekten düştük yine peşine
Şampiyonluk gelsin bu sene
Hasret bitsin biz de uçalım Avrupa'ya
Ölümüne saldır Antalya

Bu sezon en fazla söylediğimiz beste... Daha önceki birçok besteye kıyasla bu besteye tribünler çok rahat alıştı ve bu besteyi tüm stat hep birlikte söylediğimizde atmosfer gerçekten muhteşem oluyor.

Adanaspor maçına saatler kala niye bu besteden bahsediyorum? Çünkü bugün ve bu maçtan sonra kalan 5 haftada bu besteyi tüm sezondan daha yüksek bir sesle söylememiz gerekiyor.

Evet, Avrupa yolundaki en önemli maçlardan biri Trabzonspor maçıydı ve ne yazık ki kaybettik. Kaybetmekten öte böylesi önemli bir maçta neredeyse sahada bile yoktuk ama Trabzonspor maçı bitti. Kaldı geriye 6 maç...

6 maç demek, 18 puan demek. Trabzonspor ile aramızda sadece 5 puan fark varken ne diye umutsuzluğa kapılalım ki? Bu kadar yaklaştığımız Avrupa hedefinden ne diye vazgeçelim ki?

Trabzonspor artık kolay kolay puan kaybetmez deniliyordu. Bu cümleler kurulduktan sonra daha ilk maçta 2 puan kaybettiler. Bundan sonra da kaybedecekler.


Antalyaspor ve Trabzonspor'un kalan maçlarından oluşan yukarıdaki fikstüre kabaca bir bakıyorum da bana göre fikstür olarak avantaj bizde... Bu yüzden henüz hiçbir şey bitmiş değil. Bugünkü Adanaspor deplasmanından galibiyetle dönebilirsek rüzgar yine bizim arkamızdan esmeye başlar.

Ha olur da bugünkü Adanaspor maçını kaybedersek 3 maçtır galibiyet alamamanın etkisiyle psikolojik olarak sert bir darbe daha yemiş oluruz ama bu sonuç bile matematiksel olarak Avrupa umudumuz hala tamamen bitiremez. Bunu unutmayalım.

Ancak biz yine de bu ikinci olasılığı tamamen aklımızdan çıkaralım ve bugün kazanarak Trabzonspor ile aramızdaki farkı 2'ye indirelim de inşallah sonrasında 5. sırayı devralıp kupadan gelecek iyi bir haberle Avrupa sevincini yaşayalım. Hatta bazen diyorum ki 4. sıra bile neden olmasın?

O zaman şimdi daha yüksek sesle: "İnandık yürekten..."



16 Nisan 2017

Hayır!

Türkiye saatler sonra sandığa gidecek. Her seçim öncesinde bir klişe olarak söylenilen "tarihimizin en önemli seçimi" ifadesi belki de en çok bu referandumda anlam ifade edecek. Lafı çok uzatmadan görüşümüzü açıklayayım, 07harfli Blog olarak biz hayır diyoruz.

Nedenlerimizi bir bir sıralamak yerine sadece bir tanesini söyleyelim: Bu konuda bir paylaşım yapıp yapmama konusunda az ya da çok bir endişe/korku duyuyoruz.

Sizce bu normal mi? Bizce değil. Dolayısıyla biz düşüncelerimizi herhangi bir endişe/korku duymadan özgürce ifade edebildiğimiz, birlikte üretip ürettiklerimizi hakça paylaşabildiğimiz, barış ve huzur içinde yaşayabildiğimiz bir Türkiye Cumhuriyeti hayali taşıyoruz.

Bu yüzden savunucularının bile tüm referandum süreci boyunca maddelerin içeriğini açıklamak yerine karşıt görüşleri hedef alarak destek aradığı bu pakete hayır diyoruz. Tüm yetkilerin tekelde toplanmasına, buna rağmen denetim mekanizmalarının zayıflatılmasına, daha fazla demokrasi derken darbe anayasasının anti-demokratik uygulamalarına dokunmayan bu pakete hayır diyoruz.

Sizleri de hayırları çoğaltmaya davet ediyoruz ama her şeyden önce görüşü her ne olursa olsun herkesi sandığa gidip oy kullanmaya davet ediyoruz.

Saygı ve sevgiyle.

19 Mart 2017

Kişi Kendinden Bilirse İşi... Her Daim Mağdur: Beşiktaş

Antalyaspor-Beşiktaş maçının hakemi Mete Kalkavan... Kamuoyu tarafından Beşiktaşlı olarak bilinen Mete Kalkavan... Hal böyle olunca hakem konusu başkanımız Ali Şafak Öztürk'e soruluyor ve -Anadolu Ajansı kaynaklı haberden alıntıladığım- şu diyalog yaşanıyor:

Bir gazetecinin "Maçın hakemi Mete Kalkavan'ın kamuoyunda Beşiktaşlı kimliğiyle bilindiğine yönelik iddialar var. Ne düşünüyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine Öztürk "Mete Bey kamuoyunda Beşiktaşlı damgası yemiş bir hakem ama aynı zamanda geleceği olan bir hakem. İşleri hakemlik. Kendi kariyerlerini de düşünüyorlardır aynı zamanda. İyi performans sergileyeceğini göreceğiz inşallah. Maçtan sonra biz de değerlendireceğiz. Ön yargılı düşüncemiz yok ama kamuoyunda Beşiktaşlı damgası yemesi bizim için çok da rahatlatıcı bir konu olmuyor." diye konuştu.

Ali Şafak Öztürk'ün bu açıklaması üzerine ise Forza Beşiktaş hesabı üzerinden çarşı şu görseli paylaşıyor:


Başkanımızın açıklaması ile çarşı'nın paylaştığı görseli birlikte ele alalım. Paylaşılan görselde Ali Şafak Öztürk üst aklı örnek almakla ve ona şirin görünmeye çalışmakla itham ediliyor. Peki, Ali Şafak Öztürk'ün açıklamalarında üst aklı örnek alarak dile getirilen veya üst akla şirin görünecek herhangi bir ifade var mı?

Haberde de görüldüğü üzere konuyu açan kişi Ali Şafak Öztürk bile değil, kendisine sorulan bir soruyu cevaplıyor sadece. Diğer bir deyişle bu soru sorulmasa belki de bu konuda konuşmayacaktı bile. Kaldı ki Antalyaspor olanca gücüyle Avrupa hedefine doğru ilerlerken böylesi kritik bir maça yapılan hakem ataması hakkında Antalyaspor başkanı olarak çıkıp kendisi doğrudan doğruya konuşmuş olsa bunun neresi yadırganabilir ki?

Ali Şafak Öztürk, verdiği cevapla hem kamuoyundaki Mete Kalkavan algısını göz önüne alarak endişelerini dile getirmiş hem de maçın adil bir şekilde geçmesi yönündeki temennisini dile getirmiştir. Bu cevapta üslup veya içerik olarak yanlış nerede?

Cevabı öncelikle üslup olarak değerlendirecek olursak cevapta herhangi bir sert ifade, kötü söz, hedef gösterme vs. yer almıyor. Var diyen varsa söylesin, konuşup tartışalım. Cevabı içerik olarak değerlendirelim. Maçın adil geçmesi yönündeki bir temmenniye -e o kadarına da pes artık diyerek- laf edilmeyeceğini varsayıyorum. O zaman geriye bir tek seçenek kalıyor. O da maçın hakemi Mete Kalkavan'a yönelik endişelerin dile getirmesi...

Eğer öyleyse Mete Kalkavan hakkındaki kamuoyundaki genel algıdan bahsetme zahmetine bile girmiyor; Forza Beşiktaş hesabında maçın hakeminin Mete Kalkavan olduğunun duyurulduğu gönderinin altına Beşiktaşlıların yazdıkları yorumlarla yanıt veriyorum. Tabii anlayana...


Şimdi de görselle ilgili bir diğer detaya gelelim. Görselin başlığı "Kişi Kendinden Bilir İşi" ve görselin içeriğinde de Ali Şafak Öztürk, kendisine yöneltilen bir soru üzerine hakem hakındaki endişesini dile getirdiği için üst aklı örnek almak ve ona şirin görünmeye çalışmakla suçlanıyor ve bir takım hakaretlere maruz kalıyor.

Evet, gerçekten de kişi kendinden bilir işi... Ali Şafak Öztürk'e bu suçlamayı yönelten Forza Beşiktaş adlı sayfanın bu sezon hakemlere yönelik yaptığı paylaşımları derlemeye çalıştım. Görseli üzerine tıklayarak büyük ekran yapabilir, yazılanları okuyabilirsiniz. Bu zahmete girmeyecekler için söyleyeyim. Maç öncelerinde ve maç sonlarında yapılan bu paylaşımlarla hedef gösterilen hakemler -alfabetik sırayla- Ali Palabıyık, Bülent Yıldırım, Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus, Halis Özkahya, Hüseyin Göçek, Özgür Yankaya...


Süper Lig'de görev alan 22 hakemin 7'si alenen hedef gösteriliyor. Beşiktaş bu haldeyse Anadolu kulüpleri ne yapsın diye soracağım ama kime soracağım ki? Çünkü hakemlere ek olarak söz konusu paylaşımlardan nasibini alanlar arasında MHK ve TFF de var, İstanbul medyası da... Bakın adı üstünde İstanbul medyası...


İşte bu tablo da bize gösteriyor ki gerçekten de kişi kendinden bilir işi... Hakem hakkındaki endişesini dile getirdiği için çirkince saldırılan Ali Şafak Öztürk'e yöneltilen ithamların gerçek muhattabı Forza Beşiktaş hesabındaki görseli hazırlayanlardır; üst akıl gibi soyut bir tanımlanın arkasına sığınarak her maç öncesinde ve sonrasında algı operasyonu yapmaya çalışanlardır.

Görselle ilgili değinmek istediğim son detay ise Ali Şafak Öztürk'e bir diğer İstanbul takımı üzerinden yüklenilmesi... İstanbul takımları için Anadolu takımları ile ilgili bu şekilde ahkam kesmek kolay; çünkü onlar Türkiye'deki futbol realitesinin farkında değiller. Bunu onlara anlatabilmek için önce Anti-İstanbul kavramını anlatabilmek gerek. O yüzden bu konuya bir başka yazıda detaylı bir şekilde yer vermek kaydıyla şimdilik değinmiyorum.

Sadece şunu söylüyorum. İstanbul sömürüsü üzerine kurulu Türkiye'deki futbol düzeninde çok küçük bir azınlık dışında ne yazık ki kimse memleket sevdalısı olarak doğup büyümüyor. Herkese çocukluğunda bir İstanbul takımı empoze ediliyor ve ancak şanslı olanlar bu yalandan kurtulup futbolun gerçekliğini keşfedip doğduğu doyduğu şehrin takımına gönül verebiliyor.

Durum böyleyken ben Ali Şafak Öztürk'ü geçmişi ile yargılamam. Benim için önemli olan bugünkü duruşudur ve şu ana kadarki duruşuyla Sadece Antalyaspor diyen bir Antalyalı olarak benim desteğimi hak ettiğini düşünüyorum. Kaldı ki Ali Şafak Öztürk'e bu konu üzerinden yüklenmek bir İstanbul takımına düşer mi sizce?

İlla geçmişten bir fotoğraf kulanılacaksa o fotoğraf bana göre aşağıdaki fotoğraftır. Siz durmadan TFF bizi mağdur ediyor diye "isyan" edip algı operasyonu yapıyorsunuz ya, işte aşağıdaki fotoğraftaki kişi Türkiye'de futbolun başı, TFF'nin başkanıdır. Boynundaki atkı X takımının atkısı, kendisi de X takımının 2004-2012 yıllarındaki başkanıdır. Ee o zaman haydi durmayınız, X'i bulunuz ama bir tavsiye... Çok uzaklarda aramayınız.


Bu, yaptığınız algı operasyonlarınızdaki çelişkiye, mantıksızlığa ve riyakarlığa sadece bir örnekti. Uzun lafın kısası bu "Kişi Kendinden Bilir İşi" başlıklı algı operasyonuz da emin olun bizler için Anti-İstanbul kavgamızın haklılığını bir kez daha ortaya koyduğunuz bir rezillikten ibaret... İstanbul sömürüsü ile yozlaşmış bu düzende bir de duygu sömürünüzle küçük hesaplar peşinde koşuyorsunuz.

Bu yoz düzen içerisinde bu algı operasyonunuz bugünkü Antalyaspor maçında prim yapar mı? Yapar, zaten yaptığı için bu düzen bugün hala devam ediyor ya. Ancak inanıyoruz ki bir gün bu İstanbul sömürüsü bitecek, tüm Anadolu el ele verip bitireceğiz.


17 Mart 2017

Ah Be Zeki Abi

Bugün aldığımız acı haberle yıkıldık. Zeki Abimizi kaybettik. Antalyaspor tribünlerinin belki de en sevilen simalarından birisi idi. Antalyaspor tribünlerinde maç izlemiş herkes tanırdı Zeki Abi'yi, tanımayanlar da onun sözleri ile kesin kahkaha atmıştır.
 
 Seni unutmayacağız Bayko.

15 Mart 2017

Bilet Fiyatları Düştü Ama

Sahamızda bir İstanbul takımı ile oynadığımız her maç öncesinde olduğu gibi pazar günü oynanacağımız Antalyaspor-Beşiktaş maçı öncesinde de gündem bilet fiyatları... Ancak bilet fiyatlarının gündeme geliş nedeni bu sefer daha öncekilerden biraz farklı...

Daha önceki tartışmalar bilet fiyatlarının çok yüksek olmasından kaynaklanıyordu. Peki, bilet fiyatları gerçekten de çok yüksek miydi? Türkiye şartlarını esas aldığımızda aksini iddia etmek mümkün değil. Zaten aksini de hiç kimse iddia etmiyordu. Bilet fiyatları bilinçli olarak yüksek tutularak Antalyaspor tribünlerine İstanbul takımı sempatizanlarının sızması önlenmeye çalışılıyordu.

Bahsettiğim yönüyle yüksek fiyat uygulamasını kısmen desteklesem de uygulamayı nimetten saymak da tabii ki mümkün değildi. Bu durumu bir örnekle açıklayayım. Şehir dışında okuyan Antalyasporlu bir üniversite öğrencisini düşünelim. Şehir dışında olduğu için kombine almamış. Üniversite tatile girince Antalya'ya geliyor ve gelmişken de bir maça gidebilmek istiyor. Ancak tatiline denk gelen maç bir İstanbul takımı ile oynayacağımız bir maç ise öğrenci haliyle bu maça gelebilir mi? Yüksek fiyat uygulaması nedeniyle cevap belli: Hayır!

Yüksek fiyat uygulaması Antalyaspor tribünlerine İstanbul takımı sempatizanlarının sızmasını kısmen engellerken örnekte de görüldüğü üzere tribünler açısından çeşitli mağduriyetler de doğuruyordu. Doğurduğu bu mağduriyetlere ek olarak -az önceki cümlede kullandığım "kısmen" kelimesiyle anlatmak istediğim haliyle- uygulama aynı zamanda da yetersizdi. Çünkü, Türkiye şartlarına göre fahiş kalan bilet fiyatları, İstanbul takımı sempatizanı diye nitelendirdiğimiz grubun sadece yoksul veya orta gelirli kısmının sızmasını engellerken zengin olan kısmın sızmasını ise engelleyemiyordu.

Pazar günü oynayacağımız Beşiktaş maçı öncesinde yönetim radikal bir değişikliğe giderek bilet fiyatlarını -aşağıdaki görselde detaylarını görebileceğiniz şekilde- Anadolu takımları ile oynanan maçlardaki seviyeye yakın bir şekilde belirlemiş. Sahamızda oynadığımız son Galatasaray maçına ait bilet fiyatları ile kıyaslarsak %75-%90 aralığında bir indirim söz konusu...


Peki, bu fiyatlandırma doğru mu? Bu sorunun cevabı hususunda Küheylan'la bile farklı düşünüyoruz ama benim bu soruya cevabım şu: Sezon başında olsa alınan bu kararı desteklerdim ama ligin 25. haftasında birden bire bu kararın alınmış olmasını doğru bulmuyorum. Nedenlerimi hemen sıralayayım:

İlk nedenim şu: Yönetimin bu fiyatlandırma tercihi ile şu an deplasman tribünü haricindeki tribünlere İstanbul takımı sempatizanlarının sızma olasılığı var mı? Var. Şu an satışta olan maraton tribünündeki bir koltuğa bu uygun fiyat aracılığıyla bir Antalyasporlu da oturabilir, bu maç için Antalyaspor passoligi çıkartan bir İstanbul takımı sempatizanı da... Böyle bir sızma olsılığı bir risk midir? Risktir. Hatta maçın 19.03 tarihinde oynanacağını düşünürsek önemli bir risktir. Dolayısıyla böyle bir karar alınırken ortaya çıkabilecek bu ve benzeri riskleri engelleyecek gerekli tedbirler de alınmalıydı.

Tedbir olarak ne yapılabilirdi? Örneğin fiyatlar ilan edilmeden önce kalan maçlar için Antalyasporlulara yönelik avantajlı bir kombine kampanyası düzenlenebilirdi. Böylece şu an boşta olan koltuklara Antalyasporlular oturmuş olurdu ve bu tablo sağlandıktan sonra bilet fiyatları ilan edilirdi. Ee deplasman tribününe de kimin oturacağı bizi bağlamayacağından da bize sadece maç gününü beklemek düşerdi.

Şimdi ise diyelim ki bu maçta sızmalar oldu ve bu İstanbul takımı sempatizanı olarak nitelendirdiğimiz kişi/kişiler maç esnasında rengini belli etti, tribün gerildi, olay çıktı ve belki de kulübümüz tribün olaylarından dolayı ceza aldı. Olmayacak şey mi? Hayır, gayet de oluru var. Hatta son Galatasaray maçında Galatasaray'ın ilk golünden sonra bu tarz küçük bir olay da yaşandı. Bu riski almaya değer miydi? Bence değmezdi. Herhangi bir olay yaşanma olasılığını uç bir senaryo olarak yazıyorum. Dolayısıyla böyle bir olayın yaşanmayacağını varsayalım. Yine de Antalyaspor tribününde Antalyaspor için bağıran biri oturabilecekken onun yerine rakip takım için susan birinin de oturabilecek olmasına fırsat vermeye ne gerek var?

İkinci nedenim ise maç biletlerinde bu tarz sonradan yapılan indirimlerin kombine kart sahipleri açısından hak kaybı doğurması... Rakamlar üzerinden konuşmak gerekirse Doğu Alt tribünü ele alarak inceleyelim.


  • Bu tribün için kombine kart ücreti 450 TL idi. 
  • Şu ana kadar oynadığımız tüm maçları kontrol etmedim ama 7-8 maçı kontrol ettim. Buna göre bilet ücreti Anadolu takımlarına karşı oynadığımız maçlarda 10 TL, İstanbul takımları ile olan maçlarda ise 150 TL... 
  • Fenerbahçe ve Galatasaray'a karşı oynadık; Beşiktaş ve Trabzonspor maçlarını ise oynayacağız. 
  • Lig maçları haricinde bu sezon sahamızda herhangi bir kupa maçı oynayamadık.
Bu bilgiler ışığında -Trabzonspor maç biletlerinin de indirimli fiyat olan 20 TL'den satışa çıkacağını varsayarak- bir hesap yaparsak her maç için ayrı ayrı bilet alarak sahamızdaki 17 maça girmenin toplam bedeli 470 TL [=(13x10)+(2*150)+(2*20)]... Yani kombine almanın avantajı sadece 20 TL... Bir maçı kaçırsan kombine aldığın için zararlı çıkacaksın. Bu durum kulağa hiç mantıklı geliyor mu?

Unutmayalım ki bir kesim için önemli olmayan bu hesap bir diğer kesim için ise oldukça önemli... Çünkü aramızda yediğinden içtiğinden keserek kombine alabilen renktaşlarımız da var; sırf kombine alabilmek için yaz tatilini çalışarak geçiren öğrenci kardeşlerimiz de... Dolayısıyla kombine almanın sağladığı ekonomik avantajın kulüp tarafından korunması bu kesimlerin gelecek sezonlarda da kombine alabilmeleri açısından olmazsa olmaz niteliktedir.

Olaya farklı bir açıdan daha bakalım. Son yıllardaki atılımlarla Antalyaspor tribünlerine yeni yeni gelmeye başlayan bir grup insan da var. Şimdi, bu grup 2016-2017 sezonu için kombinesini aldı ama baktı ki sezon sonunda ekonomik anlamda kombine almanın herhangi bir avantajı yok. Gelecek sene kombine alıp almamaya karar verirken bu grup kendi arasında "Ya kombineyi boşverin, zaten fiyatlar sonradan düşüyor. Geleceğimiz maça alır biletimizi, gireriz. Kaçan maçlara da boşuna para ödememiş oluruz." diye konuşmayacak mı? Bu grubun kombine almaması demek tribünle aralarında tam bir sadakat bağı henüz kurulmadığından belki de tribünden kopuşları anlamına gelecek ama kombine almaya devam ederlerse böyle bir kopuşun yaşanma ihtimalı çok çok daha düşük olur.

Bu iki maddeye aslında birkaç madde daha ekleyebilirim ama yazı yeterince uzun oldu. Onun için daha fazla uzatmadan sözlerimi toparlayayım. Yazının başlarında dediğim gibi uygulama aslında doğru ama zamanlaması yanlış... Böyle bir uygulamaya geçiş için yeni sezon beklenmeli; çok iyi bir kombine kart stratejisiyle olabildiğince çok Antalyasporlu'ya ulaşıp tribünlerin çoğu dolduktan sonra bu uygulama başlamalıydı.

Ancak madem ki böyle bir uygulamaya sezon içerisinde geçilecek o zaman uygulamanın getirdiği riskler doğru bir şekilde analiz edilerek gerekli tedbirler alınmalı. Avrupa yolunda zaten başlı başına kritik bir maç olan Beşiktaş maçı, rakiplerimizin bu haftaki fikstürünü de dikkate aldığımızda çok daha kritik bir hal alıyor. Bu haftayı kayıpsız atlatmak için en ufak hataya bile fırsat verilmemeli.

07 Mart 2017

Bu Mağlubiyet Zafer Kokuyor

Bugün skora baktığımızda mağlup taraf olarak gözüksek de emin olun bu mağlubiyet zafer kokuyor. Kaybettiğimiz sadece 3 puan iken gönüller kazandığımız ve Antalyaspor bayrağını yükselttiğimiz bir zafer... Nasıl mı? Hemen anlatayım.

İstanbul takımları ile oynanan maçlarda tribünde bir tek "Sadece Antalyaspor" diyen taraftarlar olmuyor. Farklı farklı kategoriler altında gruplandırabileceğimiz pek çok kişi de bu maçlarda tribüne geliyor. Örnek vermem gerekirse Antalyaspor'u desteklemek için değil de sadece statta maç izlemek için gelenler... Daha uç bir örnek vermem gerekirse Antalyaspor sevgisinden değil de Galatasaray nefretinden maça gelen bir başka İstanbul takımı sempatizanları...

Dün maç başlarken bu kişilerle her ne kadar bedenen aynı tribünde olsak da ruhen uzaktık birbirimize. Hele ki ikinci örnekte bahsettiğim grup ile birbirimize en az deplasman tribünündekiler kadar uzaktık. Ancak "Sadece Antalyaspor" diyen bizler gibi bu kişiler de maçta olanları gördü. Antalyaspor'un sahaya koyduğu futbolu zevkle izledi; skora kadar yansıyan adaletsizliğe ise kahroldu.

Böylece maç sona ererken maçın başındaki kadar uzak değildik artık birbirimize. Çünkü onlar böylesi bir maçın ardından "Tugor niye tribüne gönderildi?", "Bruma ne yaptı ki oyundan atıldı?", "Hakem Galatasaray'ı harcadı.", "Maç zaten Galatasaray'ın hakkıydı, son dakikada adalet yerini buldu." gibi televizyon taraftarlığı yapanların internete yazdığı komik yorumlara aldanmak yerine futbolun gerçeğini dün tribünde bizzat gördüler. İstanbul takımlarının nasıl "büyük" olduklarını...


Onların içlerinde bu maçla birlikte ufak da olsa bir şeyler değişti. Yıllardır maruz kaldıkları medya pohpohlaması ile ayakta duran İstanbul hegemonyasına dayalı futbol anlayışları bu maçla hepten yıkılmadı belki ama biraz da olsa çatırdadı. Bu maçla hepten anlayamadılar belki ama biraz da olsa sorgulamaya başladılar bizim niye "Şehrinin takımını destekle!" diye haykırdığımızı, niye "Anti-İstanbul!" diye isyan ettiğimizi... İşte bu değişimler bugün bizim sevincini duymamız gereken 3 puanlardan değerli asıl zaferimizdir.

Maç sonunda Deniz Kaddah'ın döktüğü göz yaşları kaybedilen bir maç için değil; göz kamaştıracak geleceğimiz için akmalıdır. Dün sahada maça 90 dakika boyunca var gücüyle asılan bir takım, tribünde ise maç 2-0 olduğunda bile takımına inanmaktan bir an bile vazgeçmeyen bir taraftar vardı. Skor her ne olursa olsun özlemini duyduğumuz tablo budur bizim. Görüyoruz yavaş yavaş taşlar yerine oturuyor; inanıyoruz çok güzel bir gelecek bizi bekliyor.


13 Şubat 2017

Başkan Ali Şafak Öztürk

30 Haziran 2016... Yani bu sezonun başında, tepeden inme kararla Gültekin Gencer görevden ayrıldı. O olanları tartışmak için geç kaldık, yerine Ali Şafak Öztürk seçildi.

Seçilmesiyle beraber herkesin kafasında soru işaretleri oluştu. Genç yaşı, Fb formasıyla fotoğrafları, Akıncıoğlu tarafından desteklenmesi; camiada tedirgin bekleyişe neden oldu. 

Sene başında zor bir mücadeleye girişti. Bize göre İstanbul semt takımı, onlara göre "şerefli" bir klübün Bizans oyunları ile tanıştı. İlk başta bocalasa da, daha sonra sergilediği sağlam duruş ile #BizAntalyasporuz mottosunu başlattı. Taraftar, İstanbul'a karşı senelerdir beklenen dik duruşu gösteren bir başkanı görünce, hafiften ısınmaya başladı Ali Şafak Öztürk'e karşı. 

Burada kendi görüşümden bahsetmek istiyorum. İlk seçildiğinde, ben de Akıncıoğlu korkusu yaşamadım değil. Ancak gelir, gelmez kombinede yaptığı indirim hoş gözüktü. Futbolu bilen bir insan olması, herkesin düşündüğünün aksine genç yaşı ve maddi olarak gücü yani Antalyaspor'dan bir çıkarının olmayacak olması benim için hanesine yazılan artılardı. Tek handikabı gözüken Fb fotoğrafları idi. Ancak sanırım Fenerbahçe'yi 1-0 yendikten sonra gördüğümüz mutluluğu korkularımızı silmeye yetti.

Beşiktaş'a karşı duruşundan sonra, ondan genç yetenekler bekledik ancak ne yazık ki transfer edilen futbolcuların neredeyse tamamı fiyasko çıktı. Bunun üstüne 8 hafta boyunca galip gelemeyen bir Antalyaspor olunca, istifa sesleri de yankılanmaya başladı.

Takımın üst üste galip gelmesi, takımla, tribünle verdiği görüntüler, aktifliği had sahfaya ulaşan klübün sosyal medya kanalları, devre arasında semt takımlarına karşı durduğu dik duruş devam edince, tribün de onu sahiplenmeye başladı. 

Başkan şuan tam istediğim gibi. Atkısını takıyor, yeri geldiğinde sert, yeri geldiğinde güler yüzlü oluyor. Kendini Antalyaspor'un önüne koymuyor. Böyle devam etmesi en büyük dileğimiz.

O dik durmaya devam ettikçe, Antalyaspor tribünü onun arkasında durmaya devam edecektir.


Nerde Kalmıştık?

Hafızam beni yanıltmıyormuş. Bizim bu başlıklı bir yazımız daha varmış, ama ne diyelim ki? Günde ortalama 2 yazı yayınlayan 07harfli blog, iki yıldır yazmıyor...

Blog amaçlarımızdan biri olan arşiv oluşturma işine ara verdik. Yeni stadımızla ilgili bir tane yazı, görsel yok. Dünya yıldızı Samuel Eto'o adı hiç geçmedi. Bu nasıl arşiv?

Elbette bu uzak kalmada, passoligin payı büyük. Passolig herşeyden soğuttu bizi. E ne yalan söyleyelim düşündüğümüz gibi iş güç dolayısıyla amatör branşları da takip edemedik. 

Özgün ile konuştuk, "bilader hadi" dedik. Yazacak çok şey var. Yeni başkan, yeni stat, Samuel Eto'o, yapılan deplasmanlar... Bu liste uzar gider. Öğrencilikteki gibi aktif olamayacağımız aşikar, ama ara ara bakın siz yine de bloga. İnanın çok özledik yazmayı.

Çok yaşa Antalyaspor...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...