20 Ekim 2017

STSL 8. Hafta - Göztepe | Hayal Kırıklıklarına Devam

Hayal kırıklıklarına ne yazık ki bu hafta da devam... Geçen haftaki maç yazısına "hayal kırıklığı" içerikli bir cümle ile başlamıştım, nasipte bu hafta da aynısı varmış: Hayal kırıklığı...

Oysa geçen haftaki yazıyı yazarken Göztepe maçından oldukça ümitliydim. Göztepe bu sezon için her ne kadar "lige çok iyi bir başlangıç yapan ekip" sıfatını taşısa da "Süper Lig'in yeni temsilcisi" sıfatını da henüz üzerinden atabilmiş değil. Bu yönüyle onların bu iyi gidişatı sürdürebilmek yönünde gösterebilecekleri direnç belirsiz...

Göztepe'yi bu direnç noktasında kırabilecek takımların başında olduğumuzu düşünüyordum. Kaliteli kadrosuna rağmen yapabileceklerini henüz ortaya koyamayan bir Antalyaspor'un şu an bizim için "kötü bir sürpriz" iken ligdeki tüm takımlar için de "tehlikeli bir sürpriz" niteliğinde aslında... Çünkü bu gidişat sezon sonuna kadar bu şekilde sürmeyecektir. Bir noktada bu takım ayağa kalkacak ve beklentilerimize yanıt vermeye başlayacaktır.

Göztepe maçında bu ayağa kalkışı gerçekleştiremedik. Bunda da bence en önemli etken geride kalan haftaların üzerimizde bıraktığı stres... Göztepe maçında yaptığımız paslaşmalara, hücum tercihlerine bakınca hep bu stresin izlerini görmek mümkün. Örneğin Menez'in pası... Sıkıştığı anda yanı başındaki arkadaşını tercih etmemesinin sebebini bu streste buluyorum ben. Veya duran top organizasyonlarımız mesela... Doğrudan kaleye şutlar çıkarabileceğimiz noktalarda hep garip organizasyonlarla topu heba ettik.

Tabii tüm suçu da strese yıkmamakta fayda var. Çünkü stres diyoruz ama kadromuzdaki birçok isim kariyerlerinde çok çok daha üst seviye mental mücadeleler vermiş isimler iken bizim bu stresin altında eziliyor olmamız çok da açıklanabilir bir durum değil. Buna ek olarak takım tam golü bulmuş ve umutlanmışken Sandro'nun kırmızı kartlık hareketi açıklanabilir değil.


Ancak her şeyin özünde işler her zaman istediğimiz gibi gitmese de takım olarak yapmamız gerekeni yapmalıyız. Dolambaçlı yollar yerine doğrudan sonuca odaklı hareket etmeliyiz. Çünkü futbol basit bir oyun ve bu oyunu ne kadar basit oynarsanız o kadar başarılı olursunuz.

Göztepe maçının ikinci yarısı 10 kişi eksik olmamıza rağmen gösterdiğimiz performans bize ayağa kalkabilecek güçte olduğumuzun işaretlerini bir kez daha verdi. -Bir kez daha- umarım ki Kasımpaşa maçı işaret değil, sonuç görebildiğimiz bir maç olur ve önümüze bu gereksiz streslerden arınarak devam edebiliriz.


 

14 Ekim 2017

STSL 7. Hafta - DG Sivasspor (D) | Bu Kadar Kolay Olmamalı

Sezona bir hayal kırıklığı daha ekledik. İlk galibiyetin ardından acaba bir galibiyet serisine başlayabilir miyiz derken Sivasspor deplasmanından net bir mağlubiyetle döndük. Öyle bir mağlubiyet ki 42 dakikada 3 gol yedik, hücum gücü yüksek bir takım olduğumuzu iddia ederken 33 dakika boyunca 10 kişi oynayan rakibimize sadece 1 gol atabildik.

Bu skor insanın aklına soru işaretleri getirmiyor değil. Ancak "Rıza Hoca'nın gönderilmesi hata mıydı?" sorusu bunlardan biri değil. Hele ki daha ilk maçtan... O yüzden ortalığı bu soru ile karıştırmaya gerek yok. Rıza Hoca konusunda görüşüm net. Yönetimin vizyonu ile Rıza Hoca'nın misyonu uyuşmuyordu. Böylesi bir ortamda da beklenen başarıların gelmesi oldukça zordu.

Leonardo ile bu misyon-vizyon uyumu sağlanabilir mi bilinmez ama ben takımda bu kadar yabancı yıldız varken yerli hoca yerine yabancı bir hocanın daha faydalı olacağını düşünmekteyim ki Leonardo da CV'si ile bu faydayı sağlayabilecek potansiyelde bir hoca...


O yüzden ilk maçtaki tablo üzerine fazlaca bir yorum yazmak istemiyorum ama Sivasspor maçının kaybedilmesi ile büyük bir fırsatı teptiğimizin de farkında olmalıyız. Bu deplasmandan galibiyet ile dönmüş olsaydık milli maç arasına peş peşe iki galibiyetin getirdiği çok farklı bir hava ile ve yeni hocanın getirdiği motivasyon ile girecektik. Şimdi ise tam tersi oldu.

Tabii moral işin sadece bir yanı... Umarım diğer konularda bu milli maç arası bizim için güzel bir fırsat olmuştur. Örneğin hoca takıma hakimiyetini oluşturmaya başlamış ve bizi galibiyetten alıkoyan sorunlara çözümler oluşturmaya başlamıştır. Çünkü bazı sorunlar çok net göz önündeyken henüz çözümlenebilmiş değil.

Umarım Göztepe maçı bizim için lige başlangıç maçı olur. Umarım bu maçla birlikte galibiyetler de peş peşe gelebilir. Ha galibiyetin gelmediği hafta da olacak mı, olacak ama böylesi bir kadro için puan kaybetmek bundan sonraki haftalarda umarım bu kadar kolay olmaz.


 

30 Eylül 2017

STSL 6. Hafta - Osmanlıspor | Sezonun İlk 3 Puanı

Osmanlıspor karşılaşmasında öyle bir maç izledik ki bundan değil 3-5 sene önce 3-5 ay önce söyleseler bile inanamayacağımız türden... Sezon öncesinde gerçekleşen transferler bir bir takıma dahil olurken en sonunda bu maçta Menez'i izleme fırsatını da yakaladık. Böylece topu bir Menez'in ayağında gördük, bir Eto'o'nun, bir Nasri'nin derken sahadaki bu tabloya inanmak da pek kolay olmadı.

Gerçekten de kadro olarak iddialı bir noktaya geldik. Daha önceki maçlarda Rıza Hoca'yı eleştirirken ara ara "Ya bu adamlar sahaya hocasız çıksın, vallahi billahi daha iyi futbol izleriz." diyordum. Takıma olan güven seviyemiz bu noktada, tabii takımdan yana beklentilerimiz de...

Ancak şunu da atlamayalım ki futbolda kazanmak için sadece isimler yetmez. Öyle olsa her zaman güçlü takım zayıf takımı yener geçerdi. O zaman kazanmak için ne gerek? Kazanmak için her şeyden önce kafada istemek, sonrasında sahada koşup ter akıtmak gerek. İsim dediğimiz şeyler bunlarla birlikte bir anlam ifade eder.


Bu maçta da bunu gördük işte. İyi isimlerden kurulu bir takım iyi bir mücadele sergiledi ve 3 puanı koparıp aldı. Bunu yaparken de 90 dakikanın tek bir saniyesinde bile tribünde oturan bizlere "Acaba?" dedirtmedi sahadaki takım, bizleri bir an bile galibiyetten yana kuşkuya düşürmediler.

Neden mi? Çünkü herkes sahaya kazanmak için çıkmıştı. Öyle "Şu maçta 1 puan iyidir.", "İlk maçlar geçince düzen oturur." vs. gibi zihin bulanıklıkları olmadan sadece kazanmak için sahaya çıkmış bir takım izledik. Bunu yapabilecek gücümüz de zaten var.

Şimdiye kadar güzel cümleler kurdum ama bir maçla gaza geldiğimiz de düşünülmesin. Katetmemiz gereken daha çok yol var. Çünkü bu galibiyet bu sezon attığımız ilk adımımız ama biz koşmak istiyoruz. Bundan sonra durmadan... Ta ki bu yarışı en ön sıralarda ve hatta en önde takip edene kadar...

Bunun için de bugün yeni hocamız Leonardo Araujo yönetiminde çıkacağımız ilk maç olan deplasmandaki Sivasspor maçından da 3 puanla dönüp milli maç arasına takımın moralini yükselterek girmek ilk hedefimiz olmalı. Bu milli maç arası ile birlikte de takımı sıfırdan kurgulamak gerek. Çünkü Rıza Hoca'nın bu noktada da otorite kurup pek bir rol üstlendiğini zannetmiyorum.


Peki, nedir bu sıfırdan kurgu ile kastettiğim? Öncelikle takım içindeki roller en iyi şekilde belirlenerek takım içi denge kurulmalı ve uzun vadede de bu dengeyi korumaya yönelik önlemler alınmalı. Ardından takım olarak nerede olmayı hedeflediğimiz her bir oyuncunun aklına net bir şekilde kazınmalı. İsim her ne olursa olsun, bu hedeften sapmaya sebep olacak herhangi bir ismin yaptırıma maruz kalacağını konusunda gerekli uyarılar şimdiden yapılmalı. Son olarak da bu yeni dönemle birlikte yıldız isim diye bahsettiğimiz oyunculardan saha içinde değil saha dışında da faydalanmanın yolları bulunmalı. Genç yeteneklerimizin gelişimlerinde bu yıldız isimlerin mutlaka bir rolü olmalı.

Tüm bunları sağlayabilirsek inanıyorum ki bugün izlerken inanamadığımız bu takım bizlere üzerinden günler, haftalar, aylar, yıllar geçse de inanmakta hala zorluk çekeceğimiz başarıları getirecektir.

25 Eylül 2017

STSL 5. Hafta - Kayserispor (D) | Çalımbay'ın Vedası

Galatasaray maçında futbol adına gördüğümüz kıvılcımlar Kayserispor deplasmanında ateşe dönüşmek yerine sönünce, sezonun 5. haftasına dek ertelediğimiz galibiyet umutlarımız 2-0'lık mağlubiyetle bu hafta da yok olunca ben de Kayserispor maçı için maç yazısına "Bye Bye Çalımbay" başlığını atmayı planlıyordum ki ben bu yazıyı yazana kadar süreç Rıza Hoca'nın vedası ile sonuçlandı bile. O yüzden bu yazıyı 90 dakika olarak takip edemediğim Kayserispor maçı yerine Rıza Hoca'nın vedası üzerine yazmak istedim.


Geçen sezonun ilk 8 haftasında toplayabildiğimiz 2 puan Morais ile yolların ayrılmasına sebep olmuştu, bu sezonun ilk 5 haftasında toplayabildiğimiz 3 puan ise Rıza Hoca ile yolların ayrılmasına sebep oldu ve Antalyaspor kamuoyu yine ikiye bölündü. Rıza Hoca'nın ayrılışını olumlu bulanlar ve olumsuz karşılayanlar...

Öncelikle tarafımı söylemem gerekirse ben de Rıza Hoca'nın ayrılışını olumlu bulanlardanım. Bu görüşümün elbette sebepleri var. Ancak bu sebeplere zaten daha önceki yazılarda kıyıdan köşeden değindiğim için bu yazıda karşıt görüşte olanların savunduğu argümanlar üzerinden bir şeyler yazmak istiyorum.

Rıza Hoca'nın ayrılışını olumsuz karşılayanların en önemli argümanı Süper Lig tarihimizin en başarılı sezonu olan geçen sezon takımın başında olan Rıza Hoca'ya haksızlık yapıldığı ve/veya Rıza Hoca'nın daha fazla kredisi olması gerektiği şeklinde...

Rıza Hoca'nın geçen sezonki başarıya olan katkısını tabii ki kabul ediyorum ama başarıdan bahsederken şu noktayı da atlamamak gerek: Biz geçen sezon Avrupa'ya gidebilecek bir rüzgar yakalamışken Avrupa'ya gidemedik. Diğer bir deyişle başarılıydık ama daha da başarılı olabilecekken az olanla yetindik. Bunda da en önemli sorumluluğun kritik haftalarda yaptığı açıklamalarla Rıza Hoca'da olduğunu düşünüyorum.

Yüksek hedeflerle başladığımız yeni sezonda kabul edemediğim bir diğer husus da kredi meselesi... Rıza Hoca geçen sezon bir krizi çözümlemek için geldi ve çözdü de... Rıza Hoca'nın misyonu zaten buydu: Krizi çözmek... Peki ya ötesi? Evet, bu sezon orta sıraları hedefliyor olsaydık Rıza Hoca'nın bir kredisi olmalı düşüncesini savunabilirdik ama biz hedef büyültmüşken geçen sezonki hedeflerde takılı kaldığını yaptığı açıklamalarla gösteren Rıza Hoca'nın kredisi var diye diye geçen seneki felaket başlangıcın bir yenisini daha bu sezonda yaşamak ahmaklık olurdu.

Diğer bir deyişle Rıza Hoca'nın kendine atfettiği misyon ile yönetimin kendine belirlediği vizyon arasında bir uyuşmazlık varken geçen senenin kredisi iki taraftan kimin işine yarardı? Bize yaramayacağı kesin ama diğer taraftan da Rıza Hoca'nın kredim var nasıl olsa diyerek sıfırı tüketmek isteyeceğini hiç sanmam.


Rıza Hoca'nın ayrılışını olumsuz karşılayanların bir diğer önemli argümanı da takımın Rıza Hoca'ya komplo kurduğu şeklinde...

Bazen "Benim anlam veremediğim..." diye ifade ediyorum ya bazı konuları işte bu da onlardan biri... Rıza Hoca'yı savunmak için dillendirilen bu komplo argümanı aslında Rıza Hoca'ya yönelik bir eleştiri değil mi aslında? Bu komplo argümanı diyor ki Rıza Hoca takımı yönetecekken takım Rıza Hoca'yı yönetti. Eğer durum böyleyse zaten bu demektir ki Rıza Hoca takımın üzerinde kontrol kurmak konusunda başarısızdı. O zaman da bu ayrılış hayırlı olmuş demektir.

Uzun lafın kısası Rıza Hoca'ya Antalyaspor'a harcadığı emekler için teşekkürler, bundan sonrası için de yolu açık olsun. Bana göre bu ayrılık bu sezon içerisinde öyle veya böyle yaşanacaktı. Vakitlice olması bir avantaj oldu. Şimdi bu avantajı lehimize kullanabilelim. Umarım yeni hoca arayışımızı en kısa sürede sonuçlandırırız. Çünkü hoca işini milli maç arasında çözeriz diye beklerken bizim için kritik iki maçı daha heba edebiliriz.

Teknik direktör için benim aklımda olan profil tüm futbol camiasının saygısını kazanmış, Eto'o ve Nasri gibi isimlere söz geçirmekte zorlanmayacak yabancı bir isim... Bu profilde kariyerli isimlere bütçe olarak belki yanaşamayabiliriz ama o zaman da yolun başında kendini teknik direktör olarak kanıtlamak isteyebilecek isimler değerlendirilebilir. Örneğin, bir Totti güzel olurdu.


 

15 Eylül 2017

Tribünün En Güzeli: El Emeği Pankart

07harfli Blog olarak uzun zamandır bir pankart çalışması yapamadık ama benim gözüm her maç pankartlardadır. Tribüne girdiğim an ilk iş grupların yer aldığı kale arkası tribünlerine bakar, asılan pankartları incelerim.

Galatasaray maçında da aynısını yaparken 07 Gençlik'in bulunduğu kuzey tribüne kafamı çevirdiğimde karşılaştığım görüntü çok çok hoşuma gitti ve "Bunu blogda yazmazsam olmaz." diyerek aşağıdaki fotoğrafı çekmiştim. Bu düşüncemde yalnız değilmişim ki ben bu yazıyı yazana kadar pek çok siteden/sayfadan övgü dolu paylaşımlar yapıldı 07 Gençlik tribününe...




Şimdi siz söyleyin şu görüntü gerçekten de övgüyü hak etmiyor mu? 20'den fazla pankart ve hepsi el emeği... Bu güzel görüntüde emeği olanların eline sağlık diyelim ve tribünümüzdeki bu pankart olayının hem nicelik hem nitelik olarak çok daha büyük noktalara ulaşmasını dileyelim.


 

STSL 4. Hafta - Galatasaray | Farklı Bir 1 Puan

Ligin 4. haftasında da galibiyetle tanışamadık. Ancak bu sezon sahadan 3. kez beraberlikle ayrılırken bu hafta aldığımız 1 puan daha önceki haftalarda aldığımız 1 puanlardan farklıydı. "Hepsi sonuçta 1 puan değil mi, o zaman fark nerede?" diye sorabilirsiniz, hemen açıklayayım.

Bu maçta ilk 3 maçın aksine oyunu kontrol etmeye çalışan ve kazanmayı planlayan bir takım vardı sahada. Özellikle ilk haftadaki Beşiktaş maçında takımın oynadığı futbol tam anlamıyla dan dun futboluydu mesela. Beşiktaş maçının yazısında futbolcular için "Sahada aklına ilk ne geldiyse onu yapıp geçti." yazmıştım. Galatasaray maçında ise bu görüntü tersine dönmüştü.

Ha diyebilirsiniz ki sahaya konulan futbol yeterli miydi? Elbette yeterli değildi. Yeterli olmuş olsa şu an galibiyet yazısı yazıyor olurdum zaten ama ilk haftalardaki o dan dun görüntünün ardından aşağıdaki şu görüntü bile beni oldukça mutlu etti.


Bu kare maçın ilk yarısından, skor 0-0 iken... Antalyaspor tam kadro rakip sahaya yerleşmiş oyun kuruyor. Zaten maçın genelinde kazandığımız toplarda önce rakip alana yerleştik, sonrasında bu topları olumlu değerlendirmek için sakince fırsat kolladık. Bu karenin aynısını maçın ikinci yarısında skor 1-0 iken de çekmiştim ama bu ara bana farklı sürprizler yapan telefonumda o fotoğrafı bulamadım.

Bu görüntüyü neden önemsiyorum. Çünkü bu görüntü rakibe maçı kazanmak istediğini söyleyen bir görüntü... Nasıl Akhisar maçının 90+ dakikalarında rakip yarı sahaya koşmayan bir takım görüntüsünü eleştirdiysek Galatasaray maçındaki bu görüntüye de hakkını vermemiz lazım.

Bu maçla ilgili en çok konuşulan konulardan birisi de Rıza Çalımbay'ın kadro tercihi... Doğrusunu söylemek gerekirse kadroyu görünce Nasri konusunda ben de tepki gösterdim ama takımın hocası oyuncu sakattı diyorsa üzerine bir şey yazmaya da gerek yok diye düşünüyorum.

Peki, Rıza Hoca'nın kadro seçimi yine doğru mu? Bence değil. Örneğin El Kabir artık bu takımın seviyesine pek uygun bir isimmiş gibi durmuyor. Önündeki topa bile koşmayan bir El Kabir yerine bir o kanatta bir bu kanatta top kovalayan Aydın Karabulut'u ben bu maçta ilk 11 görmek isterdim. Bir diğer örnek de Danilo... Oyun içerisinde ara sıra bir kıvılcım tuttursa da oyunun genelinde kayıp bir görüntüde...

Biraz da takımın iyilerine değinmek istiyorum. Her ne kadar statta en çok alkışı Eto'o alsa da şu ana kadar oynadığımız maçlarda asıl yıldız Maicon'du. Hem mücadelesi hem de futbol aklıyla oyuna katkısı büyük, bu katkısını ideal kadro ile sahaya çıkmaya başlayınca çok daha fazla göreceğimizi umuyorum diyeyim ve konuyu kapatayım. Çünkü nazar değdirmemek adına çok yazmak istemiyorum ama ortaya koyduğu futbol sebebiyle hiç değinmemek de istemedim. Kısaca ona da değinmiş olayım böylece.

Şimdi önümüzde Kayserispor maçı... Galatasaray maçıyla düzelttiklerimizin üzerine daha da fazlasını koyarak umarım ilk 3 puanımızı alırız bu deplasmandan. Elbette her maça kendi özelinde bakmak lazım ama Galatasaray maçı sonrasında fikstürü açıp şöyle bir göz atarken içimden "Güzel bir galibiyet serisi neden olmasın." dedim. O yüzden haydi inşallah diyelim.


 

10 Eylül 2017

STSL 3. Hafta - Yeni Malatyaspor (D) | İnanmadan Kazanmak

Bu sezonla birlikte blogu yeniden aktif hale getirmek niyetindeyim. Bunu yapabilmek için de en iyi yol maç yazılarını düzenli yazmak... Çünkü diğer yazıları "Daha rahat olduğum bir vakit yazarım ya." diyerek erteleye erteleye es geçebiliyorsunuz ama maç yazıları öyle değil. O maçla ilgili yazıyı bir sonraki maçtan önce yazmanız gerektiğinden blogla uğraşacak pek fırsatınız olmasa bile bir iki satır da olsa bir şeyler karalayıp o rutininizi devam ettirmeye çalışıyorsunuz.

Ancak itiraf etmeliyim ki blogu en aktif tuttuğumuz zamanlarda bile bizi en çok zorlayan iş maç yazılarıydı. Çünkü yazacağınız şey neredeyse hiç değişmiyordu. Tribün olarak bizim haftalarca isyan ettiğimiz hususu/hususları teknik kadro bir türlü görmüyor ve düzeltmiyordu. Örneğin takımın başında Mehmet Özdilek'in olduğu dönemdeki maç yazılarına bir bakın; hemen hemen hepsinde oyuncu değişiklikleri konusunda bir eleştiri vardır. Hal böyle olunca da maç yazılarını yazmak bizim için blogun en zor işi oluyordu.

Gelelim bu sezona... Geçen haftaki maç yazısını son gün yazma nedenim zaman bulamayışımdı, bu haftaki maç yazısını son gün yazma nedenim ise yukarıda bahsettiğim durum... Görülüyor ki bu sene de maç yazıları blogun en zor işi olacak. Her hafta aynı şeyleri yaz dur derken bir türlü yazmak içimizden gelmeyecek.


Yanlışsam yanlışsın deyin ama bu maç yazısına Akhisar maçında yazdıklarımdan farklı ne yazabilirim ki? Maç içinde skor üstünlüğünü yakalayıp bir kez daha 1 puana razı olduk. "Razı olduk" diyorum ama ben bu sonuca razı değilim, tribünler de bu sonuca razı değil. Bu sonuca razı olan ilk isim: Rıza Çalımbay...

Ne diyor Rıza Hoca?

"Çok güzel pozisyonlar bulduk, bir deplasman takımının oynaması gerektiği gibi oynadık. Güzel pozisyonlar da bulduk. Takımımın oyunundan memnunum. Ligin daha başı... Bütün takımlar halen transfer yapıyor, hala hazır değiller. Yapılacak takviyelerle oynadığımız oyunun çok daha üstüne çıkacağımıza inanıyorum."

Şimdi bu açıklamadaki sorunlu noktaları tek tek ele alalım:

1)"Bir deplasman takımının oynaması gerektiği gibi oynadık."

Benim gözümde bu cümle ligde orta sıraları hedefleyen bir takımın hocasının kurabileceği bir cümle... Antalyaspor olarak hedefimiz Avrupa ise Rıza Hoca bu cümleyi kuramaz. Böyle bir hedefi olan bir takımın teknik direktörü olarak Rıza Hoca'nın kuracağı cümle şudur: "Kazanmak isteyen bir takımın oynaması gerektiği gibi oynadık." Hatta ve hatta lige daha bu sene çıkmış bir Malatyaspor deplasmanından sonra Rıza Hoca'nın kuracağı cümle şu olmalıdır: "Kazanmak isteyen bir takımın oynaması gerektiği gibi oynadık ve kazandık."

2) "Ligin daha başı... Bütün takımlar halen transfer yapıyor, hala hazır değiller."

Bu cümle bana hiçbir şey anlatmayan bir cümle... Bu cümleden bir şey anlayan birisi varsa lütfen bana da anlatsın. Ligin başı diye puan kaybetmek normal mi? Tamam, bizim takım tam olarak hazır değil belki ama diğer takımların da hazır olmadığını Rıza Hoca zaten kendisi söylüyor. E bu durumda şartlar her iki taraf için de eşitken böyle bir cümle kurmanın anlamı nedir?

Karşımızda lige hazır olmayan bir rakip var, karşımızda lige daha yeni çıkmış bir rakip var, karşımızda kadro kalitesi bizden çok daha düşük bir rakip var ve biz öne geçtiğimiz maçta 1 puana razı oluyoruz. Niye? Çünkü ligin başı... E yani?

3) "Takımımın oyunundan memnunum."

Maçın istatistiklerine şöyle bir baktım da bu cümleyi destekler nitelikte pek değiller. Ancak en nihayetinde istatistik dediğimiz şey nicelikle alakalı bir husus, Rıza Hoca'nın ifade ettiği husus belki de nitelikle alakalı olabilir mi ki diyeceğim ama ben de izlediğim maçı biliyorum. Kısacası bu cümlenin de içinden çıkamadım.

Kadromuzda Eto'o, Nasri ve Maicon gibi hücum gücü yüksek isimler varken defansif futbol oynamaya çalıştık ve başarısız olduk. Üstelik daha geçen hafta aynı hatadan başımız yanmışken...

Yeni Malatyaspor'un beraberlik golü gelmeden önce bizim takımın üst üste doğru düzgün 3 pas yapmışlığı var mı Rıza Hoca ona bir baksın, bu cümleyi sonrasında bir kez de öyle değerlendirsin bence.

Lafı daha fazla uzatmaya gerek yok. Ligde 3 hafta geride kalırken kazandığımız puan 2, kaybettiğimiz puan 7... "Ligin daha başı" diye diye ligin sonunda bu puanları mumla aradığımızı en iyi Rıza Hoca'nın kendisi biliyorken kararı da artık Rıza Hoca versin. Yola bahanelerle mi devam edeceğiz, yoksa 3 puanlarla mı?

Rıza Hoca'nın kararını bugün göreceğiz ama kendisine bu aşamada küçük bir ipucu vereyim: Başarmak için önce inanmak gerek. İnanmadan hiçbir başarıya ulaşılamaz. Bu da herhalde yazımın başlığını açıklıyordur.

Geçen haftanın başlığına "Koşmadan Kazanmak" yazmıştım, bu haftanın başlığına da "İnanmadan Kazanmak" yazdım. Bakalım bir sonraki haftanın başlığına Rıza Hoca ne yazdıracak, göreceğiz. Gönlümden elbette en güzelini yazabilmek geçiyor. O yüzden üzme bizi Rıza Hoca.


 

26 Ağustos 2017

STSL 2. Hafta - Akhisarspor | Koşmadan Kazanmak

Kendi sahamızda Akhisar ile 2-2 berabere kalarak....

Yukarıdaki cümlenin devamı sizce nasıl olmalı?

"... ligin 2. haftasında ilk puanımızı aldık?" şeklinde mi, yoksa "...lige ilk 2 haftada 5 puanlık bir kayıp yaşayarak başladık." şeklinde mi?

Benim tercihim cümleyi ikinci seçenekle devam ettirmek olur. Eğer kulüp olarak bu sezona büyük hedeflerle başladıysak zaten tercihimiz de bu şekilde olmalı. Çünkü geçen sezon ligin ilk haftalarında kaybettimiz puanları ligin sonuna doğru geldikçe nasıl mumla aradığımızı hep birlikte gördük. Böylesi taze bir tecrübenin ardından bu sezon bu konuda çok daha hassas olmalıyız.

Kaldı ki maç özelinde konuşmak gerekirse Akhisar karşısında mutlak favori olduğumuzu ve olmamız gerektiğini düşünüyorum. Her iki takımın kadrosunu şöyle bir incelediğimizde iki kadro arasında belirgin bir kalite farkı görülebiliyorken kağıt üzerindeki bu görüntü sahaya hiç yansımadı.



Biz topu öldüre öldüre doğru düzgün bir organizasyon kuramazken Akhisar pek çok kez topu kaptığı anda 3 veya 4 pasla ceza sahamıza gelmeyi bildi. Bizim takımın aklında ne vardı bilmiyorum ama Akhisar'ın aklında 3 puan vardı. "Bu maç deplasman maçı, 1 puan iyidir." diyerek kendilerini mental olarak kilitlemeden sahada tertemiz bir futbol sergilediler. Bu noktada Akhisar'ı tebrik etmek gerekiyor.

Gelelim bizim takıma. Bizim takıma söylenecek söz çok da hangi birini söylesek ki? Hedefimiz Avrupa, hedefimiz belki de şampiyonluk yarışı ama daha kendi sahanda Akhisar'a puan kaptırarak nasıl olacak bu iş? Puan kaptırmak dedim ama lafın gelişi... Çünkü her ne kadar 1-0'dan maçı 2-1'e getirmiş olsak da bu maçta galibiyeti kaçıran taraf Antalyaspor değil, Akhisar'dı.

Rıza Çalımbay da maç sonu açıklamalarında istediklerini sahaya yansıtamadıklarından bahsetti. Böyle durumlar yaşanabilir mi? Evet; yaşanabilir. Bir önceki yazımda da belirtmiştim bir taraftar olarak beni kızdıran puan kaybı değil, gücünü sahaya yansıtmamak. Büyük hedeflerle hazırlandığın ligde takımın sahada galibiyeti düşünmediğini açık açık görmek beni kızdıran şey.

Rıza Hoca'dan ricam şu soruya bir yanıt bulması: Maçın 90+ dakikaları oynanırken koşmamak nedir? Maçın son 20-25 dakikalık bölümünde de tablo farklı değildi ama 90+ gibi taraftarın tırnaklarını kemire kemire maçı takip ettiği anlarda bile takımın en ufak bir heyecan taşımaması, topu alan oyuncunun topu öldürmeye çalışması, diğer takım arkadaşlarının koşmak yerine tin tin yürümesi nedir? Ben merak ediyorum.

Bu maçla ilgili söyleyebileceğim iki güzel şey var. Bunlardan ilki Maicon... Takım arkadaşlarının aksine sahada her şeyini verdi, golünü de attı ama tek başına ortaya koyduğu mücadele ne yazık ki galibiyete yetmedi. Ancak onu izlemek büyük keyifti. Umarım bu performansının üzerine koyarak devam eder. İkincisi ise tribünler... Geçen sezon takımın en kötü olduğu anlarda bile inancını yitirmeden destekleyen taraftar bu maçta da aynı inançla desteğini haykırdı ama takım bu desteği lehine kullanmayı başaramadı.

Şehir dışı bir seyahatim nedeniyle bugüne kalan bu yazının birkaç saat sonrasında Yeni Malatya deplasmanına çıkacağız. O yüzden bir iki temenni cümlesi yazmadan geçmeyeyim. Umarım bu maçta aklında 3 puandan başka bir şey olmayan ve Akhisar maçından çok daha istekli bir takım izleyebiliriz. Kendi sahamızda oynayacağımız Galatasaray maçı öncesinde böyle bir 3 puan hem moral olarak hem tribün olarak bize artı güç sağlayacaktır. Vurduğun gol olsun Antalyasprum!

14 Ağustos 2017

STSL 1. Hafta - Beşiktaş (D) | Kötü Baslangıç

Bu yazının başlığına akla ilk gelen seçeneği yazıp geçtim. Çünkü bugünkü Beşiktaş deplasmanında Antalyasporlu futbolcular da benim yaptığımın aynısını yaptı. Sahada aklına ilk ne geldiyse onu yapıp geçti. Hiçbir futbolcu kendisini takım arkadaşları ile bir bütün olarak düşünme zahmetine girmedi. Ligin ilk maçında beni en rahatsız eden görüntü bu oldu. Bu görüntü nedeniyle sahada bir takım olmayı başaramadık ve ataklarımız bir ateşe dönüşmeden küçük kıvılcımlar olarak belirdi ve sönüverdi.

Bu maçta beni en fazla rahatsız eden ikinci görüntü ise maçın seyircisiz olmasının avantaj olduğuna yönelik maç öncesi açıklamalarına rağmen bu avantajı lehimize kullanmaya yönelik sahada herhangi bir hamle görememek oldu. Yukarıdaki paragrafta Antalyaspor'u eleştirdim ama bu maçta Beşiktaş da oldukça vasattı. Bu vasat Beşiktaş'ı seyircisiz bir maçta yakalamışken sahada birazcık diş gösterebilen bir Antalyaspor olsa şu an rahat bir galibiyet almıştık.

Benim bu görüşlerimin aksine Rıza Hoca maç sonu açıklamalarında takımdan genel olarak memnun olduğunu ve kendisinin penaltı pozisyonuna takıldığını söyledi. Rıza Hoca'nın penaltı konusundaki görüşlerine katılıyorum ama takımla ilgili memnuniyetine pek anlam veremedim. Sahada takım olamayışımız bugün Eto'o'nun da etkisiz kalışı ile birleşince sahada istediğimiz futbolu kesintisiz olarak 5 dk sergileyemedik bile. Hal böyle iken teknik kadronun gerçekçi davranıp penaltı kadar bu tabloya da takılması gerektiğini düşünüyorum.


Gelelim penaltı pozisyonuna... Gerçi bu konu hakkında çok konuşmaya bile yok. Maç sonu açıklamalarında Cenk Tosun bile "Küçük dokunuşlar dengemi bozdu." falan filan diyerek pozisyonun penaltı olduğuna kendinin de inanmadığını göstermiş oldu. Futbolda küçük dokunuşlar zaten var ama olayın küçük dokunuş boyutuna gelmeden önce Cenk Tosun'un pozisyonda dengesini bozan asıl şey yere vurduğu sol ayağı... Objektif olarak pozisyonu izleyen herkes görecektir ki Cenk Tosun'un düşmeye başladığı an sol ayağını yere vurduğu an ve pozisyonun penaltı ile en ufak bir ilgisi yok. Cüneyt Çakır'ın açısı falan filan diye de tartışmaya gerek yok. Rıza Hoca'nın dediği gibi bu pozisyon Beşiktaş aleyhine olsa penaltıyı asla çalamazdı.

Biraz da maçın yorumcularına değinmek istiyorum. Maç boyunca taraflı bir anlatımla Antalyaspor'u faul yaparak oyunu soğutmaya çalışan taraf olarak lanse ettiler. Bu konuda özellikle Ömer Çatkıç'ın maç sonunda yaptığı "Bir tarafta oynamak isteyen bir takım, bir tarafta oynamak istemeyen bir takım..." açıklaması bana oldukça taraflı gelmişti. Ancak maç sonunda maçın istatistikleri yayınlandığında görüldü ki tablo hiç de öyle değildi. Çünkü maç istatistiklerine göre Antalyaspor'un yaptığı faul sayısı 18 iken Beşiktaş'ın yaptığı faul sayısı ise 24...


Sezonun ilk maçında bir kez daha gördük ki bir Anadolu takımı kazanmak ve başarılı olmak istiyorsa hakemi de, medyayı da, kısacası düzeni de yenmek zorunda... Biz zaten bunu en başında beri biliyoruz ama bu konular hakkında daha yüksek sesle tepki koyabilmemiz için öncelikle ortaya koyduğumuz futboldan kendimiz tatmin olabilmeliyiz. Aksi takdirde bu konular hakkında ne tepki koysak da havada kalır.


 

13 Ağustos 2017

Yeni Sezona Merhaba

Şike süreci, Passolig uygulaması, milli takımda yaşanan skandallar derken Türkiye'de futboldan alınan keyif son yıllarda iyiden iyiye azaldı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen futbol hayatımıza öyle bir yer etmiş ki ondan tamamen vazgeçmek de pek olası görünmüyor. Ve işte futbola hasret geçen günlerin ardından bizim için yeni sezon bugün başlıyor.


Ligi 5. tamamladığımız 2016-2017 sezonunun ardından 2017-2018 sezonuna daha heyecanlı bir başlangıç yapıyoruz. Çünkü artık hayaller de hedefler de daha büyük... Bunları gerçekleştirebilecek güce de sahibiz. Geçen sezonki kadroya yapılan takviyelerle bu sezon çok daha heyecan verici bir takım sahada olacak. Hele bir de kalan süre içerisinde iyi bir 10 numara transferi yapılabilirse ligde çok farklı yerlere ulaşabiliriz.

Evet, 10 numara transferi önemli ama hayallerimizi ve hedeflerimizi gerçekleştirebilmek adına her şeyden önemlisi: İnanç! Geçen sezon Avrupa hedefimize ulaşamadıysak bu konudaki eksiğimizden ulaşamadık. Örneğin, iç sahadaki Trabzonspor maçı... Bizim için çok kritik bir maçtı, maçı 3-0 kaybettik. Maç kaybedilir, sorun değil ama sorun böylesi kritik bir maçta sahada inancın kırıntısını görememekti.

Geçen sezon takımdaki bu tarz tökezlemelere rağmen Avrupa hedefi için mücadelemizi son haftalara kadar sürdürdük. Burada en önemli unsurun taraftarın her zaman dipdiri kalan inancı olduğunu düşünüyorum. Bu sezon takım da, teknik kadro da, yönetim de taraftarın bu inancına ortak olabilirse geçen sezon kapısından döndüğümüz Avrupa'ya bu sene rahatlıkla gideriz.

Tüm bu hayallere ve hedeflere bu sezon ulaşabilmek temennisiyle yeni sezon Antalyasporumuza hayırlı uğurlu olsun!




30 Nisan 2017

Daha Yüksek Sesle: "İnandık Yürekten..."


İnandık yürekten düştük yine peşine
Şampiyonluk gelsin bu sene
Hasret bitsin biz de uçalım Avrupa'ya
Ölümüne saldır Antalya

Bu sezon en fazla söylediğimiz beste... Daha önceki birçok besteye kıyasla bu besteye tribünler çok rahat alıştı ve bu besteyi tüm stat hep birlikte söylediğimizde atmosfer gerçekten muhteşem oluyor.

Adanaspor maçına saatler kala niye bu besteden bahsediyorum? Çünkü bugün ve bu maçtan sonra kalan 5 haftada bu besteyi tüm sezondan daha yüksek bir sesle söylememiz gerekiyor.

Evet, Avrupa yolundaki en önemli maçlardan biri Trabzonspor maçıydı ve ne yazık ki kaybettik. Kaybetmekten öte böylesi önemli bir maçta neredeyse sahada bile yoktuk ama Trabzonspor maçı bitti. Kaldı geriye 6 maç...

6 maç demek, 18 puan demek. Trabzonspor ile aramızda sadece 5 puan fark varken ne diye umutsuzluğa kapılalım ki? Bu kadar yaklaştığımız Avrupa hedefinden ne diye vazgeçelim ki?

Trabzonspor artık kolay kolay puan kaybetmez deniliyordu. Bu cümleler kurulduktan sonra daha ilk maçta 2 puan kaybettiler. Bundan sonra da kaybedecekler.


Antalyaspor ve Trabzonspor'un kalan maçlarından oluşan yukarıdaki fikstüre kabaca bir bakıyorum da bana göre fikstür olarak avantaj bizde... Bu yüzden henüz hiçbir şey bitmiş değil. Bugünkü Adanaspor deplasmanından galibiyetle dönebilirsek rüzgar yine bizim arkamızdan esmeye başlar.

Ha olur da bugünkü Adanaspor maçını kaybedersek 3 maçtır galibiyet alamamanın etkisiyle psikolojik olarak sert bir darbe daha yemiş oluruz ama bu sonuç bile matematiksel olarak Avrupa umudumuz hala tamamen bitiremez. Bunu unutmayalım.

Ancak biz yine de bu ikinci olasılığı tamamen aklımızdan çıkaralım ve bugün kazanarak Trabzonspor ile aramızdaki farkı 2'ye indirelim de inşallah sonrasında 5. sırayı devralıp kupadan gelecek iyi bir haberle Avrupa sevincini yaşayalım. Hatta bazen diyorum ki 4. sıra bile neden olmasın?

O zaman şimdi daha yüksek sesle: "İnandık yürekten..."



16 Nisan 2017

Hayır!

Türkiye saatler sonra sandığa gidecek. Her seçim öncesinde bir klişe olarak söylenilen "tarihimizin en önemli seçimi" ifadesi belki de en çok bu referandumda anlam ifade edecek. Lafı çok uzatmadan görüşümüzü açıklayayım, 07harfli Blog olarak biz hayır diyoruz.

Nedenlerimizi bir bir sıralamak yerine sadece bir tanesini söyleyelim: Bu konuda bir paylaşım yapıp yapmama konusunda az ya da çok bir endişe/korku duyuyoruz.

Sizce bu normal mi? Bizce değil. Dolayısıyla biz düşüncelerimizi herhangi bir endişe/korku duymadan özgürce ifade edebildiğimiz, birlikte üretip ürettiklerimizi hakça paylaşabildiğimiz, barış ve huzur içinde yaşayabildiğimiz bir Türkiye Cumhuriyeti hayali taşıyoruz.

Bu yüzden savunucularının bile tüm referandum süreci boyunca maddelerin içeriğini açıklamak yerine karşıt görüşleri hedef alarak destek aradığı bu pakete hayır diyoruz. Tüm yetkilerin tekelde toplanmasına, buna rağmen denetim mekanizmalarının zayıflatılmasına, daha fazla demokrasi derken darbe anayasasının anti-demokratik uygulamalarına dokunmayan bu pakete hayır diyoruz.

Sizleri de hayırları çoğaltmaya davet ediyoruz ama her şeyden önce görüşü her ne olursa olsun herkesi sandığa gidip oy kullanmaya davet ediyoruz.

Saygı ve sevgiyle.

19 Mart 2017

Kişi Kendinden Bilirse İşi... Her Daim Mağdur: Beşiktaş

Antalyaspor-Beşiktaş maçının hakemi Mete Kalkavan... Kamuoyu tarafından Beşiktaşlı olarak bilinen Mete Kalkavan... Hal böyle olunca hakem konusu başkanımız Ali Şafak Öztürk'e soruluyor ve -Anadolu Ajansı kaynaklı haberden alıntıladığım- şu diyalog yaşanıyor:

Bir gazetecinin "Maçın hakemi Mete Kalkavan'ın kamuoyunda Beşiktaşlı kimliğiyle bilindiğine yönelik iddialar var. Ne düşünüyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine Öztürk "Mete Bey kamuoyunda Beşiktaşlı damgası yemiş bir hakem ama aynı zamanda geleceği olan bir hakem. İşleri hakemlik. Kendi kariyerlerini de düşünüyorlardır aynı zamanda. İyi performans sergileyeceğini göreceğiz inşallah. Maçtan sonra biz de değerlendireceğiz. Ön yargılı düşüncemiz yok ama kamuoyunda Beşiktaşlı damgası yemesi bizim için çok da rahatlatıcı bir konu olmuyor." diye konuştu.

Ali Şafak Öztürk'ün bu açıklaması üzerine ise Forza Beşiktaş hesabı üzerinden çarşı şu görseli paylaşıyor:


Başkanımızın açıklaması ile çarşı'nın paylaştığı görseli birlikte ele alalım. Paylaşılan görselde Ali Şafak Öztürk üst aklı örnek almakla ve ona şirin görünmeye çalışmakla itham ediliyor. Peki, Ali Şafak Öztürk'ün açıklamalarında üst aklı örnek alarak dile getirilen veya üst akla şirin görünecek herhangi bir ifade var mı?

Haberde de görüldüğü üzere konuyu açan kişi Ali Şafak Öztürk bile değil, kendisine sorulan bir soruyu cevaplıyor sadece. Diğer bir deyişle bu soru sorulmasa belki de bu konuda konuşmayacaktı bile. Kaldı ki Antalyaspor olanca gücüyle Avrupa hedefine doğru ilerlerken böylesi kritik bir maça yapılan hakem ataması hakkında Antalyaspor başkanı olarak çıkıp kendisi doğrudan doğruya konuşmuş olsa bunun neresi yadırganabilir ki?

Ali Şafak Öztürk, verdiği cevapla hem kamuoyundaki Mete Kalkavan algısını göz önüne alarak endişelerini dile getirmiş hem de maçın adil bir şekilde geçmesi yönündeki temennisini dile getirmiştir. Bu cevapta üslup veya içerik olarak yanlış nerede?

Cevabı öncelikle üslup olarak değerlendirecek olursak cevapta herhangi bir sert ifade, kötü söz, hedef gösterme vs. yer almıyor. Var diyen varsa söylesin, konuşup tartışalım. Cevabı içerik olarak değerlendirelim. Maçın adil geçmesi yönündeki bir temmenniye -e o kadarına da pes artık diyerek- laf edilmeyeceğini varsayıyorum. O zaman geriye bir tek seçenek kalıyor. O da maçın hakemi Mete Kalkavan'a yönelik endişelerin dile getirmesi...

Eğer öyleyse Mete Kalkavan hakkındaki kamuoyundaki genel algıdan bahsetme zahmetine bile girmiyor; Forza Beşiktaş hesabında maçın hakeminin Mete Kalkavan olduğunun duyurulduğu gönderinin altına Beşiktaşlıların yazdıkları yorumlarla yanıt veriyorum. Tabii anlayana...


Şimdi de görselle ilgili bir diğer detaya gelelim. Görselin başlığı "Kişi Kendinden Bilir İşi" ve görselin içeriğinde de Ali Şafak Öztürk, kendisine yöneltilen bir soru üzerine hakem hakındaki endişesini dile getirdiği için üst aklı örnek almak ve ona şirin görünmeye çalışmakla suçlanıyor ve bir takım hakaretlere maruz kalıyor.

Evet, gerçekten de kişi kendinden bilir işi... Ali Şafak Öztürk'e bu suçlamayı yönelten Forza Beşiktaş adlı sayfanın bu sezon hakemlere yönelik yaptığı paylaşımları derlemeye çalıştım. Görseli üzerine tıklayarak büyük ekran yapabilir, yazılanları okuyabilirsiniz. Bu zahmete girmeyecekler için söyleyeyim. Maç öncelerinde ve maç sonlarında yapılan bu paylaşımlarla hedef gösterilen hakemler -alfabetik sırayla- Ali Palabıyık, Bülent Yıldırım, Cüneyt Çakır, Fırat Aydınus, Halis Özkahya, Hüseyin Göçek, Özgür Yankaya...


Süper Lig'de görev alan 22 hakemin 7'si alenen hedef gösteriliyor. Beşiktaş bu haldeyse Anadolu kulüpleri ne yapsın diye soracağım ama kime soracağım ki? Çünkü hakemlere ek olarak söz konusu paylaşımlardan nasibini alanlar arasında MHK ve TFF de var, İstanbul medyası da... Bakın adı üstünde İstanbul medyası...


İşte bu tablo da bize gösteriyor ki gerçekten de kişi kendinden bilir işi... Hakem hakkındaki endişesini dile getirdiği için çirkince saldırılan Ali Şafak Öztürk'e yöneltilen ithamların gerçek muhattabı Forza Beşiktaş hesabındaki görseli hazırlayanlardır; üst akıl gibi soyut bir tanımlanın arkasına sığınarak her maç öncesinde ve sonrasında algı operasyonu yapmaya çalışanlardır.

Görselle ilgili değinmek istediğim son detay ise Ali Şafak Öztürk'e bir diğer İstanbul takımı üzerinden yüklenilmesi... İstanbul takımları için Anadolu takımları ile ilgili bu şekilde ahkam kesmek kolay; çünkü onlar Türkiye'deki futbol realitesinin farkında değiller. Bunu onlara anlatabilmek için önce Anti-İstanbul kavramını anlatabilmek gerek. O yüzden bu konuya bir başka yazıda detaylı bir şekilde yer vermek kaydıyla şimdilik değinmiyorum.

Sadece şunu söylüyorum. İstanbul sömürüsü üzerine kurulu Türkiye'deki futbol düzeninde çok küçük bir azınlık dışında ne yazık ki kimse memleket sevdalısı olarak doğup büyümüyor. Herkese çocukluğunda bir İstanbul takımı empoze ediliyor ve ancak şanslı olanlar bu yalandan kurtulup futbolun gerçekliğini keşfedip doğduğu doyduğu şehrin takımına gönül verebiliyor.

Durum böyleyken ben Ali Şafak Öztürk'ü geçmişi ile yargılamam. Benim için önemli olan bugünkü duruşudur ve şu ana kadarki duruşuyla Sadece Antalyaspor diyen bir Antalyalı olarak benim desteğimi hak ettiğini düşünüyorum. Kaldı ki Ali Şafak Öztürk'e bu konu üzerinden yüklenmek bir İstanbul takımına düşer mi sizce?

İlla geçmişten bir fotoğraf kulanılacaksa o fotoğraf bana göre aşağıdaki fotoğraftır. Siz durmadan TFF bizi mağdur ediyor diye "isyan" edip algı operasyonu yapıyorsunuz ya, işte aşağıdaki fotoğraftaki kişi Türkiye'de futbolun başı, TFF'nin başkanıdır. Boynundaki atkı X takımının atkısı, kendisi de X takımının 2004-2012 yıllarındaki başkanıdır. Ee o zaman haydi durmayınız, X'i bulunuz ama bir tavsiye... Çok uzaklarda aramayınız.


Bu, yaptığınız algı operasyonlarınızdaki çelişkiye, mantıksızlığa ve riyakarlığa sadece bir örnekti. Uzun lafın kısası bu "Kişi Kendinden Bilir İşi" başlıklı algı operasyonuz da emin olun bizler için Anti-İstanbul kavgamızın haklılığını bir kez daha ortaya koyduğunuz bir rezillikten ibaret... İstanbul sömürüsü ile yozlaşmış bu düzende bir de duygu sömürünüzle küçük hesaplar peşinde koşuyorsunuz.

Bu yoz düzen içerisinde bu algı operasyonunuz bugünkü Antalyaspor maçında prim yapar mı? Yapar, zaten yaptığı için bu düzen bugün hala devam ediyor ya. Ancak inanıyoruz ki bir gün bu İstanbul sömürüsü bitecek, tüm Anadolu el ele verip bitireceğiz.


17 Mart 2017

Ah Be Zeki Abi

Bugün aldığımız acı haberle yıkıldık. Zeki Abimizi kaybettik. Antalyaspor tribünlerinin belki de en sevilen simalarından birisi idi. Antalyaspor tribünlerinde maç izlemiş herkes tanırdı Zeki Abi'yi, tanımayanlar da onun sözleri ile kesin kahkaha atmıştır.
 
 Seni unutmayacağız Bayko.

15 Mart 2017

Bilet Fiyatları Düştü Ama

Sahamızda bir İstanbul takımı ile oynadığımız her maç öncesinde olduğu gibi pazar günü oynanacağımız Antalyaspor-Beşiktaş maçı öncesinde de gündem bilet fiyatları... Ancak bilet fiyatlarının gündeme geliş nedeni bu sefer daha öncekilerden biraz farklı...

Daha önceki tartışmalar bilet fiyatlarının çok yüksek olmasından kaynaklanıyordu. Peki, bilet fiyatları gerçekten de çok yüksek miydi? Türkiye şartlarını esas aldığımızda aksini iddia etmek mümkün değil. Zaten aksini de hiç kimse iddia etmiyordu. Bilet fiyatları bilinçli olarak yüksek tutularak Antalyaspor tribünlerine İstanbul takımı sempatizanlarının sızması önlenmeye çalışılıyordu.

Bahsettiğim yönüyle yüksek fiyat uygulamasını kısmen desteklesem de uygulamayı nimetten saymak da tabii ki mümkün değildi. Bu durumu bir örnekle açıklayayım. Şehir dışında okuyan Antalyasporlu bir üniversite öğrencisini düşünelim. Şehir dışında olduğu için kombine almamış. Üniversite tatile girince Antalya'ya geliyor ve gelmişken de bir maça gidebilmek istiyor. Ancak tatiline denk gelen maç bir İstanbul takımı ile oynayacağımız bir maç ise öğrenci haliyle bu maça gelebilir mi? Yüksek fiyat uygulaması nedeniyle cevap belli: Hayır!

Yüksek fiyat uygulaması Antalyaspor tribünlerine İstanbul takımı sempatizanlarının sızmasını kısmen engellerken örnekte de görüldüğü üzere tribünler açısından çeşitli mağduriyetler de doğuruyordu. Doğurduğu bu mağduriyetlere ek olarak -az önceki cümlede kullandığım "kısmen" kelimesiyle anlatmak istediğim haliyle- uygulama aynı zamanda da yetersizdi. Çünkü, Türkiye şartlarına göre fahiş kalan bilet fiyatları, İstanbul takımı sempatizanı diye nitelendirdiğimiz grubun sadece yoksul veya orta gelirli kısmının sızmasını engellerken zengin olan kısmın sızmasını ise engelleyemiyordu.

Pazar günü oynayacağımız Beşiktaş maçı öncesinde yönetim radikal bir değişikliğe giderek bilet fiyatlarını -aşağıdaki görselde detaylarını görebileceğiniz şekilde- Anadolu takımları ile oynanan maçlardaki seviyeye yakın bir şekilde belirlemiş. Sahamızda oynadığımız son Galatasaray maçına ait bilet fiyatları ile kıyaslarsak %75-%90 aralığında bir indirim söz konusu...


Peki, bu fiyatlandırma doğru mu? Bu sorunun cevabı hususunda Küheylan'la bile farklı düşünüyoruz ama benim bu soruya cevabım şu: Sezon başında olsa alınan bu kararı desteklerdim ama ligin 25. haftasında birden bire bu kararın alınmış olmasını doğru bulmuyorum. Nedenlerimi hemen sıralayayım:

İlk nedenim şu: Yönetimin bu fiyatlandırma tercihi ile şu an deplasman tribünü haricindeki tribünlere İstanbul takımı sempatizanlarının sızma olasılığı var mı? Var. Şu an satışta olan maraton tribünündeki bir koltuğa bu uygun fiyat aracılığıyla bir Antalyasporlu da oturabilir, bu maç için Antalyaspor passoligi çıkartan bir İstanbul takımı sempatizanı da... Böyle bir sızma olsılığı bir risk midir? Risktir. Hatta maçın 19.03 tarihinde oynanacağını düşünürsek önemli bir risktir. Dolayısıyla böyle bir karar alınırken ortaya çıkabilecek bu ve benzeri riskleri engelleyecek gerekli tedbirler de alınmalıydı.

Tedbir olarak ne yapılabilirdi? Örneğin fiyatlar ilan edilmeden önce kalan maçlar için Antalyasporlulara yönelik avantajlı bir kombine kampanyası düzenlenebilirdi. Böylece şu an boşta olan koltuklara Antalyasporlular oturmuş olurdu ve bu tablo sağlandıktan sonra bilet fiyatları ilan edilirdi. Ee deplasman tribününe de kimin oturacağı bizi bağlamayacağından da bize sadece maç gününü beklemek düşerdi.

Şimdi ise diyelim ki bu maçta sızmalar oldu ve bu İstanbul takımı sempatizanı olarak nitelendirdiğimiz kişi/kişiler maç esnasında rengini belli etti, tribün gerildi, olay çıktı ve belki de kulübümüz tribün olaylarından dolayı ceza aldı. Olmayacak şey mi? Hayır, gayet de oluru var. Hatta son Galatasaray maçında Galatasaray'ın ilk golünden sonra bu tarz küçük bir olay da yaşandı. Bu riski almaya değer miydi? Bence değmezdi. Herhangi bir olay yaşanma olasılığını uç bir senaryo olarak yazıyorum. Dolayısıyla böyle bir olayın yaşanmayacağını varsayalım. Yine de Antalyaspor tribününde Antalyaspor için bağıran biri oturabilecekken onun yerine rakip takım için susan birinin de oturabilecek olmasına fırsat vermeye ne gerek var?

İkinci nedenim ise maç biletlerinde bu tarz sonradan yapılan indirimlerin kombine kart sahipleri açısından hak kaybı doğurması... Rakamlar üzerinden konuşmak gerekirse Doğu Alt tribünü ele alarak inceleyelim.


  • Bu tribün için kombine kart ücreti 450 TL idi. 
  • Şu ana kadar oynadığımız tüm maçları kontrol etmedim ama 7-8 maçı kontrol ettim. Buna göre bilet ücreti Anadolu takımlarına karşı oynadığımız maçlarda 10 TL, İstanbul takımları ile olan maçlarda ise 150 TL... 
  • Fenerbahçe ve Galatasaray'a karşı oynadık; Beşiktaş ve Trabzonspor maçlarını ise oynayacağız. 
  • Lig maçları haricinde bu sezon sahamızda herhangi bir kupa maçı oynayamadık.
Bu bilgiler ışığında -Trabzonspor maç biletlerinin de indirimli fiyat olan 20 TL'den satışa çıkacağını varsayarak- bir hesap yaparsak her maç için ayrı ayrı bilet alarak sahamızdaki 17 maça girmenin toplam bedeli 470 TL [=(13x10)+(2*150)+(2*20)]... Yani kombine almanın avantajı sadece 20 TL... Bir maçı kaçırsan kombine aldığın için zararlı çıkacaksın. Bu durum kulağa hiç mantıklı geliyor mu?

Unutmayalım ki bir kesim için önemli olmayan bu hesap bir diğer kesim için ise oldukça önemli... Çünkü aramızda yediğinden içtiğinden keserek kombine alabilen renktaşlarımız da var; sırf kombine alabilmek için yaz tatilini çalışarak geçiren öğrenci kardeşlerimiz de... Dolayısıyla kombine almanın sağladığı ekonomik avantajın kulüp tarafından korunması bu kesimlerin gelecek sezonlarda da kombine alabilmeleri açısından olmazsa olmaz niteliktedir.

Olaya farklı bir açıdan daha bakalım. Son yıllardaki atılımlarla Antalyaspor tribünlerine yeni yeni gelmeye başlayan bir grup insan da var. Şimdi, bu grup 2016-2017 sezonu için kombinesini aldı ama baktı ki sezon sonunda ekonomik anlamda kombine almanın herhangi bir avantajı yok. Gelecek sene kombine alıp almamaya karar verirken bu grup kendi arasında "Ya kombineyi boşverin, zaten fiyatlar sonradan düşüyor. Geleceğimiz maça alır biletimizi, gireriz. Kaçan maçlara da boşuna para ödememiş oluruz." diye konuşmayacak mı? Bu grubun kombine almaması demek tribünle aralarında tam bir sadakat bağı henüz kurulmadığından belki de tribünden kopuşları anlamına gelecek ama kombine almaya devam ederlerse böyle bir kopuşun yaşanma ihtimalı çok çok daha düşük olur.

Bu iki maddeye aslında birkaç madde daha ekleyebilirim ama yazı yeterince uzun oldu. Onun için daha fazla uzatmadan sözlerimi toparlayayım. Yazının başlarında dediğim gibi uygulama aslında doğru ama zamanlaması yanlış... Böyle bir uygulamaya geçiş için yeni sezon beklenmeli; çok iyi bir kombine kart stratejisiyle olabildiğince çok Antalyasporlu'ya ulaşıp tribünlerin çoğu dolduktan sonra bu uygulama başlamalıydı.

Ancak madem ki böyle bir uygulamaya sezon içerisinde geçilecek o zaman uygulamanın getirdiği riskler doğru bir şekilde analiz edilerek gerekli tedbirler alınmalı. Avrupa yolunda zaten başlı başına kritik bir maç olan Beşiktaş maçı, rakiplerimizin bu haftaki fikstürünü de dikkate aldığımızda çok daha kritik bir hal alıyor. Bu haftayı kayıpsız atlatmak için en ufak hataya bile fırsat verilmemeli.

07 Mart 2017

Bu Mağlubiyet Zafer Kokuyor

Bugün skora baktığımızda mağlup taraf olarak gözüksek de emin olun bu mağlubiyet zafer kokuyor. Kaybettiğimiz sadece 3 puan iken gönüller kazandığımız ve Antalyaspor bayrağını yükselttiğimiz bir zafer... Nasıl mı? Hemen anlatayım.

İstanbul takımları ile oynanan maçlarda tribünde bir tek "Sadece Antalyaspor" diyen taraftarlar olmuyor. Farklı farklı kategoriler altında gruplandırabileceğimiz pek çok kişi de bu maçlarda tribüne geliyor. Örnek vermem gerekirse Antalyaspor'u desteklemek için değil de sadece statta maç izlemek için gelenler... Daha uç bir örnek vermem gerekirse Antalyaspor sevgisinden değil de Galatasaray nefretinden maça gelen bir başka İstanbul takımı sempatizanları...

Dün maç başlarken bu kişilerle her ne kadar bedenen aynı tribünde olsak da ruhen uzaktık birbirimize. Hele ki ikinci örnekte bahsettiğim grup ile birbirimize en az deplasman tribünündekiler kadar uzaktık. Ancak "Sadece Antalyaspor" diyen bizler gibi bu kişiler de maçta olanları gördü. Antalyaspor'un sahaya koyduğu futbolu zevkle izledi; skora kadar yansıyan adaletsizliğe ise kahroldu.

Böylece maç sona ererken maçın başındaki kadar uzak değildik artık birbirimize. Çünkü onlar böylesi bir maçın ardından "Tugor niye tribüne gönderildi?", "Bruma ne yaptı ki oyundan atıldı?", "Hakem Galatasaray'ı harcadı.", "Maç zaten Galatasaray'ın hakkıydı, son dakikada adalet yerini buldu." gibi televizyon taraftarlığı yapanların internete yazdığı komik yorumlara aldanmak yerine futbolun gerçeğini dün tribünde bizzat gördüler. İstanbul takımlarının nasıl "büyük" olduklarını...


Onların içlerinde bu maçla birlikte ufak da olsa bir şeyler değişti. Yıllardır maruz kaldıkları medya pohpohlaması ile ayakta duran İstanbul hegemonyasına dayalı futbol anlayışları bu maçla hepten yıkılmadı belki ama biraz da olsa çatırdadı. Bu maçla hepten anlayamadılar belki ama biraz da olsa sorgulamaya başladılar bizim niye "Şehrinin takımını destekle!" diye haykırdığımızı, niye "Anti-İstanbul!" diye isyan ettiğimizi... İşte bu değişimler bugün bizim sevincini duymamız gereken 3 puanlardan değerli asıl zaferimizdir.

Maç sonunda Deniz Kaddah'ın döktüğü göz yaşları kaybedilen bir maç için değil; göz kamaştıracak geleceğimiz için akmalıdır. Dün sahada maça 90 dakika boyunca var gücüyle asılan bir takım, tribünde ise maç 2-0 olduğunda bile takımına inanmaktan bir an bile vazgeçmeyen bir taraftar vardı. Skor her ne olursa olsun özlemini duyduğumuz tablo budur bizim. Görüyoruz yavaş yavaş taşlar yerine oturuyor; inanıyoruz çok güzel bir gelecek bizi bekliyor.


13 Şubat 2017

Başkan Ali Şafak Öztürk

30 Haziran 2016... Yani bu sezonun başında, tepeden inme kararla Gültekin Gencer görevden ayrıldı. O olanları tartışmak için geç kaldık, yerine Ali Şafak Öztürk seçildi.

Seçilmesiyle beraber herkesin kafasında soru işaretleri oluştu. Genç yaşı, Fb formasıyla fotoğrafları, Akıncıoğlu tarafından desteklenmesi; camiada tedirgin bekleyişe neden oldu. 

Sene başında zor bir mücadeleye girişti. Bize göre İstanbul semt takımı, onlara göre "şerefli" bir klübün Bizans oyunları ile tanıştı. İlk başta bocalasa da, daha sonra sergilediği sağlam duruş ile #BizAntalyasporuz mottosunu başlattı. Taraftar, İstanbul'a karşı senelerdir beklenen dik duruşu gösteren bir başkanı görünce, hafiften ısınmaya başladı Ali Şafak Öztürk'e karşı. 

Burada kendi görüşümden bahsetmek istiyorum. İlk seçildiğinde, ben de Akıncıoğlu korkusu yaşamadım değil. Ancak gelir, gelmez kombinede yaptığı indirim hoş gözüktü. Futbolu bilen bir insan olması, herkesin düşündüğünün aksine genç yaşı ve maddi olarak gücü yani Antalyaspor'dan bir çıkarının olmayacak olması benim için hanesine yazılan artılardı. Tek handikabı gözüken Fb fotoğrafları idi. Ancak sanırım Fenerbahçe'yi 1-0 yendikten sonra gördüğümüz mutluluğu korkularımızı silmeye yetti.

Beşiktaş'a karşı duruşundan sonra, ondan genç yetenekler bekledik ancak ne yazık ki transfer edilen futbolcuların neredeyse tamamı fiyasko çıktı. Bunun üstüne 8 hafta boyunca galip gelemeyen bir Antalyaspor olunca, istifa sesleri de yankılanmaya başladı.

Takımın üst üste galip gelmesi, takımla, tribünle verdiği görüntüler, aktifliği had sahfaya ulaşan klübün sosyal medya kanalları, devre arasında semt takımlarına karşı durduğu dik duruş devam edince, tribün de onu sahiplenmeye başladı. 

Başkan şuan tam istediğim gibi. Atkısını takıyor, yeri geldiğinde sert, yeri geldiğinde güler yüzlü oluyor. Kendini Antalyaspor'un önüne koymuyor. Böyle devam etmesi en büyük dileğimiz.

O dik durmaya devam ettikçe, Antalyaspor tribünü onun arkasında durmaya devam edecektir.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...