Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2013

Mehmet Özdilek ve İbrahim Dağaşan Röportajı

Antalyasporlu taraftarlardan Tolga Tüzün geçtiğimiz günlerde lise dergisi için Mehmet Özdilek ve İbrahim Dağaşan ile bir röportaj yapmıştı. Bu röportajını blogda paylaşmak için kendisine rica ettik, o da bizi kırmadı. Kendisine teşekkür ediyor, yaptığı röportajları sizlerle paylaşıyoruz.



Mehmet Özdilek

1) Son 5 yıl içinde Hasan Akıncıoğlu ile inanılmaz bir gelişmeye imza attınız. Bu gelişmenin ve başarının formülü nedir?

5 yıllık süreç kısa gibi görünse de uzun bir süreç... Planlı ve bu planın karşılığını saha içerisinde gören bir yapımız var. Şu anda bulunduğumuz konum tesadüflerle başardığımız bir durum değil. Bu kulüpteki herkesin bu durumda emeği var. Hepimizin ortak noktası yaptığımız işi ciddiye almak ve amacımızın Antalyaspor’u daha ileriye taşımak olması...

2) Ekonomik ve mali durumumuz 4 büyüklere nazaran biraz daha mütevazı... Bu durum sizin transfer politikanızı etkiliyor mu?

Biraz daha değil bayağı bir mütevazı... Ekonomimizi zorlamadan oyuncu seçimleri yapmaya ve oyunculara verdiğimiz sözleri tutmaya çalışıyoruz. Bakıldığı zaman Süper Lig'in en düşük bütçeli takımlarından biriyiz. Ayağımızı yorganımıza göre uzatıyoruz ve şu an bakıldığında ise hemen hemen her oyuncumuza teklif var zaten.

3) Altyapıyla ilgili ne tür çalışmalarınız var?

Geçen seneye kadar altyapıyla pek ilgilenemedim. Amacımız üstyapıyı giderebilmekti. Üstyapı olmadan altyapının pek sağlıklı olacağını düşünmüyorum. Altyapıyla ilgilenmesi için de Türkiye'nin en önemli spor adamlarından Sedat Karabük'ü getirdik. Altyapıyla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı ile çalışmalarımız ve projelerimiz var. En büyük amacımız stadıyla, tesisiyle, altyapısıyla, kurumsallaşmasıyla çok sağlıklı bir Antalyaspor oluşturmak.

4) Antalya şehrinin Antalyaspor'a yaklaşımı nasıl?

Açıkçası beklediğim kadar değil. Bunu her ne kadar kamuoyuyla paylaşsak da maçlarda yeteri kadar seyirci yok. Ben bu takımın daha iyisini hak ettiğini düşünüyorum.

5) Antalyaspor tarihinin en iyi sezonunu geçiriyor. Sezon başında böyle bir beklentiniz var mıydı?

Açıkçası yoktu. Hedefimiz ilk 10’du ama bu performans bizi daha iyi yerlere getirdi. Geri adım atmayacağız ama burada kalabilmek için tam anlamıyla hazır olmamız lazım. Fakat şu an buna hazır değiliz.

6) Son yıllarda Anadolu takımları büyük bir çıkış yakaladı. Bursaspor, şampiyon olmasıyla bunu kanıtladı. İlerleyen yıllarda da Anadolu takımlarının şampiyon olacağını düşünüyor musunuz?

Neden olmasın? Büyük takımlarla Anadolu takımlarının farkı azaldı ama bizim oralara gelebilmemiz için daha çok yol kat etmemiz lazım.

7) Son yıllarda sürekli stat değişikliği oldu. Bu süreç sizi nasıl etkiledi?

Çok kötü etkiledi. Hiçbir yeri tam anlamıyla sahiplenemedik. 2 yılımız harap oldu ama bu sene şehirle birleştik. Ona rağmen hala sıkıntılarımız var.

8) Mehmet Eren hakkındaki görüşleriniz nedir?

Bizim oyuncularımızdan biri... Fırsat geldiğince elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Antalya kökenli ve ligde çok tecrübeli bir oyuncu. Kayserispor’da yaptıkları ortada.

9) Son olarak taraftara bir mesajınız var mı?

Bu takım taraftarı hak ediyor. En büyük dileğimiz taraftarın bizi desteklemesi, sonuna kadar mücadele etmesi ve alkışlaması...



İbrahim Dağaşan

1) Antalyaspor bu sene inanılmaz bir çıkış yakaladı. Bu başarının formülü nedir?

Kenetlenmek diyebilirim. Aramıza yeni oyuncuların katılması ve herkesin iyi olması da bir etken. Herkes iyi niyetli olunca amaç da hedef de bir oluyor. Sonrası ise o havayı yakalamak.

2)Mehmet Özdilek'in sizin üzerinizdeki etkisi nedir?

Çok pozitif bir insan... Onu hiçbir zaman olumsuz bir şekilde göremezsiniz. Kötü bir anı bile nasıl iyiye çeviririm diye uğraşır.

3) Üç seneden beri Antalya'dasınız. Antalya şehrini seviyor musunuz?

Çok seviyorum. Hem yaptığım işi yapmak hem de yaşadığım şehirden keyif almak istiyorum. Antalya'da yaşamak güzel.

4) Uzun yıllar Fransa'da yaşadınız. Fransa'daki futbol ile Türkiye'deki futbol arasındaki farklar neler?

Açıkçası yıllar önce bir fark var olabilir ama şu an pek bir fark olduğunu düşünmüyorum. Örnek vermem gerekirse Fransa'nın en köklü kulüplerinden Marsilya UEFA Avrupa Ligi'nde Fenerbahçe ile karşılaştı. Fenerbahçe Fransa'da kazandı. İstanbul'daki maçta ise berabere kaldı. Artık o fark kapandı.

5) Uzun yıllardır Spor Toto Süper Lig'de forma giyiyorsunuz. Tecrübeli bir oyuncu sayılırsınız. Genç oyunculara tavsiyeleriniz neler?

Tavsiye olarak hayatlarının hepsi futbol olmasın. Futbolu, yaptığı işi çok sevsinler ama hepsi o olmasın. Ben bile hala kendimi nasıl geliştirebilirim diye soruyorum. Bir gün Osmanlı Devleti ile ilgili kitap okuyorsam ertesi gün devlet ile ilgili kitap okuyorum. Benim için hayat sadece futbol değil.

6) Kişisel gelişimden bahsettiniz. Bu sezonki performansınızı nasıl buluyorsunuz?

En büyük amacım pozitif, iyi, saygılı biri olmak ve elimden geldiğince mücadele etmek. Asıl önemli olan herkesin sizin hakkınızda ne düşündüğü...

7) Spor Toto Süper Lig'de en beğendiniz futbolcular kimler?

Büyük takımdan oyuncu sayabilirdim ama takımımızın oyuncusu İsmail Aissati diyorum. Çok net.

8) Buradan taraftara bir mesajınız var mı?

Stat ne kadar dolu olursa bizim için o kadar iyi. Taraftardan destek bekliyoruz.




 

29 Aralık 2012

Antalyaspor Taraftarının Yol Haritası

Cihan Dilek bizim ve bizim gibi tribün kültürüne vakıf olduğunu düşünenler tarafından yapılması gerektiğine inandığı konuları teker teker açıklamış. Antalyaspor taraftarı olarak önümüzdeki zaman diliminde yapmamız gereken her şeyi yazmış. Bize de bu yazıyı paylaşmak görmeyen kitlelere ulaştırmak düşer.



Senelerdir hayalini kurduğumuz şampiyonluğa bu yıl bir adım daha yaklaştık. Anadolu'nun birçok kulubü iflasın eşiğindeyken biz rüya gibi bir sezon geçiriyoruz. Öncelikle bu yazımda herhangi bir kişi veya grubu hedef alarak yazmadığımı bilin isterim. Adım adım şampiyonluğa ilerlediğimiz bu sezonda taraftar olarak sorumluluğumuzun daha da arttığını bilmeliyiz. Tribünlerimizin az da olsa kıpırdanma yaşadığı bu dönemde eğrisiyle doğrusuyla bir ilk yarı geçirdik. Nasıl iyi işler yaptığımızda göğsümüz kabardıysa aynı şekilde gidişatımız için bir özeleştri yapmamız da gerekiyor. Eksiklerimizi tartışıp hem ikinci yarı için hem de uzun vadede önlemimizi almamız gerekiyor. İşte bu konuyla ilgili kafamda ufak ufak maddeler oluşturdum. Katıldığınız veya katılmadığınız konular illaki olacaktır ama şu anki toparlanma sürecinde bu maddeler emin olun faydalı olacaktır.

BİRLİK-BERABERLİK
Birçoğumuza deseler ki "2013 yılında Antalyaspor şampiyon olacak fakat tek şartımız var: Yaşanan ayrılıklar, kavgalar bitecek; tüm gruplar birlik olacak" eminim birçoğumuz seve seve kabul ederdik. Şimdi ise bu rüyaya bu kadar yaklaşmışken eski kırgınlıklar bir nebze de olsa bir kenara bırakılmışken kesinlikle kale arkasında yan yana can cana durulmalı, tek ses olunmalıdır. Nasıl ki deplasmanda tek yürek olabiliyorsak kale arkasını da her maç deplasman gibi düşünerek hareket etmeliyiz. Geçmiş zamanda yaşanılan kırgınlıkları, ayrılıkları, kavgaları sadece bir sezon da olsa unutarak Antalyaspor aşkı için omuz omuza vermeliyiz. Burada da grup liderlerine büyük görev düşüyor, münferitlerin de bu birleşmeye sonuna kadar destek olması gerekiyor. Bunun yanında yönetimsel konularda yaşanan sıkıntılarda (bilet fiyatları, kombine, transfer vs..) ortak tepki göstermeliyiz. Tepki gösterirken de yıkıcı değil yapıcı olmalıyız.

DESTEK
Her şeyden önce zirveye ortak olduğumuz bu sezonda düşmanımız dahi olsa rakip tribünü bir kenara bırakıp 90 dakika takıma destek olmalıyız. Bir dönem Atatürk Stadı'ndaki gibi rakip takıma baskıyı hissettirip takıma olumlu yönde destek olmalı, başarılı veya başarısız olunan maçlardan sonra takımı bağrımıza basmalıyız. Bu sezon birkaç maçı televizyondan izledim; zaman zaman güzel ses gelmesi rağmen çoğu zaman durgun bir profil oluştu. Her ne kadar kale arkasında güzel bir potansiyel olsa da maraton tribünü dolmadığı için insanların aklına 7 bin kişilik dolmayan bir stad geliyor. Böylesi olumsuz bir durumda bizler kale arkasındaki potansiyeli iyi kullanarak bu açığı kapatmalıyız. Rakip takım taraftarına üstünlüğü küfürle, şiddetle değil; birlik olup sahaya baskı kurarak hissettirmeliyiz. Eğer illa ki bir makara ya da küfür yapılacaksa bunu da maçın bitmesini bekleyerek 90 dakika sonunda yapmalıyız.

DURUŞ
Anadolu'da tribün kültürü oturmuş Bursa, Ankaragücü, Karşıyaka, Göztepe, Kocaeli, Sakarya, Adana Demir gibi tribünlerin tribünde bir duruşu vardır. Hepsinin belli başlı düşmanı vardır. Herkesle dost ya da düşman olmazlar. Bize uzak olan nötr denen bir kavram vardır bu tribünlerde; dostluk ve düşmanlık kavramlarını uçlarda yaşamazlar. Birçok maçta rakip takım taraftarıyla uğraşmayıp tribün yaparlar, kendi bestelerini söylerler, tribünde bir duruşları vardır. Kendi atkıları dışında başka atkı açmazlar, tek renk olurlar. Kolay kolay otobüs taşlama işlerine bulaşmazlar. Aksine kendi şehirlerinde sıkıntı yaşayanlara yardımcı olurlar. Bizde bir an önce böyle bir duruş oluşturmalı ve gereksiz mevzulardan kaçınmalıyız. Uzun lafın kısası nerede ne yapacağını bilen bir tribün olmalıyız. Bu konuda arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi bilinçlerdirmeliyiz. Nasıl Bursaspor şampiyon olduğu yıl tüm Anadolu'yu arkasına aldıysa biz de bu konuda politik olmalı, herkesin takdirini kazanarak şampiyonluğa uzanmalıyız. Şampiyonluğa yaklaştığımızda "Helal olsun Antalyaspor'a ve taraftarına" dedirtmeliyiz. Son olarak sanal alemde çeşitli platformlarda (Facebook, Twitter, TribünDergi vs...) gereksiz tartışmalardan kaçınmalı, lüzumsuz antipati yaratmamalıyız. Senelerdir temelleri atılan tabuları iki mesajla yıkmamalı, bazı konularda susmayı ve sabretmeyi öğrenmeliyiz. Antalyaspor adı geçen her konuda şuursuzca tartışmak yerine kendimizi daha olumlu ifade etmeli, eleştiriye açık olmalıyız. Yine bazı konularda kendi kendimize gelin güvey olmak yerine övgüyü veya eleştiriyi karşı tarafa bırakmalıyız.

GÖRSELLİK
Tek renk olma, atkı takma, el emeği pankart konusunda maalesef çok zayıfız. Kocaeli ile olan kardeşlik konusunda herkes hemfikir oldu fakat hala tribünlerde onlarca Kocaeli atkısı görüyoruz. Bununla kalsa iyi Ankaragücü, Adana Demir gibi bizle alakası olmayan kulüplerin atkıları da mevcut. Dışardan bakınca tam bir renk cümbüşü... Antalyadan daha soğuk olan kentler tek renk olmayı başarırken Antalya'da soğuk havalarda simsiyah bir tribün hakim. Hepimizin evinde kırmızı renkte bir mont, polar, sweat, ceket vardır. Sadece gruplar için değil, stada gelen tüm taraftarlarımızı bu konuda teşvik etmeli; tek rengi benimsetmeliyiz. Atkı konusunda büyükten küçüğe herkesi alıştırmalıyız. Gerekirse tribünde atkı şovlarını artırmalı, hatta atkı yaptırıp dağıtarak herkese bu kültürü kazandırmalıyız. Pankart bir tribünün ifadesi açısından en büyük materyaldir. Bu konuda dijital pankartlardan koparak içimizden gelen sözleri el emeği bir pankartla sergilemeliyiz. Bu konuda kale arkasını iyi değerlendirmeli boydan boya el emeği pankartla süslemeliyiz. Grupların önceden olduğu gibi ismini taşıyan büyük bir pankartı bulunmalı içerde dışarda taşımalıyız. Yine gidilen deplasmanlarda birkaç dijital pankart yerine tribünün her yerine el emeği pankartlarımızı asmalıyız. Pankart yapmak aynı zamanda eğlenceli bir uğraştır. Bu konuda gerekirse zaman zaman bir araya gelmeli, değişik fikirler üretip hep birlikte bunu eyleme dökmeliyiz.

DEPLASMAN
Sanırım şu ana kadar saydığım konular arasında en olumlu olduğumuz nokta deplasmandır. Antalyaspor tribünü geçmişten bugüne iyi bir tabloya sahiptir deplasman konusunda. Az ya da çok Türkiye'nin her yerine gidilmiştir. Fakat bu sezon bu konuda üstümüze düşenden daha fazlasını yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Örneğin; geçtiğimiz yıl Kadıköy, bu yıl Kasımpaşa ve Akhisar gibi deplasmanlara iyi organize olundu ama bunun yanında Trabzon, Elazığ, Sivas gibi uzak deplasmanlara az da olsa gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela biz bu sezon uçakla Trabzon deplasmanı düşünüyoruz, farklı gruplar Elazığ'ı düşünebilir, yine başka bir grup Sivas'ı düşünebilir. Bu tarz deplasmanlarda 50 kişi de olsak eminim ki büyük ses getirecektir. Hem takıma bağlılık hem de tribün konusunda takdir edilecektir. Bunun dışında İstanbul, Eskişehir, Mersin gibi deplasmanlara daha iyi organize olmalıyız. Yine deplasmana sadece takıma destek için gitmeliyiz, vurduya kırdıya değil. Bu konuda deplasmana giden küçük büyük herkesi bilinçlendirmeli, takıma ve tribüne zarar verecek kavga gürültüden uzak durmalıyız. Bize karşı yapılan herhangi bir eylemde tek vücut olup cevabını da vermeliyiz.

BESTE
Sanırım en zayıf olduğumuz konuların başında da beste kültürü gelir. Senelerdir alışıla gelmiş bestelerin dışına maalesef çıkamadık. Yeni beste üretme, tribüne aşılama konusunda sınıfta kaldık. İşin kolayına kaçarak başkalarının yaptığı besteleri döndürüp döndürüp söyledik. Hatta düşman olduğumuz Sakaryaspor'un bestesi Seviyorum Seni'yi bile söyleyecek duruma geldik. Bu konuda 07Gençlik takdir ettiğim birkaç beste kazandırdı tribüne, bu sezon bu konuda az da olsa kıpırdanma yaşadık. Bu söylenen bestelerin yanına yeni besteler ekleyerek beste çeşidini artırmalıyız. Başka tribünlerin, özellikle İstanbul tribünlerinin, bestelerini söylemekten kesinlikle kaçınmalıyız. Sıradan bir besteyi 5 dakika söylemek yerine kendi bestemizi 15-20 dakika boyunca kesmeden yürekten söylemeliyiz. Gerekirse maç önceleri veya internet üzerinde yeni besteleri kavrayarak tribünde döndüre döndüre herkese bu besteleri öğretmeliyiz. Türkiye'de diğer tribünlerde de söylenebilecek güzel bir beste yaptığımız zaman eminim ki beste konusunda sınıf atlayacak, takdir kazanacağız.

Tüm bu anlattığım konular olmayacak türden konular değil. Bunları hayata geçirmek ve uygulamak son derece kolay. Yeter ki bizler bu bilincin farkına varalım. Tribün kültürü denilen olguyu bu şehre kazandıralım. Yavaş yavaş, vazgeçmeden, ince ince nakış gibi bunları tribündeki gençlere aşılayalım. Birlik-beraberlik, destek, duruş, görsellik, deplasman ve beste... Bu konularda gereken seviyeyi yakaladığımızda emin olun Türkiye'nin sayılı ve saygın tribünleri arasında bulacağız kendimizi. Ve olur da şampiyon olursak dişimizle tırnağımızla geldiğimiz için çorbada bizim de tuzumuz olduğu için gurur duyacağız kendimizle. Bugüne kadar çok yazılıp çizildi bu konular ama umarım bu defa gereken hassasiyet gösterilir. Sonucunda bir nebze de olsa faydası olacaksa ne mutlu bana. Vakit ayırıp okuyan arkadaşlara teşekkürler. Saygılarımla...

Cihan Dilek
 27.12.2012 






21 Mart 2012

Aklımdaki Düşünceler

TribünDergi'deki Eskişehirspor maçı tartışmaları sırasında Süleyman Kamış'ın (Holigantalya) aşağıdaki yorumu hepimizin yaşadıklarını özetlemiş. Okumayan varsa okusun istedim.

Mardan yolunda takımı düşünmeye çalışıyorum. Olmuyor. Yapamıyorum. Hasan Akıncıoğlu'nun o soğuk yüzü ve bakışları beliriyor zihnimde. Şifo'nun her zamanki ezbere maç sonu açıklamaları... Biz deplasmandan dönmek için otogara yetişmeye çalışırken sahada elinden geleni yapmadığını bariz anladığımız ama yüzbinlerce lira kaldıran adamın pişmiş kelle gibi sırıtarak son model jip ile uzaklaşması canlanıyor. Medical Park yerleştirilen armamız canlanıyor. Yol bitiyor. Tribünlerin halini görüyorum. Gelecek hafta gelmeyeceğim diyorum. Her ne olursa olsun takım bu haldeyken gelmen gerekiyor diyor içimden bir şey. Yine gidiyorum. Ailesi yüzünden ayrıldığım eski sevgilimin ölüm döşeğinde olup son bir kez beni görmek istemesi gibi bir şey. Nasıl olur da barışırız. Ne olur da alır gönlümü aşkım bilmiyorum. Başarısız olsak da alt ligte olsak da mutluyduk be abi. O günleri geri verin bize. Bu takımın gerçek sahipleri biziz. Siz bırakın gidin. Bizi anlayan birileri gelsin.





 

03 Haziran 2011

Bir Bandırmasporlu'dan Mardan Çilesi

15 Mayıs Pazar sabahı 7.30'da Antalya'ya İstanbul'dan geldim. Gider gitmez otele yerleşemediğimden sırtımda çanta Antalya merkezde epey bir dolaştım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki her yönüyle gerçekten çok güzel bir yer Antalya...

İlk maçımız saat 20.30'da Beypazarı Şekerspor'laydı. Maçtan evvel şehir merkezinde bir cafede internete girerken ADS'li arkadaşların yemek ve su sıkıntısı yaşadıklarını duydum ve Bandırma'dan gelmekte olan arkadaşlarımızı bu konuda haberdar etmeye çalıştım. Saat 17.30-18.00 civarında stada doğru gitme hazırlıklarına başladım. Stada nasıl ulaşacağımızı Antalyalılara sorduğumuzda çoğundan bir bilgi alamamamız nasıl çileler çekeceğimizin habercisi oldu bir nevi...

Lara'dan rahat gidilebileceğini duyduğumdan Lara minibüslerine bindim fakat yolun yarısındayken yanlış minibüste olduğumu ve Kundu minibüslerine binmem gerektiği söylendi. Yolda inip Kundu otobüslerine bindim fakat şöför bize stada gitmediğini sadece köy içine gidebileceğini oradan da taksiye binmemi ya da yürümemi söyledi.

Kundu köy içinde minibüsten indim. Mardan Stadı tabelasında 5 kilometre yazınca her gün yürüdüğüm mesafe deyip yürümeye başladım ama zamanla sıcaktan olsa gerek yorgunluk belirtileri başladı. Yoldan geçen -sonradan oyuncumuz Orhan'ın eski takım arkadaşları olduğunu öğrendiğim- kişiler halime acıyıp beni arabalarına aldılar ve bu sayede stada ulaşabildim.

Biletimi alıp stada girme hazırlıklarına başladım. Girişte yanımda olan çantamı arayan görevliler lens suyumu ve deodorantımı sahaya atabileceğim ihtimaline karşı kapıda bırakmak zorunda kaldım. Neyse ki maçtan sonra onları bulabildim.

Stada girdiğimde ADS-Yeni Malatya maçı oynanıyordu ve Malatyalı taraftarlar bizim yan tarafımızdaydı. Sebebini bilmediğim bir anda ortalık karıştı.

Sonra biz maçımızı oynadık ve 1-0 kazandık. Araç bulamadığım için dönüşte Alanya'dan desteğe gelen Alanyasporlularla Aksu'ya kadar gittim. Aksu'da sabahtan beri aç olduğum için yemek yedim. Oradaki garsona merkeze nasıl gideceğimi sorunca aldığım "Bu saatte otobüs bulamazsın." cevabı resmen şok etkisi yarattı. Orada yemek yiyenlerden birinin arabasıyla Kepez'e, oradan da taksiyle merkeze gittim. Merkezde bulduğum bir otele yerleştim.

İlk gün benim için gerçekten çok yorucu geçmişti. Öyle ki ayağımda yürümenin etkisiyle nasır çıkmıştı. 2. maçımız ADS ile yine Mardan Stadı'ndaydı. Maç gününe kadar gezme fırsatı buldum yine. Antalya Atatürk Stadı yanındaki AntalyasporStore'dan atkı kolleksiyonum için atkı aldım. Bu arada Atatürk Stadı'nı görme fırsatım da oldu tabi. Keşke burada oynasaydık maçlarımızı dememek elde değildi.

ADS maçı için tekrardan yollara düştüm. Bu sefer daha tecrübeli olduğumdan direkt Kundu minibüslerine bindim. Köy içinde denk gelen Bandırmalı bir abimizle stada gittim. Bu sefer daha sorunsuz geçti ilk maça nazaran fakat stat görevlilerinin büfeleri kapatıp bizlere su bile satmaması çok büyük bir fiyaskoydu! Musluklardan su içmek zorunda kaldık. Maçı 3-1 kazanarak finale çıktık. Maçtan sonra denk gelen bir araçla döndüm Antalya merkeze...

Final maçı Sakarya ileydi ve bu maçta bu stadın eksiklerini tekrardan görme fırsatı bulduk. Yine aynı yolculuk Kundu'ya kadar... Sonrasında da yolda denk gelen Alanyalıların beni yoldan stada kadar götürmeleri... Bandırma'dan gelen 2,500-3,000 taraftara tek bir bilet satış noktasından bilet verilmesi tam bir sıkıntıydı ama daha büyük sıkıntı girişteydi. 2 tane kapısı bulunan Kapalı tribün gelen taraftarın kapasitesini kaldıramadı ve bu büyük bir izdihama sebep oldu. Yaklaşık 30 dakika kadar stat kapısında sıkış tıkış bekledik sıranın bizlere gelmesini. Modern olarak gördüğümüz bu Süper Lig stadı SINIFTA KALMIŞTI..!

Nihayet stada girmiştik ama güvenlik görevlileri her şeyimize karışıyordu. Yok 3.sıradan aşağı inme, yok şurada oturma, burada bunu yapma, vs... Nitekim normalde sakin biri olan ben bile çileden çıkıp en sonunda tepki göstermiştim. Maçta yenilip üzgün bir şekilde merkeze doğru tekrardan yola çıktım. Aksu'ya kadar yine Alanyalılarla gittim. Oradan da bir Manavgat otobüsüyle merkeze gittim.

Stat dediğim gibi dışarıdan çok modern duruyor ama tamamiyle bir fiyasko... Girişi, çıkışı, ulaşımı, stat çevresi, her anlamıyla sınıfta kaldı. Bizlere her sene stat konusunda şu eksiğiniz var, bu eksiğiniz var diyen Türkiye Futbol Federasyonu nasıl oluyor da Antalya'yı bu statta oynatıyor anlayabilmek mümkün değil. Stadın uzaklığından öte ulaşımının olmaması daha büyük bir fiyasko..! Antalya Belediyesi'nin burada play-off maçlarının oynanacağını bile bile buraya bir otobüs bile koymaması da belediyenin bir fiyaskosuydu. Yazık çekilen bunca çileye, gerçekten çok yazık... Mustafa Denizli Maraton ekranlarından sizlere "Stadı neden doldurmuyor Antalyalılar?" diye çıkışırken haklı buluyordum ama gerçekten yaşamayan bilemez derler ya hakikaten durum öyle. Allah sizlerin yardımcısı olsun.

ANTALYA'YA HEMEN STAT..!


- Kerim Karabağ -



       NOT:       
Antalya'da oynanan TFF 2. Lig Play-Off maçları öncesinde tribündergi'de Antalya'ya gelecek takımların taraftarlarından Mardan Antalyaspor Stadı ile ilgili yaşadıklarını bizimle paylaşmalarını rica etmiştik. Bu yazı da bu ricamıza geri dönüş yapan Bandırmaspor taraftarlarından banban1965 nickli Kerim Karabağ tarafından yazılmıştır. Kendisine stat sorunumuza gösterdiği duyarlılık ve ayırdığı zaman için teşekkürler...


22 Şubat 2011

Kiralık Stat

Hani eskiden meşhur bir söz varmış. Ev sahipleri çok kullanırmış. Biz de özel bir işletmenin stadında kiracıyız ya bize de bir gün kullanılabilir.
 
"Almanya’dan bizim takım gelecek, stadı boşaltın." (!)

Olmayacak iş değil. Yani yılların Antalyaspor’u statsızlık yüzünden hakkı olan stadı hem yerel hem de merkezi yönetimin tutumları yüzünden alamadığı için kiracı durumuna düştü.

Bu memleketin stat ihtiyacı daha Atatürk Stadı kullanılabilir durumdayken dile getirildi. Şu an Atatürk Stadı kullanılamaz durumda ve hala ortada stat yok.

Stat ihtiyacı Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Mustafa Akaydın’ın dediği gibi “Zaten 15 günde bir lazım.” olan bir şey değil. Bu takım şehir dışındaki stada gitmek zorunda kaldığından çok taraftar kaybetti. Ruhunu, benliğini kaybetti. Hatta futboldaki ev sahipliği avantajını bile kaybetti. Antalyaspor maç oynamadan bir gün önce o statta hazırlık maçı yapıldı. Hem de bir Türkiye Kupası ve akabininde bir lig maçı öncesinde... Zemin zarar gördü ama sesimizi çıkartamadık. Çünkü biz orada kiracıyız, bizim stadımız değil. Bize her yer deplasman oldu yani. Nerede ev sahibi takım olma avantajı? Takım Mardan’a gittiğinden beri futbol olarak da geçen sezonu arar olduk. Hiç kimsede, ne takımda ne de taraftarda huzur kalmadı yani…


Antalya’ya yılda ortalama 1000 takım kamp yapmaya geliyor. Futbolun başkenti... Yılda milyonlarca turist geliyor. Bacasız sanayinin başkenti... Yani bu şehir para darphanesi...(!) Sanırım sebep siyasi başkent olmayışımız...(!)

Bu stadı yapmak çok mu zor? Bence değil ama yerel yönetim stat işine öncelik vermez ise enkaz edebiyatı yapar durur, verilen sözleri unutur, yapılan stat yatırımı yakın olan genel seçim öncesi merkezi hükümete yarar diye düşünüp bunu bir seçim propagandası haline gelmesi endişesiyle elini ayağını çekerse bu iş zor olur.

Merkezi hükümet istediğini alamadığı "Dünyanın En Güzel Yeri"ni evlatlıktan reddeder, işi hizmetten çıkarıp siyasi hesaplaşmaya sürer ve aynı şekilde yaklaşan genel seçim öncesi yerel yönetime yarar diye dosyayı askıya alırsa çok zor olur.

Antalya, Antalyalı ve Antalyaspor siyasi çekişmeye kurban gidiyor.

Şu sıralar bir umut doğdu. Merakla mart ayının başını bekliyorum. U20 Dünya Kupası... Hükümet garantisi gelmiş ve Antalya iki stat ile organizatör iller arasında... Bu statlar Atatürk Stadı ve Mardan... Yani Türkiye organizasyonun ev sahipliğini kazanırsa Atatürk Stadı jet hızıyla bakıma alınıp FIFA standartlarına uygun, kullanılabilir raporlu bir hale getirilecek. Atatürk Stadı yerine yeni bir stat fikirleride dolaşıyormuş herhalde ama bir umut işte...

Olayın son noktası milyonların belki milyarların giriş yaptığı bir şehrin hakkını böyle bir umuda bağlatmak başlı başına bir ayıp ama.

- Hasan SARI -

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...