31 Ağustos 2012

100. Yıl'da Sorun ve Çözüm Ne?

Antalyaspor için 100. Yıl'a yapılacak bir stat... Böyle bir hayalin gerçekleşmesini en çok isteyenlerin arasında kesinlikle Küheylan ve ben de varızdır. Kendimizi bildik bileli Bahçeli'de oturan, onca yıldır kaza bela olmadığı sürece her maça beraber giden iki Antalyaspor sevdalısı olarak yıllardır bu hayali kuruyoruz çünkü. İlk 100. yıl projesi çıkmadan önce bile hayalimizde kaç stat diktik oraya bir bilseniz.

Yıllardır kurduğumuz böyle bir hayalin gerçekleşmesi demek bizim için Antalyaspor'un yeni mabedinin evlerimizin dibinde yükseliyor olması demek. Ara ara konuşuruz Küheylan'la: "Ulan şu stadı yapsalar evden çıkarken açsak birayı stada gelene kadar bitmez bile o bira be." diye. Ancak bunlar da dahil hiçbir şey yine de bizim 100. Yıl'a yapılacak bir stat için "Yapsınlar da ne yapıyorlarsa yapsınlar." dememize neden olamaz.

Başta Sakaryaspor olmak üzere pek çok farklı tribünden duymuşsunuzdur şu sözü: "Biz bu şehri tribünden sevdik!" Geçenlerde bu söze atıfta bulunarak Küheylan yazmıştı: "Biz ise bu şehri sevdiğimiz için tribünlerdeyiz." Çok doğru da yazmıştı. Antalya gibi bir şehirde yaşayıp da bunun aksini söylemek zaten abes olur sanırım. Biz Antalya'yı seviyoruz, Antalya'nın değerlerini seviyoruz, Antalyaspor'u seviyoruz.

Dolayısıyla en az Antalyaspor'un değerlerini savunduğumuz kadar Antalya'nın değerlerini de savunmak bizim Antalya'ya yani Attalos'un yeryüzündeki cennetine, Mustafa Kemal'in şüphesiz ki dünyanın en güzlü yeri dediği bu topraklara borcumuzdur. Zaten bizim Antalyaspor sevdası diye haykırdığımız sevda aslında bu şehrin sevdası, Antalyaspor kavgası diye verdiğimiz kavga aslında bu şehrin kavgası değil mi? 

İşte tam da bu yüzden 100. Yıl'a yapılacak bir stad için "Yapsınlar da ne yapıyorlarsa yapsınlar." diyemeyiz. Evet; 100. Yıl şehrin tam merkezinde ve konum olarak da gösterişli olması dolayısıyla hem Antalyaspor'a hem de Antalya'ya yakışacak bir bölge... Ancak bu avantajların beraberinde getirdiği bazı sorunlar da var. Bu sorunlar stadın yapılmasına engel mi derseniz değil ama stat kadar bu sorunların çözümlerini de sorgulamalıyız.

Sorunlar göz ardı edilerek yapılacak bir stat inanın hiçbir Antalyasporlu'yu memnun etmez. Çünkü hangimiz stadımızın sorunlarla, kötü olaylarla anılmasını hangimiz isteriz ki? Hepimiz atmosferiyle, güzelliğiyle, mimari özelliğiyle, kazandığımız başarılara yaptığı ev sahipliğiyle anılan bir stat istemez miyiz? Zaten bir stat da ancak böyle Antalya'ya simge, Antalyaspor'a mabet olabilir. Zaten Antalya'ya ve Antalyaspor'a böyle bir stat yakışır; bu yüzden de bizlerin talebi bu niteliklerde bir stat olmalıdır.


100. Yıl'da Sorun Ne?
"Şehrin tam merkezinde" dedik ama şehrin tam merkezinde olması nedeniyle trafik sorunu akla gelen ilk konu... 100. yıl, şehri doğu-batı yönünde bağlayan ana hatlardan biri... Özellikle batı ilçelerinden havaalanına ulaşımda ana güzergah olması önemli bir detay. Bu hatta yaşanacak bir tıkanma hem taraftarın stada ulaşımı konusunda hem de genel anlamda Antalya trafiği için ciddi bir sorun yaratacaktır. Antalya gibi bir turizm kentinde yaşanacak böyle bir trafik sorunu da kimsenin yararına değildir. Elbette bunları düşünürken sadece bugünün koşullarını değil 25-30 yıl sonrasını da düşünmek gerektiğini de ayrıca unutmamak gerekir.

Ulaşımla ilgili dikkat edilmesi gereken ikinci sıkıntı ise bitişikte bulunan hastane... Bugün "Yapsınlar da ne yapıyorlarsa yapsınlar." derken düşünmek gerekir, yarın Allah göstermesin o hastaneye ulaşması gereken kişi siz veya bir yakınınız olabilir. Bu söz çokça söylendi ama bu empatinin her zaman yapılması gerekir. Böyle bir sıkıntı asla görmezden gelinmemeli. Bu stat işine kalkışılırken ulaşım konusundaki bu ve benzeri sorunların çözümlerinin de işin içine katılması ve tartışılması gerekir. Taraftar da bu tartışmaların takipçisi olmak zorundadır.

"Konum olarak da gösterişli" dedik 100. Yıl için... Ancak bunun da getirdiği bir sorun var ki artık hepimiz aşinayız: Rant... Bu stat işi siyasilerin oyuncağı olmaya başladıktan sonra ne zaman stat meselesi konuşulacak olsa stattan daha fazla rant konuşuluyor. Örneğin bir önceki projede yüklenici firmaya stadın yapımı karşılığında kat ve derinlik sınırlaması olmayan iş kuleleri veriliyordu. Şimdi tam oranı hatırlamıyorum ama neredeyse 1 koy, 10 al gibi bir uçurum, haksız kazanç vardı ortada.

Sürecin devam eden kısmında da bildiğiniz gibi Antalya'da belediye değişti ama bu rant konusunda pek bir değişiklik olmadı. Herkes stadı yapmaktan önce rantın peşinde koştu ve dolayısıyla da hangi grup stat deyiverse karşı grup hemen "Rant var bu işte" diyerek saldırdı. Peki bu stat meselesi rantsız çözülemez mi? Antalya gibi bir şehre yapılacak modern bir stat zaten herkese kazandırmaz mı? Bu neyin açgözlülüğü? Hakkı olan stada kavuşmak için illa birilerine para yedirmek zorunda mı bu şehir, Türkiye ekonomisine kazandırdıkları yetmiyor mu? Taraftarın sorması gereken sorular işte bu sorular...

Hal böyleyken de kimse bir Antalya aşığı ve Antalyaspor sevdalısı olarak benden bu ranta göz yummamı beklemesin. Rant konusunda "Yapsınlar da ne yapıyorlarsa yapsınlar." diyenler için rantı tercüme edeyim. Birileri Antalyaspor üzerinden ceplerini dolduracak demek. Senin benim Antalyaspor sevgimi sömürerek birileri köşeyi dönecek demek. Ha bunlar bana koymaz diyorsanız orasını bilemem ama tekrar ediyorum; bu rant işine taraftar olarak ben asla göz yumamam. Çünkü söz konusu Antalya ve Antalyaspor...



100. Yıl'da Çözüm Ne?
Bu aralar bazı gazeteciler "Haydi Antalya", "Aman Antalya" diyerek stat meselesini çözmeye çalışıyor ama o mesele böyle çözülmez. Hele hele statla ilgili yazarken hala siyasi parti kayırmak derdine düşmüşsen hiç mi hiç çözülmez. A partisi suçlu da B partisi masum mu? Değil. Bugün hala bir stadımız olmadığına göre A'dan Z'ye hepsi suçlu ama sen bunu yazmaz da bir siyasi tarafa laf, diğer siyasi tarafa selam çakma derdinde olursan kendi çıkarların uğruna siyasi çekişmeyi körüklemiş, stat meselesini de çözümsüzleğe itmiş olursun. Çözümsüzlüğün asıl suçlusuyken de nasıl çözümün parçası olabilirsin ki? Bu söylediklerimi daha iyi anlamak için bakın bu hafta çıkan yazılara, birinde bile "Hani stada haziranda başlanıyordu, nerede bizim stadımız?" diye sorabilen var mı? Yok. Öyleyse geçiniz.

Dolayısıyla stat meselesini çözmek için önce samimiyetle çözümü isteyen kişilerin ön plana çıkarılması gerekir. Ardından da bu samimi kişilerin etrafında oluşturulacak ve her kesimi kapsayacak bir ortak aklı yaratabilmektir. Merkezi yönetimin, belediyelerin, siyasi partilerin, STK'ların, uzmanların ve diğer pek çok grubun fikrinin değerlendirildiği, maddi-manevi katkı koymasına olanak sağlandığı bir yapı ile bu ortak akıl güçlendirilmeli ve renklendirilmelidir. Bizlerin şu anki görevi de yetkilileri bu ortak aklı oluşturmaya zorlamaktır. Çünkü stat için en iyi proje A'nın projesi değil, B'nin projesi değil; Antalya'nın projesi olarak ortaya çıkan proje olacaktır.

Ancak bugün ne oluyor? STK'lar futbolun f'sini bilmemekle suçlanıyor. İyi güzel de biz de inşaatın i'sini, şehir planlamanın ş'sini bilmiyoruz. STK'lar her toplum için gerekli, görüşleri de her toplum için önemlidir. Ha baktın ki herkes samimiyetle çözüm ararken bazı STK'ların kişisel çıkarlar uğruna tek yaptıkları süreci tıkamak, o zaman ortak aklı oluşturan ögeler resti çeker: "Bu stat buraya yapılacak. Biz istiyoruz ki en iyisi olsun. Bu yüzden de sizlerin görüşünü de tüm diğer görüşler gibi önemsiyoruz. Kim bizimle kim değil öğrenelim. Bizimle olanlarla biz bu yola çıkacağız. Stat meselesi bitene kadar da durmayacağız." Çok mu zor bunu söyleyebilmek? Kısacası aslında her sorunun bir çözümü, her derdin bir devası vardır ama mesele bunu ortaya koyabilecek iradeyi ortaya çıkarabilmekte...

Son olarak Antalyasporlu olan herkese bir kez daha hatırlatmak istiyorum ki Antalya gibi bir şehre bile bir stadın yapılmasının ne kadar sıkıntılı bir sürece dönüştürülebildiğinin hepimiz canlı şahitleriyiz. Dolayısıyla bu stat meselesi sırf çözümlensin diye öylesine çözümler kabul edilmemeli, "Yapsınlar da ne yapıyorlarsa yapsınlar." gibi bir mantık savunulmamalıdır. Hem Antalyaspor hem  Antalya için en iyisini talep etmeliyiz. Bu talep de bizim en doğal hakkımız...




 

Kombinede İstanbul Kepazeliği


Az önce Facebook'taki en aktif ve en kalabalık Antalyaspor hayran sayfasından gördüğünüz bu bildiri yayınlandı. Bu yönetimin Antalyaspor'u taraftarı için yönetmediğinin en büyük ispatıdır bu hatırlatma. Yazacak, çizecek hiçbir şey kalmamıştır. Antalyaspor kombinesini Antalyaspor için satmak yerine İstanbul takımları için satmayı düşünmüşlerdir.

Sizin oyununuza dahil değiliz biz. Eğer o kombineler alınacaksa kırmızı-beyaz formalılar için alınacaktır. Sahadaki diğer takımın bizim için hiç önemi yoktur. Yaşasın sadece Antalyaspor diyenler ve sadece Antalyaspor için uğraş verenler...




 

30 Ağustos 2012

STSL 2. Hafta | Yeni Stat ve İlk 3 Puan

Sezonun ilk puanlarını, daha doğrusu ilk 3 puanını belalısı olduğumuz Kayserispor'dan aldık. Skor da güzel: 3-0... Skor güzel ama biraz aldatıcı. Çünkü maçın ilk yarısında Kayserispor'un kaçırdığı çok sayıdaki pozisyon var. Bunu görmezden gelemeyiz. İlk yarıdaki bu Kayserispor ataklarından biri gol ile sonuçlansa maç devamında çok farklı gelişebilir, hatta bu 3-0'lık galibiyetin sahibi Kayserispor bile olabilirdi. Maçı değerlendirirken ilk yarıyı da bu gerçekleriyle değerlendirmek gerek.

İkinci yarı ise sahaya istediklerini daha fazla yansıtmayı başaran taraf biz olduk. Devrenin hemen başında bulduğumuz gol de devrenin geri kalanında bizi çok rahatlattı. Alıştığımızın -daha doğrusu alışamadığımızın- aksine golden sonra hemen var gücümüzle geriye yaslanmak yerine bu sefer oyunumuzu oynamaya devam edince gollerin devamı da geldi ve Akdeniz Üniversitesi Stadı'ndaki ilk maçımızda 3 golle 3 puanı aldık.

Maçın yıldızı ise Antalyaspor formasıyla Süper Lig'teki 100. maçına çıkan ve bu anlamlı maçta 2 gol birden atan Tita'ydı. Attığı ikinci golün öncesindeki pozisyonda sakatlık yaşamasına rağmen ayakta kalması ile taraftarın onu neden bu kadar çok sevdiğini bir kez daha göstermiş oldu. Tita dışındaki diğer oyunculara da haksızlık etmeyelim. Hemen hemen herkes mücadele etmeye çalışıyor ama ligin başı olması elbette ki performansları olumsuz etkiliyor. Örneğin yeni transferler ümit vermelerine rağmen tam bir uyum sağlamış değiller. Dolayısıyka daha doğru yorum yapabilmek için birkaç haftaya daha ihtiyaç var.


Maçın yıldızı Tita dedik ama bu galibiyette en büyük pay sahiplerinden birisi de Mehmet Özdilek... Gençlerbirliği maçının faturasını Mehmet Özdilek'e kesmiş, geldiği günden bugüne kadar düzeltemediği hatalarını yazmıştık. Bu maçta da hakkını teslim edelim. Çünkü bu maçta o yazıda bahsettiğimiz hatalarından hiçbirini yapmadı ve belki de en iyi performanslarından birisini sergiledi. Umalım ki geçen hafta bir tökezleme olmuş olsun, bu maçtaki performansı ise kalıcı bir değişikliğin ilk işaretleri olsun.

Akdeniz Üniversitesi Stadı'ndaki ilk maçın ardından stat konusuna da bir paragraf ayırmamak olmaz. Stadın seyir zevkinin pek yüksek olmayacağını yazmıştık. İlk yorumlar da hep bu yönde. Tribün grupları ise “Akustik olarak daha iyi” diyorlar ve stattan bu anlamda memnunlar. Statta yaşanan sorunlara gelirsek sadece protokol için otoparkın olması büyük sıkıntı. Taraftara “Arabanı dışarı bırak, stada yürü.” demek bu işi çözmez, bu konuya ilişkin çözümler bir an önce hayata geçirilmeli. Statta yaşanan bir diğer sorun da tribünlerde su bulunamaması olmuş. Böyle bir olayın Antalya gibi sıcaktan kavrulan bir memlekette açıklanabilir bir tarafı yok artık. Bunların dışında bazı turnikelerde sorunlar yaşanmış. İlk maçın tecrübesizliği mi, teknik bir sıkıntı mı bilmiyorum ama gerekli çalışma yapılmalı.

Maçtan sonra bu sıkıntılardan daha yüksek sesle duyduğumuz isyan ise bedava biletler... Herkesin dilinde bedava bilet var. Maçtan önce çok sayıda biletin dağıtılıdığı söyleniliyor ki bu Mardan döneminde de yaşanıyordu. Ancak bu biletler kime, neden veya ne karşılığında veriliyor bunu bilmek istiyoruz. Yıllardır armayı bir gün bile yalnız bırakmamış taraftarlarına fahiş kombine fiyatlarını “Ekonomik destek lazım” diyerek dayatan yönetim madem maç günü biletleri bedava dağıtacaktı o zaman ne diye taraftarıyla uzlaşma yoluna gitmedi?

Bunlar cevabını alana kadar sormaya devam edeceğimiz sorular ama ilk maçtan konuyu çok da uzatmayayım. Akdeniz Üniversitesi'nde -umarım 2 sene sonra kendi stadımıza geçişimizle sona erecek- yeni bir döneme başladık, yeni bir sezonun ilk 3 puanını aldık. Antalyasporumuza hayırlı olsun.






 

27 Ağustos 2012

Her Yönüyle Bir Sınav

Antalyaspor 2 sene sonunda yine kiralık da olsa şehrine kavuştu. Aylardır yazıp çiziyoruz. Kayyum dedikodularının döndüğü zamanları da hatırlıyorum; ancak bu kadar kutuplaşmanın ve soğumanın olduğu başka bir dönem hatırlamıyorum.

Antalyaspor bugün yeni stadında ilk maçına çıkıyor ve bu statta tüm Antalyaspor camiası takımıyla, taraftarıyla, yönetimiyle, yeni stat personeli ile bir sınav verecek. Mardan'da türlü kargaşaya alışkın olan Antalyasporluları bu sefer neler bekliyor kestirmek güç. Daha günün başında ilk haber geldi bile. Antalyaspor Taraftarı için kampüste otopark yok. Sadece protokole otopark var. Yani taraftar arabasını dışarıda bırakıp -ki o civarda ben doğru düzgün bir otopark olduğunu hatırlamıyorum- önce kampüse girecek, oradan da stada yürüyecek.


Antalyaspor tribün grupları uzun bir aradan sonra tek çatı altında Adopen Tribünü'nde buluşuyor. Tek çatı demişken hala gruplar birleşmedi, maddi durumlardan ötürü tüm gruplar Adopen'e giriyor. Önceki senelerde Yeni Kale Arkası'nda Red Soldiers ile Paşa Yılmaz'ın tayfası aynı tribünde idi; ancak farklı besteler bağırılıyordu. İnşallah yine böyle bir şey olmaz.

Takıma gelecek olursak geçen haftadan farklı bir takım izleyeceğimizi sanmıyorum. Artık ısıran bir forvetimiz var.  Benim beklediğim daha saldırgan bir Antalyaspor; ancak Mehmet Hoca yine sinirlendirebilir bizleri. Assiati'nin de bu akşam yarım saat kadar süre alabileceği konuşuluyor, onu da izleme şansı bulabiliriz bu maçta.

Takımın şehre dönmesi üzerine bugünün aslında bayram gibi geçmesi lazımdı; ancak malum bilet sıkıntıları bunun önüne geçiyor. Bu sene biz de Özgün ile beraber tribünde yokuz çoğu kardeşimiz, abimiz gibi. Varsın öyle olsun yapacak bir şey yok. Vurduğun gol olsun Antalyasporum, onun mutluluğu bize yeter.




 

26 Ağustos 2012

Kayserispor'dan Haklı Serzeniş

Son birkaç gündür stattaki çalışmalar ballandıra ballandıra servis ediliyordu. Bugün Kayserispor'un resmi sitesi üzerinden paylaştığı haber ve haberde yer alan fotoğraflar ise çizilmeye çalışılan bu toz pembe tablonun yine bir uydurma olduğunu gösterdi.

Haberde Akdeniz Üniversitesi'nin zeminini gösteren fotoğraflarla birlikte şu açıklamaya yer veriliyor: "Yarın Antalyaspor ile oynayacağımız stadyumun resimlerini kamuoyuyla paylaşıyoruz. Bu zemine yetkililer onay verdi. Kamuoyunun takdirine... Kayserispor Kulübü"






Haberde yer alan fotoğrafların bazılarını yukarıda görüyorsunuz. Tüm fotoğrafları görmek için http://www.kayserispor.org.tr/tur/hdetay.asp?id=1393 adresini ziyaret edebilirsiniz. Görüldüğü üzere saha zeminin pek savunulacak bir tarafı yok. Kayserisporlular bu saha zeminine tepki göstermekte haklı. Saha zemini futbola müsait değil ama sakatlanmalara oldukça müsait.



Bu paylaştığım fotoğraflar ise Akdeniz Üniversite'si Stadı ile Tanışın başlıklı yazımız için 18 Haziran'da Akdeniz Üniversitesi'ne gittiğimiz gün çektiklerimizden... İlk fotoğrafta görülüyor ki sahanın -özellikle güney tarafındaki- bazı bölgelerinde ciddi tahribat var. Ancak ikinci fotoğraf ile Kayserispor resmi sitesinden paylaştığımız beşinci fotoğrafı karşılaştırdığımızda sahanın durumu o zaman bugünkünden daha iyi durumdaymış bile diyebiliriz.  Peki, yönetim bugüne kadar bu konuyu neden çözmedi?

Tam bu yazıyı yazdığım sırada saha zemini ile ilgili şöyle bir haber servis edildi: "Uzmanların denetiminde saha zeminindeki gübreleme, sulama, silindirleme bakım çalışmaları ile son rötuşlar bugün ve yarın sabah da sürecek ve 27/8/2012 Pazartesi günü öğle saatlerinde her türlü çalışma tamamlanarak  stadyum müsabakaya hazır olacak."

Hadi yine iyisiniz Kayserispor camiası, endişelenmenize gerek yokmuş. Tabii bu haberi yerseniz... Biz artık bu haberlere pek itibar etmiyoruz da.




 

23 Ağustos 2012

Hani Bizim Rakibimiz Bursa?

"Ayağa kalkmayan Bursalı olsun..." "Bursa'dan gelen beyaz oğlanlar..." "Çekirge'de gezersin..." senelerce söylemedik mi bu besteleri? Senelerce abilerimiz çarpışmadı mı Bursasporlularla? Bursalılar demedi mi "Antalya deplasmanı yapmadan hacı olunmaz" diye? 

Şu anda bir duruma bakalım. Biz her sene düşmemeye oynuyoruz; taraftar baskımız, camiamız olmadığı için şehirdeki stadımızdan kovulduk; ismimiz Medical Park oldu, armaya reklam alındı da sesimizi çıkartamadık. Hala daha fahiş bilet fiyatlarına ses çıkartamıyoruz. Bireysel ses çıkartan elbet var ama hani bir tane grup çıkıp da laf etti mi?


Bir de Bursa'ya bakın. Adamlar şampiyonluk yaşadı. Şampiyon oldular bak, adamlar doydu artık başarıya ama hala Kapalı Kale full çekiyor. Hala yönetimden ne isterse yaptırıyorlar. Kulübün içinde Bursasporlu olmayanları buldular diye ellerinden geleni yaptırdılar, kovdurdular o adamları. Bu akşam da takımlarının Twente'yi Hollanda Ligi liderini 0-1'den 3-1 galibiyete taşıyorlar.

Biz napıyoruz? Gençlerbirliği maçına bile 1 otobüs gidemiyoruz. Kimse bana "bitirdiler" palavrasını anlatmaya kalkmasın. Anlatılanlardan dinliyoruz, senelerce abilerimiz Bursa tribünü ile hepsi çoluk çocuk diye dalga geçmedi mi? Ama adamlar büyüdü, şimdi sağlam tribün yapıyorlar. Ben kendi lise yıllarımdan hatırlıyorum, direkt diğer gruplara karşı düşmanlık aşılandı. Daha geçen sene Eskişehirspor maçına giderken boynumda Red Soldiers atkısı varken daha Red Soldiers'ın tribünde olduğu zamanı göremeyecek kadar küçük olan paleler bana laf atıyordu? Bunun sebebi nedir? Ben orda o 3 çocuğu tokatlasam bu tribün güç mü kazanacak?

Her şeyi yönetime, şehrin sosyal durumuna yüklemeyi çok seviyoruz. Ya biz neden hala kendi kendimizi eleştirmiyoruz? Ha doğru yönetim kombine fiyatlarını 750 lira yaptı değil mi? Pardon biz yönetime yüklenmeye devam edelim.

Bursaspor'u da ayrıca tebrik ederim. Acaba bu galibiyeti Bursaspor değil de 3 İstanbul takımından biri alsaydı durum ne kadar farklı olurdu?




 

Maç Günlerindeki Adaletsizlik

Altta sıraladığım maçların hepsi geçtiğimiz sezonun ikinci yarısında Antalyaspor'un iç sahada oynadığı maçların günü ve saatleri... Görüldüğü üzere bu maçların hiçbiri pazar günü oynanmadı. "Maçların pazar günü oynanması çok mu önemli?" diye düşünebilirsiniz; evet, önemli ve eğer stadyumunuz şehirden 35 km uzaktaysa ve bir maç için en az 5 saatinizi harcamanız gerekiyorsa çok daha önemli... 

21. hafta, Antalyaspor-Beşiktaş: 20 Ocak 2012 Cuma, saat 20:00...
23. hafta, Antalyaspor-Gençlerbirliği: 28 Ocak 2012 Cumartesi, saat 16:00...
25. hafta, Antalyaspor-Trabzonspor: 4 Şubat 2012 Cumartesi, saat 16:00...
27. hafta, Antalyaspor-Manisaspor: 18 Şubat 2012 Cumartesi, saat 16:00...
29. hafta, Antalyaspor-Samsunspor: 3 Mart 2012 Cumartesi, saat 16:00...
31. hafta, Antalyaspor-Eskişehirspor: 17 Mart 2012 Cumartesi, saat 15:00...

İkinci yarıda oynanan maçları yazmamın sebebi esasında yönetimin artık Antalyaspor taraftarının maçlara gelmesini iyice istememesinden dolayı bu maçların yoğunluklu olarak cuma/cumartesi günü oynanmasına ses çıkarmadığını, hatta maçların cuma/cumartesi günü oynanmasından memnun olduklarını düşünmem...


Mardan'a geçişle seyirci desteğinden büyük ölçüde mahrum kalan Antalyaspor'un zaten az olan bu desteğini daha da kaybetmesine neden olan bu duruma karşı yönetimden sezon içerisinde hiçbir itirazın çıkarmaması beni rahatsız ediyor. Hele ki ligin ikinci yarısında küme düşmeme mücadelesinin içinde olan bir takımın oynadığı 8 iç saha maçının 6'sının cuma/cumartesi gününe denk getirilmesi... Beni oldukça rahatsız ediyor. Kulüpler Birliği'nde başkan yardımcılığı ve basın sözcülüğü yapan Akıncıoğlu'nun bu duruma etki edememesi, zaten Mardan'a zor şartlarda giden az sayıdaki taraftarı daha da sıkıntıya sokması bana göre kesinlikle açıklanabilir bir durum değil.

Gelelim bu sezona. Sezonun ilk maçı olan Gençlerbirliği maçı pazartesi günü olarak açıklanınca "Yine aynı hikaye mi?" diye iç çektik. Ancak sonra daha ayrıntılı bakınca aslında Ramazan Bayramı'nın ikinci gününe gelmesinden ötürü pazar gününe nazaran pazartesi daha iyi bir gündü ve sesimizi çıkarmadık taraftar olarak. Ancak yeni statta oynanacak ilk maç olan Kayserispor maçının günü yine pazartesi... Saat olarak lütuf edip 21:00 ayarlamışlar ama o da Antalyaspor taraftarının maça rahat gelebilmesini düşündüklerinden değil de Antalya'nın sıcak havasındandır. Yani Antalyaspor yine maç günleri konusunda mağdur durumda gözüküyor. 

İlk hafta hemen komplo teorilerine başlamış olarak görebilirsiniz; ancak bu kadar tesadüf de olmaz ki! Yönetimin daha yolun başında bu işe  bir el atması lazım. Yoksa daha çok maçlara insanlar cumartesi günlerini dükkanını kapatıp gelemez; cuma ve pazartesi akşamları okuldan kaçıp gelemez. Antalyaspor taraftarından elinizi çekin artık da insanlar rahat rahat gitsinler maçlarına.




 

22 Ağustos 2012

STSL 1. Hafta | Eskimeyen Hatalar

Kısa bir özet yaparak başlayayım. Dengeli, hatta Antalyaspor'un kontrolünde geçti diyebileceğimiz bir ilk yarının ardından benzer bir şekilde devam eden ikinci yarıda tam iki takım için de yorgunluklar başlamışken duran topta Tita'nın ortasında Uğur İnceman'ın kafa golüyle 1-0 öne geçiyoruz. Gol sonrası ise bilindik senaryo ile geriye yaslanıp hücumu neredeyse hiç düşünmüyoruz ve rakibin baskısıyla geçen bu dakikalarda adetten olduğu üzere yediğimiz gollerle sezonun ilk maçından 3-1 yenik ayrılıyoruz. 

Yediğimiz ilk iki gol tam bir felaket... İki golde de rakip oyuncunun değil yanında, yakınında bile tek bir Antalyasporlu oyuncu yok. Hatta ilk golde Oktay Delibalta kafayı vuramasa arkasında gelen ikinci bir Gençlerbirliği oyuncusu golü atacak; çünkü o da bomboş. Neyse iki golle ilgili eklediğim görsel her şeyi bu satırlarımdan daha iyi anlatacaktır. Onun için sözü uzatmıyorum. İlk kareler topun asist yapan oyuncunun ayağından çıktığı anlar, ikinci kareler ise gol vuruşu anları... 


Bu iki gole bakarak mağlubiyetin faturasını takıma kesmek mümkün ama ligin ilk haftalarında böyle hatalar bir nebze kabul edilebilirdir. Oyuncular tam hazır değildir, takıma yeni katılan isimler henüz uyum sağlayamamıştır ve buna benzer bazı nedenlerden ötürü ligin ilk haftalarında yapılan bu gibi hatalar kabul edilebilir belki ama ben dün Gençlerbirliği deplasmanından alınan 3-1'lik mağlubiyeti kabul etmiyorum. Çünkü yenilen gollerde defanstan daha büyük hatalı bir isim var, o da bu yenilginin tartışmasız sorumlusu olan Mehmet Özdilek... 

Mehmet Özdilek Antalyaspor kariyerine başladığı dönemde teknik adam olarak çok fazla sahip değildi ama hırslıydı, iyi niyetliydi. Bu yüzden başlarda bazı hatalarını görmezden geldik ama Mehmet Özdilek'in bazı hataları var ki bir türlü düzeltemedi. Bugüne kadar artık çözmesi gereken bu hataları ne yazık ki hala Mehmet Özdilek'in eski hataları olarak değil de eskimeyen hataları olarak konuşmaya hala devam ediyoruz. Peki nedir bu eskimeye hatalar? 


Oyuncu Değişikliği 
Mehmet Özdilek'i bugüne kadar hep geç ve/veya yanlış oyuncu değişiklikleri nedeniyle eleştirdik. Geçen sezon bazı maçlarda bu konuda bir parça da olsa gelişim gösterdiğini düşündürtmüştü ama dün maçı izlerken gerçekten ne düşünerek oyuncu değişikliği yaptığını hiç mi hiç çözemedim. 

Sezon başı olması sebebiyle oyuncuların form ve kondisyon seviyeleri düşük; takım ilk kez bir resmi maça çıkıyor ki sezon öncesi oynanan hazırlık maçlarında farklı 11'ler denendiği için uzun süreler görev alan oyuncu pek yok. Tüm bu detaylar dakika 60'la beraber sahada kendisini yorgunluk olarak hissettirmeye başlamışken Mehmet Özdilek ilk oyuncu değişikliğini hangi mantıkla dakika 80'e kadar yapmadan duruyor? Oyuncuların dilleri dışarı sarktıktan, orta saha düştükten, skor üstünlüğü gittikten sonra oyuncu değişikliği yapmanın ne anlamı var? 

Fuat Çapa ilk değişikliği ikinci yarının başında, kalan iki değişiklik hakkını ise golü yer yemez dakika 70'te yaptı. Bu değişikliklerle bizim düşen orta sahaya karşı diri oyuncularla önce oyunun kontrolünü ele aldılar, sonra skor üstünlüğü elde ettiler. Bu anlaşılması çok da zor bir mantık olmasa gerek ama Mehmet Özdilek bu konuda kendini geliştirmeyi bir türlü başaramadı. 

Oyunu Okuma 
Mehmet Özdilek'in maçı okumak gibi bir özelliğini bugüne kadar zaten pek görememiştik, oyuna yaptığı müdahaleler hep ezbere gibiydi. Aynı dakikalarda aynı oyuncu değişiklikleri, atılan/yenilen gollere hep aynı reaksiyonlar... Bunlardan en belirgini ilk golü atarsak Allah ne verdiyse savunmaya çekilmemiz... 

Bu savunmacı anlayışla bugüne kadar onlarca puan kaybettik. Çünkü normalde rakibe 2 kez pozisyon vereceksek geriye yaslanınca 10 pozisyon veriyoruz ve rakip de bunlardan birini değerlendir mi de haydi başlasın curcuna. Sadece rakibe pozisyon vermek de değil, yakalayabileceğimiz pozisyonları da kendimiz öldürmüş oluyoruz bu taktikle. Örneğin bu maçta skor 1-0 bizim lehimizeyken Isaac orta sahada topu aldı, kaleye kadar metrelerce sürdü ama yardımına gelen bir tane Antalyasporlu yoktu. Bu kadar geriye yaslanmayıp orada 2-0'ı bulsak şu an lige 3 puanla başlamıştık. 

Mehmet Özdilek bu taktiği geçtiğimiz sezonlarda uygularken belki şunu bahane edebilirdi: Elimde yeterli kadro derinliği yok. Bu yüzden defansta daha güçlü olduğumuz için defansa ağırlık vermeyi tercih ediyorum. Ancak bu sezon bunu söyleyebileceği bir durum da yok. Yapılan transferlerin ardından hücum hattımız -en azından savunma 4'lüsü kesin olarak belli olup uyum yakalayana kadar- savunma hattımızdan çok daha güçlü ve biz Gençlerbirliği maçında güçlü olan silahımızı kullanmayıp zayıf silahımızı kullanmayı tercih ettik; sonuç ortada. 

Zaten her şeyi geçtim bu savunmacı taktiği hiç anlamayan, en iyi savunma hücumdur diyenlerdenim ben de. Golden sonra illa tedbir amaçlı bir şey yapmak istiyorsan aynı oyun düzenini değiştirirsin, ileri uçtan bir oyuncuyu defansa çekersin ve onun yerine defansif bir oyuncu alırsın, bir de topu saklayabilecek nitelikte bir oyuncu alırsın; eyvallah. Bu tedbirleri anlarım da 11 adamın kendi yarı sahasına kapanmasını anlayamıyorum. Ha rakip senden çok çok güçlüdür, hadi onu da bir derece anlayayım da Gençlerbirliği karşısında bu özgüvensizlik hayret doğrusu. 

Mehmet Özdilek'in eskimeyen bu hataları yeni sezon öncesi bizi korkuttu açıkçası. Ancak Gençlerbirliği maçı ile ilgili iyi bir şeyler de yazılacaksa o da kesinlikle yeni transferlerin gelecek haftalar için verdiği umuttur. Özellikle Isaac maçta çok çalıştı ama sahada sanki biraz yalnız kaldı. Bu transferler de performanslarını beklenen seviyelere getirince ortaya iyi bir takım çıkartılabilir. Bunu yapmak ya da yapmamak da Mehmet Özdilek'e düşüyor ama tabii her şeyden önce bu eskimeyen hatalarından kurtulabilirse.




 

20 Ağustos 2012

2012-2013 Sezonu Başlarken

2012-2013 sezonunun açılışını bu akşam Gençlerbirliği deplasmanında yapıyoruz. Yeni sezona girilirken taraftar ile yönetim arasındaki gerilim malum. Bu yüzden 2012-2013 sezonu başlarken bir konuyu aydınlığa kavuşturmanın yararlı olacağını düşünüyoruz.

Tartışmalara uzak olanlar için şöyle bir özetlersek doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış ya biz de tribünlerden kovulduk işte... Yönetim -özellikle maraton tribünü için- uyguladığı fahiş kombine fiyatlandırması ile geçen sezon yaşanan düşme tehlikesini aylar öncesinden gören, bu yüzden kendisini eleştiren, yönetimi eleştirmekten korkmayan ve bunu yaparken de tek derdi “sadece Antalyaspor” olan taraftarları tribünden dolaylı olarak uzaklaştırmış oldu.

Evet, bizler bu sene kombine almıyoruz. Çünkü yönetimin 'fedakarlık' adı altında kendisini eleştiren taraftarlara kestiği cezayı kabul etmiyoruz. Çünkü Antalyaspor sevgisinden şüphe duymadığımız ama ekonomik nedenlerle maça gelemeyen tek bir Antalyasporlu'yu kaderiyle baş başa bırakmaya razı olmuyoruz. Çünkü Antalyaspor sevgimizi hiçbir şekilde parayla ölçülmesine izin vermiyoruz.

(Kombine konusu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler bu konu hakkındaki tüm gelişmeleri, bizim bütün görüşlerimizi İsyan07 etiketi üzerinden takip edebilir.)

Yönetim taraftarının bu duruşuna saygı gösterip gerekli adımları atana kadar yönetimle bu konu üzerindeki mücadelemiz devam edecek. Yalnız yönetimle aramızdaki gerilimden bahsederken şunu da belirtmek gerekir. Bu gerilim sadece yönetim ile taraftar arasındadır; Antalyaspor taraftarları olarak takımımızın her türlü yanındayız. Belki bu sezon iç saha maçlarında statta yanlarında olamayacağız ama deplasmalar hala bizim... Ve her sezon olduğu gibi onların sevinci sevincimiz, üzüntüsü de üzüntümüz olmaya devam edecek.

Bu düşüncelerle yepyeni bir sezona artık saatler kalmışken arzumuz bu sezonun bize hep güzellikler getirmesidir. Her şeye rağmen yeniden bir camia olmayı başarabildiğimiz ve mutlulukları hep birlikte yaşayabileceğimiz günler görmek temennisiyle yeni sezon tüm camiamız için hayırlı olsun.

Güldür yüzümüzü Antalyam...!

 



 

19 Ağustos 2012

TRANSFER | İsmail Aissati

Son birkaç yıldır 'ekonomik istikrar' diyerek transfer dönemlerinde Antalyaspor taraftarını hayal kırıklığına uğratan yönetim geçtiğimiz sezondan ders almış bir görüntüde bu sene transfer konusunda elini sıkı tutuyor. Şu ana kadar yapılan transferlerle geçen yılın aksine güçlü bir hücum hattı oluşturulduğu herkesin dile getirdiği bir gerçekti ama ligin başlamasına birkaç gün kala Ajax'tan transfer edilen İsmail Aissati ile hücum hattımız daha da güçlenmiş oldu.

24 yaşındaki İsmail Aissati Hollanda Ligi Eredivisie'de Psv Eindhoven, Twente, Ajax ve Vitesse formaları giydi ve son sezonunda Ajax formasıyla şampiyonluk yaşadı. Ayrıca Fas asıllı Hollandalı oyuncunun hem Avrupa hem de milli takım tecrübesi de bulunuyor.

İsmail Aissati ile 4 yıllık sözleşme imzalanırken bu transfer için yine bonservis ücreti ödenmedi. Kendisi hakkında gerek Antalyaspor camiası içinden gerekse camia dışından yapılan tüm yorumlar oldukça olumlu... Uzun süre sonra taraftarı heyecanlandıran transferlerden bir tanesi olarak umarım bu olumlu yorumları hakkını en iyi şekilde verir ve Antalyasporumuza hayırlı olur.




  

18 Ağustos 2012

'Aydın Yılmaz veya Muadili' Masalı

Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal iken, pireler berber iken ben babamın beşigini tıngır mıngır sallar iken Antalyaspor adında bir takım varmış. Bu takım Spor Toto Süper Lig'in 2011-2012 sezonunda 23. hafta maçlarının ardından attığı 20 gol ile 17 gollü Ankaragücü'nün ardından Süper Lig'in en az gol atan takımları sıralamasında 2. sırada imiş.

Antalyaspor'un 24. haftadaki rakibi Galatasaray imiş. Maçtan bir gün önce herkes artık maç saatini beklemeye başlamış iken kaç sezondur kördüğüme dönüşen transfer sonuçlanmış ve Necati Ateş'in Galatasaray'a transfer olduğunun haberi duyulmuş. Galatasaray bu transferle bir kez daha bir maç öncesinde rakibinin oyuncusunu transfer ettiği için tepki topluyormuş.

Antalyaspor ise bu transferle 3 sezon boyunca oynadığı 81 maçta 33 gol atan hücum hattındaki en etkili, hatta tek ismi olan Necati Ateş'i kaybederken gelir olarak 250,000 €'luk bonservis geliri elde etmiş. Bu 250,000 €'nun yanı sıra iki takım arasındaki centilmenlik anlaşmasına göre Necati Ateş transferine karşılık Antalyaspor sezon sonunda Galatasaray'dan Aydın Yılmaz veya muadili bir oyuncuyu bedelsiz alabilecekmiş.

Derken 2011-2012 sezonunun sonu gelmiş. Galatasaray devre arasında transfer ettiği Necati Ateş'in 8 gollük katkısıyla Süper Lig şampiyonu olurken Antalyaspor ise ligin geri kalan haftalarında büyük bir gol sorunu yaşamış ve Süper Lig'ten düşmekten son hafta kıl payı kurtulmuş.


Ligin bitmesiyle de transfer dönemi de açılmış. Antalyaspor transfere hızlı başlamış. Ancak Antalyaspor taraftarları bu transfer dönemiyle ilgili en çok “Galatasaray'dan Aydın Yılmaz mı gelecek, o gelmeyecekse muadili olarak kim gelecek?” diye konuşur dururlarmış.

Antalyasporlu taraftarın aksine Antalyaspor yönetimi ise bu transfer konusunda sessizmiş. Bu sessizliğin sebebi ise sonradan öğrenilmiş ki Antalyaspor yönetimi Galatasaray'a 2 farklı isim için girişimde bulunmuş ama Galatasaraylı yöneticiler iki ismi de Antalyaspor'a vermeyi kabul etmemiş.

İki transfer girişiminden de eli boş dönen Antalyasporlu yöneticiler bu transfer konusunda iyice sabırsızlanan taraftara “İşimize yaramayacak birini almaktansa gelecek sezonun devre arasını bekleriz.” demiş.

Demiş ama bu açıklama taraftarın tepkisinin daha da artmasına neden olmuş. Çünkü Antalyaspor yönetiminin hakkı olan transferi yapamaması, Galatasaraylı yöneticilere öylece boyun eğmesi ve Antalyaspor'un çıkarlarını savunamaması Antalyasporlu taraftarları daha da kızdırmış.

Gel zaman git zaman herkes tam bu transfer artık olmaz demeye başlamışken bir anda Yiğit Gökoğlan transferi duyurulmuş ama bu haber de Antalyaspor yönetiminin yaşatttığı garipliklerin bittiği anlamına gelmiyormuş. Çünkü Antalyaspor centilmenlik anlaşmasına göre Aydın Yılmaz veya muadili bir oyuncuyu bedelsiz alabilecek olmasına rağmen Yiğit Gökoğlan Antalyaspor'a bir senelik kiralık olarak gelmiş.

Antalyasporlu taraftarlar bu kez de bu kiralık mevzusuna sinirlenmiş ve yönetimi hakkı olan transferi yapamaması, Galatasaraylı yöneticilere öylece boyun eğmesi ve Antalyaspor'un çıkarlarını savunamaması nedeniyle Antalyaspor yönetimini eleştirmeye devam etmişler.

Derken bir haber daha yayılmış. Bu sefer bir kısım Galatasaraylı yöneticinin centilmenlik anlaşmasının aksine tavır takınarak kira ücreti talep etmeleri nedeniyle bu transferden vazgeçildiği Antalyaspor yönetimi tarafından kamuoyuna duyurulmuş.

Böylece Yiğit Gökoğlan transferi de suya düşmüş ama o her masalın sonunda gökten düşen 3 elma hala düşmemiş. Çünkü her fırsatta Antalyaspor'u artık saygın bir kulüp yaptıklarından bahseden Antalyaspor yönetiminin "Aydın Yılmaz veya Muadili" masalı hala devam etmekteymiş.




 

16 Ağustos 2012

Örümcek Ömer

 

Ömer Çatkıç futbolu bıraktı. Belki de pek çok kişiye göre en antipatik futbolcular listesinde kafaya oynuyordu. Biz de zamanında çok yüklenmiştik Ömer'e. Kim unutur ki Yeni Kale'nin açıldığı Bursaspor maçında durumu 2-0'dan 3-2'ye getirirken Ömer'e dediklerimizi...

Ömer Çatkıç bu ülkede hak ettiği değeri alamamış futbolculardandır benim gözümde. Çoğu futbolcu iki protesto edilince 5 metre öteye pas atamazken o kendisine binler koro halinde küfür ederken daha da güçlendi kalesinde. Daha bir devleşti.

Son sene biz de çok eleştirdik Ömer'i. Ancak 5 senedir bu takımın kalesinde. Ve eminim ki kaptanın kazandırdığı puanlar kaybettirdiğinden çok daha fazladır. Tüm Maraton Tribünü küfür ederken kendisine dönüp hareket yapmamıştır Ömer bazı futbolcular gibi ve Ömer Antalyaspor'da jübileyi hak eden bir futbolcudur.

Hocalık hayatında yolun açık olsun Örümcek Ömer...




 

14 Ağustos 2012

TRANSFER | Yiğit Gökoğlan


Sonunda Aydın Yılmaz'ın muadili geldi. Arap saçına dönen, gelecek gelmeyecek diye tartışılan konu kapandı sonunda. Ancak ortada bir soru işareti var. Yöneticiler "Transferi devre arası yapacağız." demişlerdi, "İstediğimiz futbolcuları vermediler gereksiz bir transfer yerine gerekeni bekleyip alacağız." demişlerdi.

Şimdi yönetime bazı sorular sormak lazım. Yiğit Gökoğlan'ı biz mi aldık, Galatasaray mı bize gönderdi? Galatasaray Yiğit'e yüklü bonservis bedeli ödeyerek kadrosuna kattı sezon arasında. 6 ayda hiç forma giymedi. En son da beachvolley oynarken ayak parmağını kırmış sanırım. Bundan dolayı sezon öncesi kamplara katılamamış. Fatih Terim'in de böyle sorumsuz bir şekilde sakatlanan oyunculara müsamaha göstereceğini sanmıyorum. Dolayısıyla bence Yiğit Gökoğlan Antalyaspor'a gönderilmiştir.

Yönetime sallamak için fırsat kolluyorsunuz diye düşünenler için hemen bir not düşeyim. Önceden gerçekleştiren transferler hakkında yönetim hakkında olumsuz hiçbir şey söylemedik. Çünkü bitmiş bir transfer hakkında konuşmak anlamsızdır. Ancak bu durum farklı. İşin içinde Antalyaspor'un değerleri de bulunmaktadır. Antalyaspor hakkı olanı almalıdır, kendine verileni değil.

Şimdi işin diğer yönüne dönelim. Yiğit aslında fena bir transfer değil. Manisa'da oynarken genç yaşına rağmen Isaac ile fena bir görüntü çizmiyorlardı. Mehmet Özdilek'in bu sene oynatmayı düşündüğü 4-2-3-1 sisteminde Isaac'i de sağ açıkta oynatacağını düşününce iyi bir yedek mi olacak acaba diye düşünmüyor da değilim. Bir de şu anda antrenmansız oluşu düşündürüyor beni. 2-3 hafta sonra belki tam randımanlı olarak izlemeye başlayacağız Yiğit'i.

Benim bu transferdeki umudum ise Galatasaray'dan gelen futbolculardan aldığımız verim. İnşallah yine aynı şey olur ve Yiğit Antalyaspor'da zevkle izleyeceğimiz bir performans sergiler.




 

RADYO ANTALYA | Biz Akdenizliyiz

Sezonun başlamasına az bir süre kaldı. Herkes çok özledi takımı, tribünü ama en çok maç günleri özlenmedi mi? Biz de bu maç günlerinde 2 sene boyunca Mardan'a giderken hazırladığımız Antalyaspor CD'si ile Işıklar'dan şanlı bayrağımızı dalgalandırarak geçtik. Bugünden itibaren ara ara o CD'de yer alan şarkıları Radyo Antalya etiketi ile paylaşmaya çalışacağız. İyi dinlemeler...

Biz biliriz sevmek nedir, seveceksek bir ömür boyu... Biz Akdenizliyiz!!!






 

09 Ağustos 2012

Farklı Bir Sezon Öncesi

Haftaya evi taşıyorum. Çekmeceleri, dolabı yavaştan boşaltmaya başladım. Boşalttıkça da çekmeceye atılan "anılar" gün yüzüne çıkmaya başladı. Tabii ki en başta biriktirdiğim deplasman biletleri veya gittiğim şehirlerden hatıra olarak söktüğüm maça çağrı bildirileri.

Odayı toplarken bu seneyi düşünmeye başladım. Cüzdanda kombinelerin durduğu bölüme bakmak bile gelmedi içimden. Çünkü bu senenin kombinesi yoktu içinde. Her sene kombineyi oraya koyarken duyduğum heyecanı bu sene yaşayamamış olmak çok koyuyor.

Artık kombine fiyatlarını, yönetim politikalarını tartışacak durumda değiliz. Şunun şurasında 10 gün sonra ilk düdük çalacak. Senerlerdir bir heyecan beklediğimiz, gün saydığımız o muhteşem olaya uzaktan bakar olacağız. Sadece ben değilim bunları yaşayacak olan, yüzlerce Antalyaspor sevdalısı benim gibi olacak.

Önceki senelere bakıyorum da yaptığımız planlar çok garip geliyor. "Serhat Abi nereden alacağız abi kombineyi?" diye sormak yerine "Abi nerede izleyeceğiz bu sene maçları?" diye sordum geçen gün. Baha Ağabeylerin Antalya'daki maçlar öncesinde neler yapacaklarını takip etmeye çalıştım. Bu sene ilk maça hangi pankartı yapsak diye düşünmemin yerine acaba iptal ettirdiğim Lig TV'yi tekrar bağlatsam mı diye düşünür buldum kendimi.

Şimdi düşünüyorum da Antalya'ya gitmek için hangi bahaneyi bulacağım. Önceki senelerde "Gelecek hafta giderim, hem de maça denk getiririm." derken büyük ihtimalle şimdi maç olmayan haftalara getirmeye çalışacağım Antalya'ya gelişlerimi. İçim elvermez o şehirde kırmızı-beyaz formalılar 3 puan mücadelesi verirken tribünde olmamaya.

Medical Park oldu sesimizi çıkarmadık, Mardan'a gittik sesimizi çıkarmadık, her sene düşmemeye oynadık sesimizi çıkarmadık. Takım hep bizim dedik. Ancak artık buna da olanak kalmadı. Endüstriyel futbolun en büyük uşaklarından biri haline gelen Akıncıoğlu Yönetimi istediği gibi at koşturmaya devam ediyor kulüpte. İşte önceki olaylara hiç sesimiz çıkmadığı için şimdi de sesimizi çıkartamıyoruz.

Bir iki sene tribün işlerine ara veriyor gibiyiz. Usta Antalyaspor maçını yayınlıyor musun?






Antalyaspor Tribünü





Arşiv yapma işine giriştik kendi çapımızda. Büyüklerimizden, takipçilerimizden fotoğraflar gelmeye başladı. Yavaş yavaş yayınlayalım dedik biz de bu gelen fotoğrafları. 

Sizin de beğendiğiniz, arşivlik olduğunu düşündüğünüz fotoğraflarınız var ise Twitter veya Facebook üzerinden bize gönderebilirsiniz. İlginiz için şimdiden teşekkürler.




 

08 Ağustos 2012

07 Harfli Aşk

Bizde Aşk Hep 07 Harfli!




TRANSFER | Emre Güngör

Antalyaspor bugüne kadar Diarra, Isaac gibi ses getirici isimlerle anlaşma yaptı. Özellikle en eksik olduğumuz forvet hattında yapılan bu transferler oldukça yerinde idi. Ancak bu gece kesinleşen Emre Güngör transferi sanırım en ses getireni oldu.


Uzun yıllardır stoper sıkıntısı çekiyoruz. Yalçın Ayhan bir derece de olsa orayı sağlam tutuyordu ancak ondan sonra Yalçın'ı bile arar olmuştuk. Emre orayı kapatacak kapasitede bir futbolcu benim gözümde.

Beni tek korkutan ise sakatlıkları... Bildim bileli 3 ay top oynayan 2 ay sakat yatan bir futbolcu Emre. İşin açığı Gaziantep'te forma giyerken ciddi bir sakatlık yaşadı mı bilmiyorum, ancak Galatasaray döneminde sakatlıklarla boğuştuğu bir gerçek.

Ancak bu Emre'nin kalitesini tartışmamıza gerekçe olarak gösterilmez. Antalyaspor "bonservissiz futbolcu transferi" politikasına göre başarılı bir transfer yapmıştır. İnşallah Antalyasporumuza yararlı olur.




 

07 Ağustos 2012

Bu Şehirde Bir Şampiyon Var


Antalyaspor Su Topu Takımı... Acaba tribünde kaç kişi böyle bir takımın varlığından haberdardı. Antalya gibi turizm merkezinde, stadyumu olmadığı gibi olimpik kapalı bir havuzu olmayan şehirde, kulüpten hiçbir yardım almadan şampiyon olan bir takım bu adsız kahramanlar...

Evet Antalyaspor'a hiç maliyetleri yok. Onlar kendi çaplarında antrenman yapacak yerler ayarlayarak şampiyon oldular da acaba maçlarında tribünde bir tane Antalyaspor atkılı var mıydı?

Seneye 1. Lig'de mücadele edecek takımı canı gönülden tebrik ediyorum. Başarıları daim olur inşallah.

Oley oley oley oley Şampiyon Antalya!!!




 

04 Ağustos 2012

Maraton Tribünü İçin Bir 'Orta Yol' Önerisi

Dün tam Emin Altıner'ın açıklamaları ile ilgili bir yazı yazmaya başlamıştım ki As Başkan Hüseyin Acarlıoğlu'nun Twitter'da yazdıklarıyla o yazıyı askıya aldım. Hüseyin Acarlıoğlu attığı tweetlerde şöyle diyordu: “Taraftarımızın Ceysu tribünlerindeki kombine bilet fiyatları hususundaki tepkilerini anlıyoruz. Ceysu tribünlerinde çalışmalar yapıyoruz.Umarız 2-3 kategoride fiyatlar oluşturabiliriz. Bu çalışmalar yakında neticelenmiş olacak. Esas sıkıntı maalesef stadın yapı planı ile ilgili. Umarız çalışmalarımızın neticesi taraftarın arzu ettiği şekilde sonuçlanacaktır.”

Açıkçası umutlandıran bir açıklama... Sonuç ne olur bilinmez ama taraftarın taleplerini görmezden gelmeye devam etmeyip bu talepleri değerlendirmeye almaları bile olumlu bir adımdır. Taraftarlar olarak bizler de umuyoruz ki bu çalışmalar neticesinde güzel şeyler ortaya çıksın ve orta yol bulunsun. Peki Ceysu Maraton'da orta yol nasıl bulunur? Ben kendi önerimizi söyleyeyim.

Hüseyin Acarlıoğlu 2-3 kategori diyerek kademeli bir fiyatlandırmadan bahsetmiş ki doğru olan da budur. Kapalı tribün için böyle kademeli bir fiyatlandırma uygulanırken Maraton Tribünü'nün tamamını tek fiyattan satmak zaten yanlıştı. Kademelendirme tamam da peki fiyatlandırma nasıl olmalı? Yönetimin istediği de bizim istediğimiz gibi orta yolu bulmak ise çözüm basit: Fiyatların alt sınırını taraftarın istediği fiyat, üst sınırını ise yönetimin belirlediği fiyat olmak üzere kademelendirmek...


Görselde de görüldüğü üzere bizim Ceysu Maraton tribünü için önerimiz 3 kademeli bir fiyatlandırma ile A kategorisinin 700 TL, B kategorisinin 550 TL, C kategorisinin 400 TL olması...

Bu fiyatlar arasında yönetim "çok düşük" diyerek en çok itirazı C kategorisi için önerdiğimiz 400 TL için yapabilir; ancak şöyle düşünmeliler: Görselin en solunda yer alan mavi koltuklar hangi tribüne dahil?  Adopen Kale Arkası'na... -O alan tampon bölge olarak kullanılacak ama normalde- Adopen Kale Arkası'ndaki bir koltuğun kombine fiyatı ne kadar? 250 TL... O mavi koltuğu 250 TL'ye satarken hemen bitişiğindeki turuncu koltuğu 400 TL'ye değil de daha pahalıya nasıl satabilirsiniz ki? 400 TL'den fazlası pek akıl karı bir iş olmayacaktır.

Ayrıca fark ediliyordur ki kategoriler arasındaki fiyat artışı 150 TL ile sabit. Bu artış sadece kategoriler arasında değil Adopen Kale Arkası ile Ceysu Maraton tribünlerinin kombineleri arasındaki fiyat farkında da sabit, yani 150 TL... Gayet adil gözüküyor. Bu fiyatlandırma sayesinde 250 TL'den başlayıp 700 TL'ye kadar 4 farklı fiyat seçeneği ile pek çok gelir grubundan insana hitap edilebilir. Bu da göz ardı edilmemesi gereken en önemli detaydır.

Umarım yönetim yapacağı değerlendirme neticesinde taraftardan gelen talepleri karşılayacak bir sonuca ulaşır. Bizim amacımız kimse ile dargınlıklar yaratmak değil, kimse ile kavga etmek değil. Taraftar olarak biz istiyoruz ki yönetimiyle, teknik kadrosuyla, oyuncusuyla, bu camiaya emeği geçen her bireyiyle büyük bir aile olabilmek; bu armanın sevdasını birlikte yaşatabilmek, bu armanın kavgasını omuz omuza verebilmek... Bunları yapabilmemiz için de önümüzdeki ilk hedefin kombine konusunda orta yolu bulmak olduğu aşikar...

İnşallah diyorum, inşallah önümüzdeki günler bu dileklerimizin gerçekleşmeye başladığı günler olsun.

Ve şimdi söz bir kez daha yönetimde...





En Ciddi Hazırlık Orduspor

Antalyaspor'un bugüne kadar Davraz'da yaptığı hazırlık maçlarını pek önemsememek gerekir. Sonuç olarak o maçlar takımın birbirine ısınması için yapılan maçlardı. İsim olarak Mersin İY ve Konyaspor maçları önemli idi ancak, dediğim gibi yoğun kondisyon ağırlıklı antreman ve çıkan farklı takımları yüzünden sonuçlarına pek bakmamak lazımdı. 


Slovenya'da ise oynan iki maçtan sahadan skor olarak mutlu ayrıldık. Celje'yi 5-0 geçen akrepler, Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edecek olan Udinese'yi 2-1 yendi. Ancak herkes tarafından en önemli maç olarak gözüken maç Orduspor maçı idi.

Orduspor ligin bu sene en iyi transferlerine imza atan, geçen sene Cuper'le beraber iyi bir görüntü çizip bu sene yaptığı takviyelerle ligin flaş takımlarından olmaya aday bir ekip. Ondan dolayı takımın Orduspor'a karşı performansını merak ediyordum. Şuanda maça dair bildiğimiz tek şey genç oyuncumuz Xavier'in golü ile öne geçtiğimiz ve duran toptan yediğimiz gol ile sahadan 1-1 beraberlikle ayırlmamız.

Golü duran toptan yememizi "iyi bari pozisyon vermemişiz pek" diye yorumlarken, diğer yandan da "nolacak bu kaleci sıkıntımız" demekten geri alamıyorum kendimi. Şuanda yapacağımız tek şey ligin flaş takımlarından olarak gördüğümüz ve benim pekte umutlu olmadığım maçtan berabere ayrılmış olmamızın ilerisi için umut vermesi.

Sonuç olarak şuana kadar hiç yenilmedik bir de bu şekilde düşünmek lazım. 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...