Geldi çattı Eskişehir maçı. Dananın kuyruğunun kopacağı maç bu olacak. Şehirde resmen seferberlik ilan edildi. Eksisini, artısını sonra tartışırız ama iş artık futbolcularda. Armanın hakkını versinler, formayı ıslatsınlar; o bize yeter.
16 Mart 2012
15 Mart 2012
Haydi Antalya Maça!
Yollayan:
küheylan
Şu günlerde yaşanan gelişmelere baktıkça aslında sevinmemiz lazım değil mi? Antalya şehri biraz zorlama ile de olsa Antalyaspor'a sahip çıkıyor!
Düşünüyorum, düşünüyorum bir türlü çıkamıyorum işin içinden. Neden bu tarz işler yumurta kapıya dayandığında yapılıyor? İki yıldır Antalyaspor maçlarına giden 2 bin vefakar Antalyasporlu türlü eziyetler çekerken, jandarmadan baskı görürken sesi soluğu çıkmayanlar neden şimdi harekete geçti de otobüsler, biletler ayarlıyor? Bir gün olsun buraya gelen 2 bin taraftara içten bir teşekkür edilmemiş, üstüne Antalyasporlu olmamakla itham edilmiş.
Sosyal medyaya da bakıyorum. Şu anda nerede takımı eleştiren, takımın top oynamadığını, formanın hakkının verilmediği iddia eden varsa hepsi benim yıllardır Antalyaspor maçlarına gittiğim, yıllarca deplasman yollarında kimi zaman destek olduğum, kimi zaman da bana destek olan kardeşlerim, abilerim. Şimdi bu adamlar Antalyasporlu değil ama bu hafta Antalyaspor taraftarına ihtiyaç var.
Cumartesi günü yendiğimizi varsayalım. Hem de yırtıcı bir futbol ile. Darmadağan ettiğimizi düşünelim Eskişehirspor'u. Alkışlayacak mıyız takımı, yoksa daha da mı tepki göstereceğiz? Bu takım 2 aydır top oynamazken bu maç dağıtırsa seçilmiş maçlar kategorisine girmeyecek mi Eskişehir maçı?
Neyse bu takım ne halde olursa olsun, bedava otobüsler olmasın, inen biletler olmasın biz yine Antalyaspor'un mağlubiyetine sevinen(!) Antalyasporlular olarak Mardan Stadı açık tribünde sağda, solda, ortada; birinci katta, ikinci katta, üçüncü katta olmaya devam edeceğiz. Biz birbirimizi biliriz zaten.
Siz de bilin ki biz hayatta en çok Antalyaspor'u sevdik.
13 Mart 2012
Sezon Sonu Ne Olacaksa?
Yollayan:
küheylan
Herkesin dilinde bir sezon sonudur tuttu gidiyor. Önce basın mensupları eleştiri için sezon sonunu bekleyelim dediler, sonra taraftarlar iş işten geçtikten sonra eleştiri ne işe yarayacak diye karşı çıkmaya başladı bu işe. Şimdi de Mehmet Hoca sezon sonu gerekli açıklamaları yapacağız demeye başladı.
Antalyaspor'un sıkıntı da olduğu bu kadar aşikar; ancak hoca geldiğinden beri hiç bu kadar olmamıştır. Hiç kimsenin huzuru kalmadı. Bunun da en büyük nedeni sportif başarısızlık tabii ki.
Yıllardır söylüyoruz. Akıncıoğlu mali açıdan takımı iyi yönetti; ancak taraftar bir şirkete sevdalı değil. Bir spor kulübüne, bir futbol takımına sevdalı. Taraftar ödenen borçlarla elbet mutlu olur ama sahada başarı görmez ise söylenmeye başlar. Zaten para bu işin içine girdiğinden beri eskisi kadar temiz ve eğlenceli olmayan futbolda sportif başarısızlıklar mali başarılar ile kapatılmaya çalışılırsa taraftar isyan eder.
Her yerde şu an birlik beraberlik sözleri gerektiği gibi dönüyor iken alttan alttan da sezon sonu görüşeceğiz diye aba göstermek yakışmıyor. Sezon sonunu şimdi kafaya takarsak hafta sonu halimiz harap olur. O zaman da sezon sonu söylenen sözler geç kalmış sözler olarak unutulup gidecek. Çünkü tarih Antalyaspor için güzel şeyler yazmayacak.
12 Mart 2012
Deplasman Lanetli Mart
Yollayan:
özgün
Geçen sene yine bugünler... 19 Mart 2011 Konyaspor-Antalyaspor maçı öncesinde deplasman hazırlıkları tamamlanmış, biletler alınmıştı. Artık sadece kalan sayılı saatin geçmesini bekliyorduk. Küheylan Isparta'dan ben Ankara'dan yola koyulacak; Konya'da armanın yanında olacaktık ama 18 Mart'ın akşam saatlerinde büyükannemin vefat haberiyle tüm planlar iptal olmuştu.
Gelelim 11 Mart 2012'ye... Yani düne... Bütün hafta Karabük deplasmanı ilgili planlar yaptım, hafta sonu için gelen tekliflere “Bu hafta sonu deplasman yolcusuyum inşallah.” dedim. 'İnşallah'... Geçen seneden sonra deplasman planlarımdan bahsederken artık hep kullanıyorum. Ancak dün yine fayda etmedi.
Karabük yolculuğu ya Ulusoy'un 7:30 otobüsüyle ya da Kamil Koç'un 9:30 otobüsüyle başlayacaktı. 7:30 otobüsü 11 gibi Karabük'te olacağı için şehir merkezinde de biraz dolanma fırsatım olacaktı. Bu nedenden ötürü açıkçası ilk başta 7:30 otobüsü ile gitmeyi düşünüyordum ama bir önceki gece pankartlarla uğraşınca 7:30 yerine 9:30 otobüsü ile gitmeyi tercih ettim. 9:30 otobüsünün varış saati 12:15'ti. Bu da doğrudan otogardan stada geçmem anlamına geliyordu ki statla otogar arasındaki bir kilometrelik mesafe için bu süre fazla fazla yeterliydi.
Genelde son dakika insanıyımdır ama bu sefer işimi riske atmayayım diye tam planladığım saat olan 9:00'da evden çıktım. Ankaray ile AŞTİ'ye geçecektim. 15 dakika süren bu yolculuk bilet almam için yeterli olacaktı. Henüz biletim yoktu, çünkü hangi otobüsle gideceğime sabah karar verdiğim için bilet almamıştım. 9:30 otobüsüne karar verdiğimde ise bu seferin internetten bilet satışı kalkmıştı. Yine de sorun değildi. Dediğim evden planladığım zamanda çıktığım için biletimi almak için normalde bana 10-15 dakikalık bir zaman kalacaktı.
Ancak Ankaray bir türlü gelmek bilmedi, bana mı öyle geldi bilmiyorum ama sanki her zamankinden de yavaş gidiyordu. Derken saat 09:26 iken ben hala AŞTİ'ye 4 durak uzakta Tandoğan'daydım. Tandoğan durağı telefonun çektiği tek durak olduğu için hemen kardeşime mesaj attım otobüsü bekletmeleri için arasın diye.
9:32'de AŞTİ durağına ulaşmış, 9:33'te de peronlara gelmiştim. Önünde Zonguldak yazan Kamil Koç otobüsüne Karabük otobüsünü sorduğumda “Şu önde giden araç.” yanıtı aldığımda ilk şoku yaşadım ama meğerse hareket saatinden sonra peronda beklemek yasak olduğundan beni beklemek için kapıya yönelmiş. Zonguldak otobüsüyle Karabük otobüsünü yakaladıktan sonra Karabük otobüsüne bindim. İçimden “Oh yahu sonunda.” derken meğersem yanılıyormuşum.
Muavine biletimin olmadığını gişeden bir bilet kesmelerini istedim ama hareket saati geçtiği için artık bilet kesilemeyeceğini ve biletsiz yolcu götüremediklerini söyledi. Dönüş bileti olarak çift bilet alayım teklifim de kabul görmeyince işi çok da zorlamayıp indim. Çünkü başka bir seçeneğim daha vardı. Bu otobüse koştururken otobüs hangi peronda diye baktığım panoda Metro'nun saat 10:00'da Karabük otobüsü olduğunu görmüştüm. Metro'yu normalde hiç tercih etmem. Onun için seferlerine bakmadığım için Metro'nun yazıhanesine yöneldim. Ancak bir sürpriz de orada karşıladı beni.
Saat 10:00 Karabük otobüsü için bilet almak istediğimi söylediğimde öyle bir sefer olmadığı söylendi. İlk sefer saat 12:00'daymış. Varışı da 15:45, yani işe yaramaz. Panoya yanlış yazılmış meğer saat. Sonrasında tüm firmalara Karabük otobüsü sordum. Oradan sonuç çıkmayınca komşu illerden birine gideyim, oradan geçerim bir şekilde dedim ama sorduğum herkes olumsuz konuştu, o iş de olmadı. AŞTİ'de çaresizce atılan 3-4 turun ardından içimde sinir, başımda ağrı, çantada pankartlar geri dönüş yolunu tuttum.
İşte dün bu yaşadıklarımdan sonra aklıma geçen sene geldi. Elbette ki geçen sene yaşadıklarım ile dün yaşadıklarım kıyaslanamaz, geçen seneki çok çok daha acı bir durumdu. Ancak sonuç olarak bu iki martta da deplasman yolundan dönmüş oldum. Bir öğrenci açısından hem memleketten dönüş olması sebebiyle cebin biraz daha fazla para gördüğü, hem de dönem başı olduğu için derslerin çok yoğun olmadığı bir dönem olan mart ayı deplasman için en uygun aylardan biri ama ikidir gidemiyorum. Ne diyeyim 'inşallah' seneye sorunsuz bir deplasman nasip olur.
11 Mart 2012
Nerde Kalmıştık?
Yollayan:
küheylan
Ah be kaptan gelsen de şu durumumuzu bize bir anlatsan dumanlı masalarda. Artık sağlıklı düşünemiyorum, elim ayağım titriyor ismi her zikredildiğinde. Ulan ben de mi acaba hata? Eğer ben hatalıysam etrafımdaki bunca insan hatalı olamaz ya. Koca koca adamlar bir takım bu hallere düşüyor diye ağlar mı? Hele hele çapulcu olduklarını iddia edenlerin gözleri önünde.
Ne konuşalım ki veya ne yazalım? Sadece 3 puan istiyoruz. Ne için istiyoruz 3 puanı biliyor musunuz? Uefa için, Avrupa için değil veyahut sadece mutlu olmak için değil. Kümede kalmak için. 4 yıldır istikrarı oturtmuş; aynı hoca, aynı yönetim ile devam eden takımın kümede kalması için.
Eğer biz bugün Manisa galip geldi diye üzülüyorsak, eğer biz Samsun berabere kaldı diye seviniyorsak bizi bu hale getirenlerin kafalarını ellerinin arasına alıp düşünmesi lazım. Tıpkı binlerce Antalyasporlu'nun şu anda yaptığı gibi. Avrupa planları için fikstür bakmak yerine küme düşmemek için bakıyorsak biz birilerinin artık çıkıp özür dilemesi lazım iş işten geçmeden.
Daha dün yazdık. Bu maçın taktiği, gol atanı, yiyeni olmaz diye. Mehmet Özdilek hala çıkıp şanssızdık, maçın hakkı bu değil diye açıklama yapıyorsa taraftar da çıkıp o golleri atacak futbolcular neden alınmadı diye çıkıp soracak. Ha ama şöyle bir sıkıntı var tabii. Sorgulayanlar Antalyaspor'un yenilmesi ile mutlu olan kimseler, değil mi? Sorguluyorsan Antalyasporlu değilsin. Bu kadar açık ve net. Size ne arkadaşım yönetim istediği topçuyu alır.
Medical Park ismine eyvallah dendi; arma değiştirildi, eyvallah dendi. E noldu? Takım hala ruhsuz, takım hala küme düşmemeye oynuyor. Takım şehirden uzaklaştırıldı ya protesto eden olursa da jandarma alır zaten sıkıntı yok. Antalyaspor yalnız değil mi?
Hem Antalyaspor yalnızmış, kimse iplemez...!
10 Mart 2012
Ruhum Çalkalanıyor
Yollayan:
küheylan
Gili Gili böyle diyordu mahalledeki ağır ablaya. Sevmesine çok sevmişti Gili Gili ama içinde bitmek bilmeyen, önüne geçemediği sıkıntılar vardı.
Kaç gündür hafta sonu gelmesin istiyorum. Korkuyorum bu maçın sonuçlarından. Hafta boyunca herkes Antalyaspor'un durumunu sordu durdu Isparta'da. Kahveye gittim; kahve eşrafı "Antalya bizim Süper Lig'teki gururumuz, inanıyoruz size." diye güven verdi. Otobüste atkımı görenler "Ne oluyor Antalyaspor'a? Siz bu lige lazımsınız." dedi. Düşünüyorum, düşünüyorum biz niye bu insanlar kadar inanamıyoruz, güvenemiyoruz takıma diye ama işin içinden çıkamıyorum.
Bütün hafta katılmamaya çalıştım futbol muhabbetlerine. Sürekli gelmesin istedim pazar günü. Belki de bu zor gününde Karabük'te armanın yanında olamayacak olmanın da üzüntüsü ile sanki kendimde bazı şeylere kızma hakkım olmadığını düşündüm durdum.
Pazar günü olan maçın taktiği olamaz. Kazanmak zorundayız, yüklenmek zorundayız. Futbolcuların artık bazı şeylerin farkına varmış olmalarına inanmak zorundayız. Tita yoksa Emrah olacak, Ali Turan yoksa Musa olacak. Arma taşınacak orada ve herkes görevini layıkıyla yapacak. Başka yolu yok bu işin.
Takımın hala düşme korkusu yaşamasına sinirlenişim, futbolcuların ruhsuz hareketlerine sinirlenişim, sıkıcı Isparta'da kırmızı-beyaz formayı televizyondan da olsa görecek olmanın heyecanı ile haftasonunu bekledikten sonra darmadığın bir görüntü ile yenilen Antalyaspor'a sinirlenişim... Tüm bunları yanında herkesin söylediği gibi Antalyaspor'dan bahsederken gözlerimin içinin parlamasına, herkesten sakındığım sevgilim gibi her ortamda adı geçtiğinde hararetli tartışmalara girmeme, şu durumda bile Antalyaspor atkısı gördüğüm bir çocukla gidip saatlerce muhabbet etme hissime engel olamıyorum.
Ulan ruhum çalkalanıyor... Duygularım birbirine vuruyor be...
07 Mart 2012
Hayır mı Şenol Hoca?
Yollayan:
küheylan
Cumartesi günü Antalyaspor sezonun en önemli maçına çıkacak. Her maç final diyordu Mehmet Hoca ama bu maç gibi değildi hiçbiri. Play-Off rakipleri ile kapışırken birden kendimizi düşme potasındaki rakiplerle kapışırken bulduk.
Ortalık toz duman... Hocaya sallayanlar, yönetime sallayanlar, basına sallayanlar, taraftara sallayanlar... Sallana sallana düşmeye doğru gidiyoruz.
Bugün bir telefon geldi sevdiğim bir abimden. Şenol Fidan'ın yarın akşamki Atletico Madrid-Beşiktaş maçını izlemek üzere İspanya'da olduğunu söyledi. Aklıma direkt seneler önce şampiyonluk için yarıştığımız Sakaryaspor maçı öncesi, Hikmet Karaman'ın Fenerbahçe maçını yorumlamak için İngiltere'ye gidişi geldi. O zaman nasıl kızdıysam şimdi belki de onun iki katı sinirlendim.
Daha fazla sinirlenmemin sebebi ne olursa olsun güvendiğim yönetimin ve Mehmet Hoca'nın buna izin vermesi idi. Hatta Şenol Hoca'nın böyle bir düşüncesizliği yapması idi. Şenol Hoca'nın böyle bir durumda bu hareketi yapacağı hiç aklıma gelmezdi.
Teknik kadronun Beşiktaş sempatisi aşikar... Bu durumda zaten İspanya'ya gitmek abes iken bir de Beşiktaş maçına gidilmesi nasıl hoş karşılanır camiada? Hele söylenildiği gibi bir sosyal paylaşım sitesine koyulan fotoğraflarla nispet yapar gibi muhabbet dönmesi nasıl kabul edilir?
Bir hocanın yapması gereken bu durumda takımın başında olup futbolcuların bir arada durmasını sağlamak, onların bu maçı kazanacağına inandırmaktır. Böyle bir maç öncesi hoca İspanyalara giderse futbolcuların barlara gitmesi nasıl engelleyebilir?
Tekrar ediyorum burda suç Şenol Hoca'nın değil, bu olaya göz yuman teknik ve idari yönetimindir. Lütfen Antalyaspor Taraftarı ile dalga geçmeyin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



