25 Aralık 2011

2011-2012 İlk Yarı Değerlendirmesi


Alışılmışın dışında bir lige başlayacağımız 3 Temmuz'da belli olmuştu aslında ama ben bu kadarını beklemiyordum. Bu karışıklığın dışında kalan yegane kulüplerden biri olarak hep Antalyaspor'u düşünmüştüm.

Duruma baktığımız zaman stat dışında sıkıntımız yoktu. Transferler aylar öncesinden belirlenmiş, kapıda alacaklı yok, kombine biletlere talep fazla... Forvet biraz canımızı sıkıyordu o kadar...

Ligin ilk iki haftası da fena başlamamıştı aslında. Süper top oynamasa da istediğini alan bir Antalyaspor görüntüsü vardı. Hatta Mersin maçına 3. hafta bile olsa liderlik için çıkmak heyecanlandırıyordu insanı. Belki de bunun inancı ile haftaiçi olmasına rağmen Mardan tribünleri haftasonu maçları kadar dolu idi. Mardan'ı bilenler bilir yollarının halini. Mersin maçında yenilsek bile, tribün futbolculardaki hırsa inanıyordu. Bu takım heyecanlandırıyordu bizi.

İlerleyen haftalarda takımın başına bir haller geldi. Yıllardır sergilediğimiz zevk veren futbolumuz gitti, sıkıcı bir takım çıktı ortaya. Evet, bunda en büyük etken forvet eksikliği idi. Hocanın takımdaki 4. senesi idi, borçlar büyük ölçüde temizlenmişti. Tüm sıkıntılara rağmen takımın peşinde olanlar, Mardan'a gelenler artık Antalyaspor'dan üst sıraları istiyor ancak takım gol atamadıkça sesler yükselmeye başlıyordu.

İlk yarıdaki futbol takımının görüntüsüne gelecek olursak dediğimiz gibi gittikçe performansı düşen bir görüntü sergiledi Antalyaspor. Başkanın da dediği gibi beklediğimizden 7-8 puan geride bitirdi ilk yarıyı.

İlk yarıda en büyük kazancımız Emrah Başsan oldu. Transferin son saatlerinde takıma katılan bu genç yetenek, taraflı tarafsız herkesin dikkatini çekti. Özellikle ilk 10 haftadaki performansı inanılmaz geliyordu bize. Bu genç çocuk çok canlar yakacaktı diyorduk ki performansında düşüş yaşamaya başladı. Belki de bizi o kadar alıştırdı ki bu performansı bize kötü geldi. Buna bir de son haftalarda yaşadığı kadro sıkıntısı da eklenince bu genç yetenekten tam istediğimizi alamamış olduk ama tribün olarak ve bence Türk futbolu olarak ondan çok şey bekliyoruz. İnşallah ikinci yarı daha fazla forma şansı bulur da kendini daha rahat geliştirir.

Bu yıl gelen transferler arasında bir de Ali Tandoğan gerçeği var. Bana göre ilk yarıda Antalyaspor'un en yararlı ismi o oldu. Özellikle ortaları ile zayıf forvet hattımızı ayakta tutmaya, onları gol atmaya zorladı desek yanlış olmaz herhalde. Özellikle tüm tribün takıma baskı yaparken, sadece onu alkışladı. Her ne kadar kendisine Bursasporlu diye yüklenenler olsa da benim gördüğüm bu sezon en beğenilen futbolcuların başında Ali Tandoğan gelir. 

Veselin Minev ile Doğa Kaya da iş yaptığını düşündüğüm transferler... Minev ilk yarıya Mersin maçında kötü bir başlangıç yaptı. Aslında kötü başladı demek de yanlış olur, şansız demek daha sağlıklıdır benim gözümde. Ancak daha sonra giderek artırdı performansını. Minev'in artı özelliklerinden biri de hücum anlamında yaptığı katkılardır. Dikkatli izlendiği zaman akıllıca attığı toplar azımsanmayacak kadar çoktu. Ancak ne yazık ki forvetimiz onu anlayamadı. Minev'in aksine Doğa ise çok iyi başladı sezona ama yaşadığı sakatlık onu 2-3 hafta takımdan uzaklaştırdı. Döndüğünde de tam adapte olamadı. Sahadaki hırsı kimi zaman sıkıntı oldu. Bu sıkıntı Eskişehir maçında gördüğü kırmızı kartla tavan yaptı ve Eskişehir maçından sonra çok tartışıldı Doğa... Bu süreçte özellikle Açık Tribün'de açılan "Nankörlük Yok Doğamızda" pankartı çok tartışıldı. Bazı basın mensupları pankartı çarpıtarak sanki Antalyaspor taraftarı Doğa'yı Eskişehir maçını satmakla suçladığını dile getirmeye çalıştı. Ancak pankartı açanlar yaptıkları açıklama ile olayı aydınlatarak son noktayı koydu.

Musa Aydın... Ne yazsak ki onun hakkında? Takıma katıldığında sevinmiştim aslında, umudum da çok fazla idi. Ancak ilk iki maçta kestirmiştik ne yapacağını, yine de desteğe devam edelim dedik ama çekilecek durumda değildi ne yazık ki. Hatta belki de takıma tepkiler ona yapılan tepki ile başladı desek yanılmış olmayız. Bir ara takımdan kesik yedi, sonra tekrar döndü takıma ama hiçbir şey değişmemişti. Musa Aydın ilk yarının en kötüsüydü. Net! Bu performansına rağmen hocanın hala neden bu kadar ısrarcı olduğunu kestirmek zor.

Umduğumuzu bulamadığımız transferlerden biri de Mehmet Eren oldu. O da ilk haftalarda bulduğu şansı iyi değerlendiremedi. Özellikle ağırlığı sıkıntı yarattı takımda. Ne yazık ki o da geçer not alamadı tribünlerden.

Eski topçularda da düşüş vardı bu yıl. Ömer Çatkıç'ın artık bu takımda tek vasfının abilik yapmak olması gerektiğinde birleştik hepimiz. Zamansız çıkışları puan kayıplarına neden oldu. Yerine oynayan Sammy'yi zaten daha önceki maçlardan az çok biliyorduk. Kazanacağı tecrübelerle iyi bir kaleci olacağı aşikâr. Bunu da son haftalarda gösterdi. İkinci yarıda da bana kalırsa Sammy ile devam etmeliyiz.

Sezona vasat başlayanlardan biri de Ali Turan idi. Yaptığı hatalar saç baş yoldursa da daha sonra toparladı kendini. Özellikle son haftalarda en beğendiğim topçuların başında gelmeye başladı. Yanında oynayan Deniz Barış da alıştığımız Deniz idi. Zaman zaman hatalı pasları ile heyecanlansak da o da defansın ortasında bana hep güven verdi. İkinci yarıda da bu ikiliden vazgeçemeyiz gibi duruyor.

Takımın kilit adamı Uğur İnceman... O da bir tutturamadı zaten. Ya çok iyi oynadı, ya da sahada yoktu. Onun olduğu maçlarda çok iyiydik, olmadığı maçlarda en sıkıcı takımdık diyebilirim. Uğur'un performansını tüm sezona yayması lazım, yoksa ikinci yarı yine çok ahlarız vahlarız.

Forvet, forvet, forvet... Birbirine alışmış, yıllardır Antalyaspor forması giyen 3 kişi var ileri uçta. Bu yıl bonservisi ile aldığımız Tita, yıllardır Galatasaray'a gidemeyen Necati Ateş ve Bank Asya yıldızı enişte Ali Zitouni... 3'ü de ilk yarıda neredeyse hiçbir şey koymadılar ortaya. Necati'nin yorgun halleri ile, Zitouni'nin beceriksizliği ve cesaretsizliği ile, Tita da yazın yapamadığı antrenmanların verdiği hamlığı bir türlü üstünden atamaması ile geçti ligin ilk yarısı ve sonuç olarak 17 maçta atılan 13 gol... Takım otobüsünü, tesisleri satıp forvet almak lazım bu takıma.

Mehmet Özdilek hakkında da bir iki kelam etmek gerekir. Blogu takip edenler bilir, hocayı çok seviyoruz. Ancak artık bazı şeyleri eleştirmenin vaktidir. Evet; hoca Antalyaspor'u çocuğu gibi görüyor, ona göre transferler yapıyor, ancak o da eksikleri görmelidir. Ayrıca hoca bu yıl yine değişiklikleri beraberlik isteyen takım görünümünde kullandı hep. Musa'ya çok şans tanıdı; ancak aynı şansı nedense Emrah'a vermedi. Hocadan istediğimiz daha yırtıcı, mağlup durumda iken bile biz bu maçı alırız dedirtecek bir takım...

Yönetim için söyleyeceğim şeyler belli aslında. Evet; maddi açıdan iyi yönetildiğimizi görüyoruz. En azından öyle olduğuna inanıyoruz. Çünkü önceki yıllarda çok muhattap olduğumuz icra memurları gezmiyor tesislerin etrafında, vergi rekorları kırıyor Antalyaspor AŞ... Ancak şöyle bir durum var. Tribüne gelen kişiler bir şirketin hissedarları değil, bir spor kulübünün taraftarı. Yani mutlu olmak için sahada iyi futbol görmek ister. Ondan dolayıdır ki Hasan Akıncıoğlu özellikle forvet arayışlarını hızlandırmalıdır. Yoksa sportif anlamda eleştirilerin önüne geçemez. Akıncıoğlu bu yıl bir kaç konuda daha hatalıydı bana kalırsa. Şike vakaası... Bunun hakkında çok yazı yazdık. Ancak başkan sağlam bir duruş sergileyemedi bu konuda. Ayrıca İstanbul maçlarında delinen %5 meselesi... Başkanın kapalı tribünde bulunan İstanbul takımının sempatizanları ile ilgili yaptırımlarda bulunması lazım bir an önce. Çünkü kendisi açıklamalarından anladığımız kadarı ile zaten Antalyaspor taraftarına sırtını dönmüştür.


Tribün bana kalırsa bu yıl Mardan'daki en iyi durumda idi. Kale arkasında 07 Gençlik her maç üzerine koyarak gitti. Özellikle küfür konusunda takındıkları duruş çok başarılıydı. Tribün olaylarından en az cezayı almış olabiliriz bu sezon, o derece... Özellikle kıpkırmızı bir Antalyaspor tribünü için çok uğraşıyorlar. Bu konuda kimin emeği varsa teşekkür etmeyi bir borç biliriz. Bu kadar güzel geçen bir sezonun sonunda Bursa deplasmanında yaşananlar ise yakışmadı. Bursa'da alkışlanan bir Antalyaspor tribünü vardı ama tribünde kan akması hiçbir yerde kabul edilemez. Bu lekenin bir an önce temizlenmesi gerekir.

Açık tribünde olan Grup 1966'yı aynı tribünde olmamıza rağmen çok takip edemedim açıkcası. En üst katta olmaları bir handikap onlar için. Mersin maçında en alt kata inmişlerdi ve bütün tribünü güzel yönetmişlerdi. Ancak sanırım jandarma ile sıkıntı yaşamışlar ve kombinelerinin olduğu üst kata geri döndüler. Orada tribün yapmak gerçekten zor. Açık tribündeki münferitler de sessizlik anında sağlamdılar. Takımı eleştirinin başında da açık tribün orta kat vardı.

Doğa'dan bahsederken dile getirdiğim "Nankörlük yok Doğamızda" pankartı çok tartışıldı dedik. Bu pankart farklı yönlere çekildi. En kötüsü de kendi futbolcusunu maç satmakla suçlandığı belirtildi. SevenAs zaten açıklamasını yaptı: "Öyle bir ithamımız olsaydı tepkimiz çok farklı olurdu." diye... İnsanları karalamak bu kadar kolay değildir, bunu da bilenlerin en başında SevenAs gelir bana göre.

Bu yıl, uzun zamandır dillenmeyen bir slogan geri döndü tribünlere: Oyna, oyna, oynasana lan... Uzunca bir zaman da bu slogan tartışma sebebi oldu. Bunun üzerine bir ton yazı yazıldı. Uzadıkça uzadı mevzu... antalyasporum.com un yazdığı 'Homurdanmayın' da tuz biber oldu bu mevzuya. Artık iş biraz da inada binmişti sanki. Medya ile taraftar kapışmasına... Takımı öven herkes yönetim yalakası, takımı eleştiren herkes içimizdeki İrlandalı, rantçı... Gerçi biz de blog olarak hep yönetim yalakası olarak görüldük ama varsın olsun. Homurdanmayın işi inada bindirdi dedik ya Ankaragücü maçında son dakikalarda gelen golden sonra açık tribünde belli bir kitle Homurdanıyoruz diye bağırıyordu. Kişisel olarak ben n'apıyordum o sırada tribünde diye merak edenler varsa da hiç oynasana lan diye bağırmadım. Çünkü sevmiyorum o sözü... Ancak "Söylesene bize hoca takım niye oynamıyor?" diye bağıranların başında geldiğimi belirtirim.

İlk yarının böyle sonuna geldik. Takım ile taraftarın arası fazla açılmamalı. Takım ile tribün yine yek vücut devam etmeli mücadeleye. Takıma yapılacak 2-3 takviye ile ben yine hedefi olan bir takım görüntüsüne kavuşacağımıza inanıyorum. Bakalım önümüzdeki transfer döneminde neler yaşayacağız. Ne olursa olsun, bu takımın peşinden koşmaya devam edeceğiz.



*İkinci fotoğraf ile son fotoğraf Koray Geçgel'in twitter sayfasından alınmıştır.
*Emrah Başsan ve Tita fotoğrafları Murat Özgen'in twitter sayfasından alınmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Küfür ve hakaret içeren yorumlarınızın yayınlanmayacağını hatırlatır, yorumlarınızı paylaşarak blogumuzu zenginleştirdiğiniz için teşekkür ederiz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...