Matematikteki ortak çarpan parentezi gibi bir uygulama olsa bu yazının ortak çarpanı mükemmel olurdu. Bir gün önceki yağmurlu, rüzgarlı havaya inat bir bahar sabahına uyandık cennet şehirde. Sabah uyanır, uyanmaz içim içime sığmıyordu ki, maça gideceğimiz arkadaşlar da o durumda olduklarından hemen buluşuldu.
Maç öncesi yazısını tam yazamadım gerçi ama çok umutluydum bu maçtan. Uzun zamandır hissetmediğim bir güven vardı. Ancak en son böyle hissettiğimde hiç beklemediğimiz bir yenilgi almıştık, bu yüzden yine korkuyordum açıkcası...
Maçtan önce havanın da verdiği ayrı bir mutlulukla Mardan'ın yolunu tuttuk. Trabzon maçı için olağan bir kalabalık vardı bilet fiyatlarının pahalılığına rağmen. Ancak tribüne girenlerin çoğunun kombineli olması mutlu ediyor artık bizi. Biraz da zorlama ile oturmaya başladı şehirde kombine bilinci. Hele stat şehir içinde olsa neler olacak kim bilir.
İstiklâl Marşı okunurken girdim stada. Tam üst kata çıkarken 07 Gençlik Burak Yılmaz'ı tribüne çağırıyordu. Bu hareket beni çok şaşırttı. Çünkü benim kinim hala devam ediyor Burak'a, ancak sanırım bu çağırış işe yaradı Burak hiç bir varlık gösteremedi maç boyunca. Gerçi Trabzonspor da Burak'tan farksız değildi.
Galatasaray maçında Antalyaspor hakkında yazamadım. O maçta da çok beğenmiştim takımı, dün çıplak gözle izleyince yine hayran kaldım. Takım istediği zaman o kadar güzel futbol oynuyor ki gerçekten heyecandan yerime oturamıyorum. Bu maçta da bazı bazı oluşturdukları pas trafiğinde Trabzonsporlu futbolcuların resmen başı döndü. Tribün jargonu ile şiir gibi futbol oynuyorduk resmen.
Bunda Mehmet Özdilek'in büyük katkısı var. 3 gün önce zorlu Galatasaray deplasmanına çıkan 11 ile Trabzonspor karşısına çıkan 11 içerisinde 5 farklı oyuncu var. Yani takımın yarısı farklı ve bu takım en büyük gol silahı Necati'yi göndermiş. Bu şekilde oturup düşündüğünüz zaman iki maçta da rakiplerinden üstün performans sergileyen bu takımı alkışlamak boynumuzun borcudur.
Yine böyle bir pas organizasyonunda geldi zaten gol. Özellikle son 3 haftanın en iyi isimlerinden Mehmet Eren öyle bir noktaya yolladı ki topu, benim ve çoğu futbolseverin Türkiye'de en iyi kaleci dediği Tolga topa yetişemedi. Trabzon'un golü geldiğinde, bir an korkmadım değil yine mi öne geçtikten sonra puan kaptıracağız diye ama çocuklar o kadar güzel top oynuyorlardı ki hep "Yok abi çeviririz biz bu maçı" diyorduk.
Bu maçta Antalyaspor'daki en büyük değişiklik attığımız şut sayısı idi. Sürekli bundan şikayetçiydik. Şut atmadan gol olmaz, şut atmalıyız diye... Ancak bu maçta özellikle Mehmet Eren ile Emrah fırsat buldukça şut çektiler. Kerem zamanında attığı gibi şut denemelerinde bulundu. Tribünde kimse şut çeken futbolcuya kızmaz, kızamaz. Her şuttan sonra da alkış koptu zaten tribünden.
Yeni transferlerden Jaba da sırıtmadı maçta. Fizik olarak tam hazır olmadığını görsek de özellikle ilk yarı her topta vardı. Yere düştüğünde bile topu kaybetmemek için çok çaba sarf etti. Fiziksel açıdan da hazır hale geldiğinde Tita ile çok canlar yakacaklar.
Emrah; bambaşka olma yolunda hızla devam.
Mehmet Eren; zamanında çok kızdık sana tribünden, bizi utandırmaya devam.
Ömer;her zaman hatalı çıkışların ile eleştirdik seni ama bu maç mükemmeldin.
Minev; sen bu takıma çok yakıştın.
Doğa; hareketliliği, topa sahip oluşu, takıma katkısı muazzam.
Ali Turan ve Ali Tandoğan; siz bu takımın vazgeçilmezi oldunuz.
3 haftadır sevincimiz kursağımızda kalıyor. Sürekli öne geçiyoruz, ya berabere bitiyor ya yeniliyoruz. Bu sefer kıralım şeytanın bacağını maç sonu kutlayalım 3 puanı. Ele güne karşı saldır Antalya!
Sezon başından beri takım anlamında en zayıf bölgemiz forvet hattıydı. Ancak taraftarın sürekli olarak bu bölgeye transfer istemesine rağmen yönetim ekonomik nedenlerden dolayı böyle bir transfere pek de istekli gözükmüyordu. İstekliyse de bunun taraftara yansımadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
En nihayetinde ara transfer döneminin son günü Necati'nin Galatasaray'a gidişi ile iyice forvetsiz kalınca hem Jaba'yı hem de Sinan Kaloğlu'nu kadromuza kattık. Jaba'nın Süper Lig performansı 141 maçta 54 gol, Sinan Kaloğlu'nunki ise 164 maçta 43 gol... Umarım Antalyaspor formasıyla bu gol sayılarına dahalarını da eklerler ve derdimize derman olurlar.
İnternette bu iki isim hakkında araştırma yaparken iki videoya denk geldim.
İlk video Jaba'nın Azerbaycan günlerinde FC Baku formasıyla attığı gollerden oluşuyor. İki lig arasında fark olduğunu kabul etmek gerekir ama Jaba da performans olarak hiç fena gözükmüyor. Videoyu yükleyen kişinin videonun altına düştüğü "Bakı klubu seni çox seviyor ve seni heç bir zaman unutmayacaq." yorumu da gözden kaçmasın.
İkinci video ise Sinan Kaloğlu'nun gollerinden oluşuyor. Video 2008'de yüklenmiş. Yani pek güncel değil. Dolayısıyla Sinan Kaloğlu'nun Bochum ve Vitesse günleri hakkında bir izlenim edinmemize yardımcı olmuyor ama içerisinde güzel goller var.
Antalyaspor'un forvet eksiği sezon başından beri bilinen bir gerçek. Devre arasında forvet transferi bekliyorduk ancak gerçekleşmedi. Pedro forvet olarak oynayabilen bir adam olsa da esas kanat oyuncusu olduğu biliniyor. Bu sebepten dolayı kimse mutlu değildi transfer döneminde.
Son dakikada Necati'nin Galatasaray'a transferi ile ortalık birbirine girdi. Zaten forvet yok takımda, bir de Necati gidince kaldık forvetsiz. Hemen iki futbolcu ismi gündeme geldi, gelen bilgiler pek tatmin edici isimler olmadığı yönündeydi ve beklendiği gibi oldu.
Karabükspor'dan gönderilen kaleci Orkun ile forvet Sinan Kaloğlu... Kaleci arandığı Sammy sakatlandığından beri dillendiriliyordu da Polat varken Orkun gerekli miydi? Ömer hiç güven vermese de bir şekilde götürüyor takımı, Orkun Ömer'in önüne geçebilecek mi?
Sinan Kaloğlu ise başarısız bir transfer bana kalırsa. 16. sıradaki Karabükspor'dan gelen oyuncu, Süper Lig'te 5 maçta kadroya girmiş. Bu bu 5 maçın 3'ünde sahaya sonradan dahil olarak toplam 20 dk görev yapmış. Golü yok. Böyle bir istatistiğe sahip futbolcu play-off hedefi olan bir takımda başarılı olabilir mi bilmiyorum. Ancak Antalyaspor'un da ölüyü dirilten özelliği inşallah bu sefer de işe yarar da bizim bu yazdıklarımız boşa çıkar.
Son anda gerçekleşen sürpriz transfer ise Jaba... Ankaraspor'da "Tita'nın Kankası" olarak tanıdığımız Jaba adınan sıkça söz ettiriyordu ancak Bakü'de ne yaptığı hakkında bilgim yok. İnşallah Tita ile eski günlerindeki uyumu gösterirler yine. Çünkü Tita özlediğimiz, bildiğimiz Tita performansını yakaladı sayılır, inşallah onunla beraber daha da açılır.
Evet, transferler çok tatmin etmedi bizi ancak yapacak birşey yok. Öyle ya da böyle bu futbolcular Antalyaspor formasını ıslatacaklar, biz de onlara elimizden geldiğince destek vereceğiz.
Ben dün Galatasaray-Antalyaspor maçı sanarak sanırım yanlış bir maç izlemişim. Niye böyle mi düşünüyorum. Çünkü maçtan sonra eve geldim ve maçla ilgili yorumları okumaya başladım ki ne göreyim okuduğum hiçbir yorumun benim izlediğim maçla alakası yok. Biraz anlatayım isterseniz de bir söyleyiverin yahu ben yanlış maçı mı izlemişim.
Benim izlediğim maçta sahada biri sarı-kırmızı formalı biri mavi formalı iki takım vardı. Emin olamadığım için forma renklerini, forma numaralarını kullanarak bu maçtan aklımda kalan bazı pozisyonları yazacağım. Eğer bu pozisyonlar Galatasaraylıların izlediği maçta da olduysa demek ki doğru maçı izlemişimdir ve gördüğüm kadarıyla hiçbir Galatasaraylı bu pozisyonları dillendirmiyor demektir. O zaman bu pozisyonları ben dile getireyim ve Galatasaraylılara bazı sorular sorayım.
1) Dakika 24'te top bir ara taca çıktı ve sarı-kırmızı formalı takımın teknik direktörünün önüne geldi. Benim bildiğim normalde böyle durumlarda teknik direktörler topa dokunup taç kullanacak oyuncuya yardımcı olurlar ama bu pozisyondaki teknik direktör topa sert bir şekilde vurarak topu yarı sahaya kadar gönderdi. Ancak hakem oralı bile olmadı.
Bu olayın görüntüsünü bulamadım. Çünkü medyamız pek sevmez böyle görüntüleri paylaşmayı ama aynı hareketi Mehmet Özdilek yapmış olsa belki de şimdiye Mehmet Özdilek çoktan hedef tahtasına oturtulmuş olacaktı. Hatta ben de eleştirirdim hocayı maçın daha başlarında oyunu boşu boşuna gerginleştirebilecek bu tarz bir hareket yaptığı için... Peki, sorarım teknik direktörün önüne gelen topla 'şut çekmesi' normal midir? Normalse bu yüzden mi bu pozisyonun ardından Fatih Terim bir sözlü uyarı bile almadı?
2) Dakika 34'te sarı-kırmızı formalı bir oyuncunun sağ kanattan açtığı ortada mavi formalı oyuncunun elleri açık olmamasına rağmen ceza sahası içinde top eline çarpınca hakem penaltı verdi.
Var mı bir tane Galatasaraylı bu pozisyonu gören? Yukarıdaki karede top tam Emrah'ın yüz hizasında... Peki ortada açık olan bir kol gören var mı veya pozisyonda Emrah'ın yüzünü korumak dışında bir amacı olduğunu iddia edecek olan? 1-0 önde olduğumuz bu dakikada verilen bu yanlış karar ile maçtaki üstünlüğümüz bir anda elimizden alındı.
3) Bu penaltı pozisyonu sırasında bir de şöyle bir olay oldu. Penaltı kullanılırken sarı-kırmızı formalı takımın 9 numaralı oyuncusu mavi formalı takımın 24 numaralı oyucusunu önce çekti, sonra itti. Mavi formalı oyuncu bu hareketlere rağmen bir şey yapmayıp başka ceza sahası yayının diğer tarafına geçti ama bu sırada sarı-kırmızı formalı oyuncu hakeme bir itiraz da bulunuyordu. O da yetmedi mavili oyuncunun olduğu bölgeye yeniden gitti, arkasına geçip, sol topuğuna bastı ama hakem bu hareketinden dolayı da sarı-kırmızılı oyuncuya herhangi bir kart göstermedi. Hatta bu pozisyondan dolayı hakeme itiraz eden mavili takımın kalecisine sarı kart gösterdi.
Fotoğraf karesi bana yetmedi diyenler için olayın videosunu da ekledim. Elmander hakeme neyin itirazını yapıyor biri bana açıklasın. İlk anda Deniz'i kendi üzerine çeken kendisi değil mi? Önce kendi üzerine çekip sonra faul var demenin peşinde mi bu itirazla? Eğer öyleyse futbol ne zaman bu kadar küçük hesapların oyunu oldu? Kaldı ki Deniz Barış sana faul yapıyorsa adam gitmiş yayın diğer tarafa niye peşinden gidiyorsun? İşin topuğa basma kısmına gelince o konuda bir şey sormama gerek var mı?
4) Böyle böyle devre arasına 1-1'lik eşitlikle girildi. İkinci yarı başlamadan önce bir baktık ki sahanın ev sahibi takımın hücum edeceği yarısı temizlenmiş, diğer yarısı ise aynen duruyor. Bir taraf yeşil, bir taraf beyaz...
Buna benzer bir olay Sivasspor deplasmanında başımıza gelmişti. Ancak onda sadece bizim ceza sahamızın içi temizlenmişti, Galatasaray maçında ise neredeyse tüm yarı sahamız temizlendi. Peki böyle bir ahlaksızlık olabilir mi? Bu kadar göstere göstere bunu yapmanın bir yaptırımı yok mudur?
5) Sarı-kırmızılı takım 57. dakikada 15 numaralı bir oyuncuyu aldı oyuna. Bu oyuncu faul beklediği bir pozisyonda hakem faul vermeyince eliyle hakemi sağ omzundan itti. Ancak hakem bu pozisyonda kendisini ittirmesine rağmen kart göstermedi
Baros'un Ali Turan ile girdiği hava topu mücadelesinde kim kime faul yaptı tartışılır. Bu pozisyon için hakemin kararı doğru da diyebilirsiniz, yanlış da... Haa bana sorarsınız hakemin kararı doğru ama bunun asıl değineceğim konu ile alakası yok. Benim de Baros bu karara itiraz etmekte haklı dediğimi varsayın. Olay böyle olsa bile oyuna girer girmez daha ilk pozisyondan Baros'un bu kadar sinirlenip hakemi itip kakmaya hakkı olabilir mi? Bir de Baros zaten 57'de girdi, 71'deki penaltı itirazlarıyla da oyundan atıldı. 14 dakika oyunda kalmışsın, neyin siniri ki bu böyle?
Galatasaraylılar işte bu pozisyonlardan hiç söz etmeden koparıyorlar yaygarayı da el insaf be arkadaş... Neymiş 3 penaltısını vermemiş İlker Meral Galatasaray'ın... Ha maşallah! Yahu neyin 3 penaltısını konuşuyoruz? Maçın skoru 1-1... Gollerden biri Emrah Başsan, diğeri ise yan hakemin asistiyle İlker Meral... Olmayan penaltıyı veriyor da bu adam olanı mı vermeyecek?
"Son sözüm de Galatasaraylıların Ömer Çatkıç muhabbetine" diyeceğim de Ömer kendi cevabını her seferinde kendi veriyor. Bak ne diyorum? 'Cevap'. Nedir 'cevap'? Bir karşılık... Kısaca değinmek istedim bu konuya da ama umarım anlatabilmişimdir derdimi...
Yarın oynanacak Galatasaray maçı hakkında bir şeyler yazayım diye düşünürken önce Necati'nin dinlendirileceği haberi geldi. Sabahki son antrenmanı izlemeye gittğimizde Zitouni'nin kadroda olmayacağını öğrenmiştik ama takım otobüse binerken futbolcuların içinde Necati'yi göremediğimizde "Ya otobüse önceden bindi ya da takımdan ayrı gidiyor havalimanına." diye düşünüyorduk.
Bir iki saat sonra uzun zamandır aslında duymak istediğim haber geldi. Necati Galatasaray ile anlaşmış. Aldığımız haberle ilk başta bir "Oh be!" çektik Özgün ile. Çünkü bu transfer meselesi artık iyice bir kördüğüme dönmüştü ve Necati'nin Antalyaspor forması altındaki performansını gün geçtikçe zayıflatmaya başlamıştı. Sanki Necati'nin futbolunu ayakta tutan şey 'yuvasına dönme' hedefiydi. Bu hedefine ulaşamadıkça da ilerleyen yaşının da etkisiyle futbolunda bir düşüş ortaya çıkıyordu. Bunun yanı sıra Necati'ye benim zaten uzun zamandır hem blogta defalarca yazdığım, hem de dost meclisinde sürekli konuştuğum bir kızgınlığım var.
Necati 3 yıldır bu takıma emek vermiş bir futbolcu... Bu taraftar onu sevdi, onun hasta bir Galatasaraylı olduğunu kabul ederek sevdi. Hemen hemen her transfer döneminde adı Galatasaray ile anıldı ve bu durumda Antalyaspor taraftarının söylediği hep aynıydı: "Yolun açık olsun Necati!" Ancak bu son olay yenilir yutulur cinsten değil.
Transferin son günü olabilir, %1 gerçekleşme olasılığı olan bir olay gerçekleşmiş olabilir. Her şey olabilir. Ancak Necati'nin Galatasaray ile maçımız olduğu günün öncesinde hocaya gidip "Ben Galatasaray ile anlaştım, oraya gitmek istiyorum." deme lüksü olamaz. Sen eğer bu takımın formasını giyiyorsan sözleşmen olduğu sürece çıkıp aslanlar gibi topunu oynamalısın. Yıllarca sana bilinen Galatasaray sevgine rağmen sahip çıkan, destek olan, adına besteler yazan taraftarı böyle sırtüstü bırakamazsın. Bu ne futbolculuk etiğine sığar, ne de adamlığa.
Necati bu takımın abisi idi. Takım İstanbul'a maça gidiyor, o kadar arkadaşı İstanbul'a puan mücadelesine giderken onları yalnız bırakmak yakışıyor mu Necati'ye? Onu en kötü zamanında bile alkışlayan taraftara sırtını dönmek ona yakışıyor mu? Hadi Galatasaray ile anlaşamadı Necati, haftasonu Trabzonspor maçında sahada olursa tribünler ona nasıl sahip çıkacak?
Burada yönetime de bazı sorular sorulmalı. Aylardır bas bas bağırıyoruz forvet forvet diye. Siz bu durumu bilmenize rağmen Necati'nin her fırsatta "Galatasaray isterse giderim." demesine rağmen hiç B planınız yok muydu? Yoksa Zitouni ile müzmin sakat Mehmet Yılmaz'a mı güvendiniz? Apaçık bir forvet ihtiyacımız olduğu halde bu konuda bir transfer bu saate kadar yapılmadı. Bu saatten sonra yapılır mı emin değilim ama bana sorarsanız Necati gitmese bile kadro dışı bırakılmalıdır. Madem transferi gerçekleştiğinde biz bu futbolcularla ikinci yarıyı geçirecektik, yine geçiririz.
Bu forma bazıları için İstanbul formasına göre ikinci planda olabilir ama peşinden kilometrelerce gittiğimiz forma ile kimsenin dalga geçme lüksü yok. Değerlerimizi satmayalım.