22 Mart 2011

Konya Deplasmanı

Kesin gidiyoruz Konya'ya diye daha Beşiktaş maçında konuşulmaya başlanmıştı. Maç günü cumartesi olarak açıklanınca ah dedik gidecek adam zor buluruz. Antalya'da maçlara beraber gittiğimiz abilerimizin toplantıları çıktığı için kalkacak araba da yalan oldu. Sonra yine bir şekil ayarlandı. Özgün ile beraber ödenecek olan kirayı yalan edip bir otobüs firması ile o Ankara'dan ben Isparta'dan yola çıkıp Konya'da buluşmak üzere anlaştık. Özgün biletleri aldı. En son konuşmamızı yaptık internette, yarın görüşürüz dedik ki bu vedalaşmadan yarım saat sonra Özgün'den acı haber geldi. Özgün'ün büyükannesi ne yazık ki vefat etmiş. Haliyle bizim deplasman da yalan oldu deyip biletleri iptal ettirdik. Ancak gece içim içimi yediğinden olsa gerek ilk işim sabah 05:00'da uyanıp ilk otobüsle Antalya'ya gitmek oldu.

Red Soldiers'tan abilerimin ayarladığı arabayla gidicektik Konya'ya. Yola çıktığımızda daha Manavgat'a gelmemiştik ki geceden Baha ve Halit abilerin başını getirdiği bestenin sonunu bağladık hep beraber. 10 numara deplasman bestesi çıktı ortaya. İnşallah ileride söylenir tribünlerde de. Manavgat'ta alışveriş yapıldı, iddaa oynandı, tekrar yola çıkıldı. Konya'ya yaklaştıkça her 5 km'de bir duran jandarmaya şaşırırken Seydişehir girişinde polis ile ilk münasebetimiz oldu. İyi niyetli, sanırım biraz da canı sıkılmış bir polis aracı bize eşlik etmeye başladı ama esas bomba polislere rakı alabileceğimiz yer soran Cüneyt Kaptan'dan geliyordu. Acaba bu polis bize ne kadar eşlik edecek diye düşünürken kendimizi 60-70 polisin beklediği bir karakolun önünde bulduk. Biz şaşkındık şaşkın olmasına ama bekleyen polis daha şaşkındı. Polisin gidin, gelmeyin buraya işaretlerinden sonra yolumuza devam ettik.

Konya'ya 30 km kala mangal için mola verildi. Seyit Abi'nin hazırladığı tavuklar Halit Abi'nin aşçılığı ile birleşince ortaya az pişmiş bir ziyafet çıktı. Ne yapalım kömürler bu kadarına yetti. Tayfada herkesin karnı doyduktan sonra maça yarım saat kala herkesin uykusu geldi. Hafif hafif esen rüzgar altında acaba maça girmesek de uyusak mı diye düşünülmedi değil yani.

Konya girişinde 07 Gençlik'in otobüsü ile buluşulduktan sonra polis eskortu ile stada varıldı. Biletler alındı, maça girildi. Daha pankartları bağlarken Konya tribünlerinden gol sesi yükseldi. Allah yedik golü derken hakemin golü vermediğini görüp rahat bir nefes aldık. Grup 1966'nın maçın 15. dakikasında girmesi ile daha güçlü hale geldik ve desteğe hep bir ağızdan daha sağlam devam ettik.


Devre arasına 0-0 giderken sağ tarafımızda açılan Denizlispor atkıları bir an tribünlerimizi galeyana getirse de herkes sonra sakinleşti. İkinci yarı başlarken Antalyaspor taraftarı resmen Konya Atatürk Stadı'nı esir almıştı. Özellikle ilk 15-20 dakika sadece bizim sesimiz duyuluyordu tribünlerde. Gol gelmedikçe daha da arttı desteğimiz, ah bir de gol olsaydı....

Son dakikalara girerken Konyaspor taraftarı ile dalaşmalar başladı. "Konya Gol Gol Gol" girişimleri sayemizde hüsranla sonuçlanıp duruyordu. Küfür eden Konya tribünlerine cevap Konya havası ile geliyordu. Ardından Konya Atatürk Stadı'nda Akdeniz Akşamları yaşanmaya devam ediyordu.

Maç 0-0 bitti. Kaçırdığımız 2 puandan ziyade bizi takımın oyunu üzüyordu. Vasatın çok altında olan Konyaspor'dan 3 puanı almamız lazımdı. Özellikle forvet hattında oynayan oyuncularımızın kendilerini bir an önce toparlaması gerektiği aşikar...

Statta Antalyaspor taraftarı 19:30'a kadar bekletildi. Bu sırada tribün içerisinde ilk gergin anlar yaşanırken daha sonra yerini eğlence aldı. Dakikalarca beste söyleyip dans eden Antalyaspor taraftarları çıkışı bekledi. Özellike 07 Gençlik üyelerinin tek tip görüntüleri görülmeye değerdi.


Stadyumdan çıktıktan sonra Antalyaspor takım kafilesi ile beraber gideceğimizi anlayınca daha da bir heyecan kapladı içimizi. Çünkü Konyaspor taraftarının ilk maçta taşlanan Konya otobüsünün intikamını(!) alacağını biliyorduk. Aslında bir yerde iyi olmuştu takım ile gideceğimiz... En önde takım otobüsü, arkasında gazetecilerin arabası onun da arkasında bizim araba yola çıktık. Konya polisi gerçekten iyi iş çıkarmıştı. Her köşede bir ekip arabası, her sokak başında polis bekliyordu. Yavaş yavaş merkezden çıktıkça taşlayacak adam toplayan polisler de görülüyordu.


Tam bir benzinliğe geldiğimiz sırada eli kapı açma tuşunda olan 4-5 tane Konyalı gören Cüneyt Kaptan direkt durdurdu arabayı. Çocuğun bir tanesi ilk taşı attığında bizim araba boşalmıştı. En önde olduğumuzdan sadece biz varız zannediyordum ama arkamı döndüğüm anda gördüğüm görüntü inanılmazdı. 2 otobüs, 2 Volt'ta bir tek adam kalmamıştı. Herkes Antalyaspor kafilesine taş gelmesin diye kendini öne atmıştı. Özellikle 07 Gençlik polarları bir garip parlıyordu. Gerçekten etkilenmemek imkansızdı.

Burda taraftara ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Stadyumdaki destekten sonra bir kez daha o olayda gurur duyduk taraftarımızla. Belki az kişiyiz ama herkes birbirini kolluyor, armayı taşıyan diğer kişiye bu Red Soldiers'tan, bu 1966'dan demeden herkes kardeş gözü ile bakıyor. Kimse gözünü kırpmıyor bir olay olduğu sırada. Antalyaspor taraftarı bir bütündür, bizi yıkmak çok zordur.

Taraftarımızın o kovalaması sayesinde sadece ilk başta bahsettiğimiz taş gazetecilerin arabasına denk geliyor, oradan hasar yiyorduk. Onun dışında hiçbir otobüste ani durmadan kaynaklanan ufak bir kazadan başka hasar meydana gelmiyordu.

Bu olaydan sonra küçük taşlama girişimleri olsa da açık giden arabaları gören Konyasporlular ellerindeki taşları bırakıp kaçtıklarından başka olay olmadan şehirden çıkılıyordu. Artık bize de dinlenme vakti gelmişti. Isparta'da saat 06:00'da başlayan deplasman yolculuğu 00:30'da Antalya'da son buluyordu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Küfür ve hakaret içeren yorumlarınızın yayınlanmayacağını hatırlatır, yorumlarınızı paylaşarak blogumuzu zenginleştirdiğiniz için teşekkür ederiz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...